Bu haber kez okundu.

Küreselleşme, Vahşi Kapitalizmin Yeni Maskesi mi?
KÜRESELLEŞMENİN EKONOMİK BOYUTU

Küreselleşmenin ekonomik boyutu, başta Amerikan olmak üzere küresel devlerin uluslarüstü şirketlerinin, ulusal ekonomiler üzerindeki tahakkümününe işaret etmektedir. Bu anlamda küreselleşme vahşi kapitalizmin son aşamasına karşılık gelmektedir.

Küreselleşemenin ekonomik boyutunda IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü (WTO) gibi kurumların yanısıra Avrupa Birliği (AB), OECD gibi uluslararası birlikler ve nihayet Uluslarüstü Şirketler öne çıkmaktadır.

Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA), Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) ile kısa adı MAI olan "Çok Taraflı Yatırım Anlaşması (Multilateral Agreement on Investment)" ise adeta işin anayasasını oluşturmaktadır.

ÇOK TARAFLI YATIRIM ANLAŞMASI (MAI) ya da MİLLİ EKONOMİLERE ÖLÜM!

Küreselleşmenin ekonomik boyutunu herhalde MAI'den daha çarpıcı biçimde yansıtan bir gösterge zor bulunur.

Çok Taraflı Yatırım Anlaşması (Multilateral Agreement on Investment) Ekonomi~|~k İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD)'ne üye 29 ülke tarafından, 1995 yılından bu yana gizli olarak yürütülen uluslarüstü sermayenin "anayasa"sı olarak tanımlanabilir.

Anlaşmanın amacı, OECD Bakanlar Kurulu'nda oldukça masumane bir biçimde "Uluslararası yatırım alanında, yatırım rejimlerinin liberalleştirilmesi ve yatırımların korunması için yüksek standartlar ve etkili anlaşmazlık çözme yöntemleri getiren geniş bir çok yanlı çerçeve sağlamak" diye açıklanıyordu.

Oldukça masum görüren bu cümlenin Türkçesi şuydu: Dünya uluslarının, yeraltı ve yerüstü kaynakların, tüm ekonomik alan ve değerlerin uluslarüstü sermayenin hizmetine sunulması idi. Siz isterseniz buna sömürü adını vermeyin!

MAI, milli ekonomilerin idam fermandır, kelimenin tam anlamıyla Sözde Sevr Antlaşması'nın ekonomik karşılığıdır. Başka deyişle Ekonomik?Sevr Anlaşmasıdır MAI.

Nereden çıkarıyoruz bunu? Hiç dolaylandırmaya gerek yok! Bizzat söz konusu anlaşmanın ilgili maddelerinden izleyelim.

Kapitalizme uluslarüstü sermaye olma özelliğini kazandıran maddelerin başlıcaları ise şöyledir: "MAI anlaşmasını imzalayan ülke, yabancı yatırımcılara en az (benzer koşullarda) kendi yatırımcılarına yaptığı uygulamalar kadar eşit uygulama yapacaktır."

"Anlaşmaya üye olan ülke bir yabancı yatırım kuruluşuna, edinimi, büyümesi, idaresi, işletimi veya hareket tarzı ile ilgili aşağıda sıralanan hiçbir gerekliliği dayatamaz, empoze edemez veya savunamaz, yahut herhangi bir taahhüt veya sorumluluğu dayatamaz."

MAI, böyle buyuruyorsa "Ulusal egemenlik nerede kaldı?" diyebilirsiniz. Açıklaması basit, sermaye uluslarüstü olur da egemenlik uluslarüstü olmaz mı? Uluslarüstü sermayenin dokunulmazlığı da vardır. Eğer yabancı sermayenin kamulaştırılaması tek seçenek ise uluslarüstü şirketlere her türlü tazminat anında ödenecektir: "Sözleşmeye taraf olan ülke, kamu çıkarı dışında bir amaçla ... bir yatırımı doğrudan veya dolaylı olarak kamulaştırmayacak veya millileştirmeyecek yahut bunlara eşdeğer etkide herhangi bir uygulamada bulunmayacaktır ... kamu çıkarı durumunda ise bedeli; çabuk, yeterli ve etkili bir biçimde ödenecektir."

"Her taraf ülke, kendi egemenlik sahasında bulunan ve başka bir taraf ülkenin yatırımcısına ait bir yatırımla ilgili tüm ödemelerin, gecikme olmadan, serbestçe egemenlik sahasına girip çıkmasını sağlayacaktır."

ULUSLARARASI TAHKİM KILIFI

Ulusal egemenlikten ve ulusal hükümetlerden umudunuzu kesmişken birden aklımıza "Bağımsız Yargı" gelebilir. MAI onu da karara bağlamış; ne ulusal hükümetlerin ne de ulusal yargıların dediği olur. "Uluslarüstü Yargı" ne güne duruyor !? MAI'den okuyalım: "Taraf ülkeler arasında (...) bu anlaşmayla ilgili herhangi bir taraf ülkenin isteği ile (...) bağlayıcı karara bağlanmak üzere hakem mahkemesine götürülecektir.

Yatırımcı ... (bir hükümetle arasındaki anlaşmazlığı) çözüm için şu mercilere götürebilir:

a) Anlaşmazlığa taraf olan ülkenin yetkili mahkemeleri veya idari mahkemeleri (...)

c) Bu maddeye uygun olarak hakem yolu ile."

"Hükümetler, başka bir taraf ülkenin yatırımcısının, doğrudan veya dolaylı bir biçimde üçüncü bir ülkede yaptığı, sahip olduğu veya kontrol ettiği yatırımlar nedeniyle, yaptırım getiremez veya imtiyazlardan mahrum bırakamaz."

Özetle uluslarüstü sermaye, MAI ile kendisine "Uluslararası Tahkim" adı altında hukuksal bir kamuflaj da üretmiştir.

Buna göre uluslarüstü sermaye sahibi olan şirket, yatırım yaptığı ülkeyle bir ihtilafa düşerse sorun uluslararası bir tür özel mahkemeye götürülecektir. Bu mahkemede 3 yargıç yer alacaktır. Yargıçlardan birisini davacı uluslarüstü sermaye sahibi olan şirket, diğerini davalı olan devlet belirleyecektir. Mahkemenin başkanlığını yürütecek olan üçüncü yargıcın kim olacağı konusunda taraflar anlaşırsa sorun kalmayacaktır. Eğer anlaşma sağlanamazsa ICSID (Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıkları için Çözüm Merkezi) ve ICC (Uluslararası Ticaret Odası) gibi uluslarüstü sermaye şirketlerinin atayacağı bir yargıç mahkemeye başkanlık edecektir.

Üçte iki çoğunluğun uluslarüstü sermaye şirketlerinden yana olan böyle bir mahkemeden bizler adalet bekleyeceğiz!

"Eyvah hata yaptık" demenin de bir bedeli var. BM'den NATO'dan hemen çıkabilirsiniz ama uluslarüstü sermayenin tahakkümününden çıkmak öyle hemen olmaz. MAI'nin ipi en az 15 yıl boynunda kalmak şartıyla isteyen ülke anlaşmadan çıkabilir: "Bu anlaşmanın bir taraf ülke için yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl içinde, o taraf ülke (...) anlaşmadan çekileceğine dair (...) yazılı bir istekte bulunabilir (...) Bu anlaşmanın hükümleri, çekilme isteğinin verildiği tarihten 15 yıl süre boyunca geçerli olmaya devam edecektir."

Uluslararası tahkim, 57. milliyetçi sol azcık da liberal olan hükümeti tarafından geriye yönelik işlemesi şartı dahil olmak üzere tamamen kabul edilmiştir. Böylece Ulusal Kurtuluş Savaşı ile kurtulduğumuz kapitülasyon kemendi 57. Hükümet sayesinde yeniden boynunuza dolandı.

Ama yine de avunabiliriz iktidar yalnızca liberal Anaplıların elinde değildi, hükümetin milliyetçi ve halkçı kanatları devleti ve milleti kapitülasyonlardan koruyabilmek için başarılı olamasalar da çok büyük kavgalar vermişti(!?).

ULUSLARÜSTÜ SERMAYEYE SAĞLANAN DİĞER AVANTAJLAR

Anlaşmanın diğer maddelerini de göz önüne aldığımızda uluslarüstü sermayeye sağlanan diğer avantajlar şunlardır:

1) Uluslararası tekeller askeri sanayi haricindeki her sektörde mülkiyet sahibi olabilirler.

2) Yabancı ülkelere girebilmek için yerli şirketlerle ortaklık kurma zorunluluğu yoktur.

3) Doğal tekel konumundaki sektör özelleştirmelerinde devletin % 15'lik payı elinde tutma zorunluluğu olmayacaktır.

4) Uluslararası tekeller petrol ve orman gibi yenilenemeyen veya uzun sürede yenilenebilen kaynaklar üzerinde sınırsız kullanım yetkisine sahip olacaklardır.

5) Hammadde veya ara malı sağlam konusunda inisiyatif yabancı tekellerde olacaktır.

6) Emek gücünün maliyeti düşürülecektir. Sigorta ve sendika dayatmaları olmayacaktır.

7) Yabancı sermayeye zorunlu kılınan belli oranda dışarıya ihraç etme zorunluluğu ortadan kaldırılacaktır.

8) Ülke içerisinde elde edilecek kârın tamamı ülke dışına çıkarılabilecektir.

Ali KARATEPE / Mustafa ÇİÇEK
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100