Bu haber kez okundu.

Küreselleşme, Vahşi Kapitalizmin Yeni Maskesi mi?
Soros'un kimi fonları Hıristiyan misyoner örgütlerin mi?

SOROS NEYİN NESİ?

"Soros" isminin tek bir birey olarak öne çıkarılması da rastlantısal bir durum değildir. Kuşkusuz Soros'un da kendine ait olağaüstü bir sermayesi olduğu muhakkaktır. Ama aslında Soros, bir fon yöneticisidir. Yönettiği fonlar içersinde en hacimli olanı ise "Quantum Fund" adı verilen, 11 milyar $ sermayesi olan ve bire on borçlanma kredibilitesine sahip bir fondur. Fon ortaklarının isimleri ve kimlikleri gizli tutulmakta ve böylece finans sermayesinin tüm vebali dünya halkları gözünde tek bir bireye indirgenebilmektedir.

Oysa, dünya çapında bire on borçlanabilme yetisine sahip bir varlık, olsa olsa dünya sermayesinin elitlerine, yani uluslarüstü şirketlere ait olabilir.

Zaten başka hangi gerekçe ile Soros gibi bir isim IMF, Dünya Bankası zirve toplantıları ve Davos gibi ekonomi elitlerinin bir araya geldiği en üst düzey toplantılara onur konuğu olarak davet edilebilirdi ki. (Gaye Yılmaz, Kapitalizmin ~|~Kaleleri?I IMF, WB ve AB, İstanbul, Mayıs 2000 http://www.antimai.org/kitap/kaptkal.htm)

IMF, Dünya Bankası zirve toplantıları ve Davos gibi global ekonomi elitlerinin bir araya geldiği en üst düzey toplantılara onur konuğu olarak katılan Soros'un ülke ekonomileri hakkında sahip olamayacağı sır var mıdır? Örneğin Türk ekonomisinin durumunu Türk yatırımcılardan çok evvel IMF'den öğrenen Soros'un Türkiye'nin alın terini borsa aracılığı ile çalıp çırpması hiçte zor olmasa gerek. Böyle de olmuyor mu? "Gazino ya da Kumar Kapitalizmi" denen şey de işte budur.

SOROS'UN KİMİ FONLARI HIRİSTİYAN MİSYONER ÖRGÜTLERİN Mİ?

Soros'un elindeki sermayenin kimlikleri gizli tutulan sahipleri kimler olabilir? Bu sorunun yanıtını bulmak çok zor gibi görünüyor. Ali Rıza Bayzan ile İbrahim Berk'in basım aşamasındaki "Küresel Vaftiz" adlı kitaplarındaki ipuçlarının izini sürdüğümüzde karşımıza Soros'un Hıristiyan Misyoner Örgütlerle yakın ilişkisi çıkmaktadır. Nasıl mı?

"Hıristiyan dünyası bakir bölgelere nüfuz edebilmek için her yolu denemektedir. Ağustos 1998'de Rusya'da büyük bir krizin meydana gelmesine sebep olan ve dünyada büyük ekonomik çalkantılara sebep olan ünlü borsa spekülatörü George Soros, kurduğu bir vakıf aracılığıyla, Türk dünyasında yoğun bir faaliyet içine girmiştir. Bu vakıf tarafından hazırlanan bir ankette Türkistan'ın dini durumunu analiz için 18 soru hazırlamıştır." (Dr Mustafa Erdem, "Misyonerlik ve Kırgızistan'da Misyonerlik" Dini Araştırmalar, cilt: 1, Sayı: 3, Ocak?Nisan 1999, s. 23.)

Soros'un anketindeki sorular profesyonelce hazırlanmış Bu anketteki sorular Amerikan misyoner teşkilatı BOARD'ın Osmanlı topraklarına gönderdiği misyonerlerine (Dr Uygur Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu'daki Amerika/ 19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Amerikan Misyoner Okullar, İst.?1991, 2. Bası, Arba yay.) ve son zamanlarda ABD'li diplomat kılıklı misyonerlerin Trabzon ve çevresinde yaptırdığı anket soruları (24 ve 27.9.2000 tarihli Hürriyet Gazetesinde Emin Çölaşan'ın yazıları) ile benzeşmektedir. Bu tür anketlerle kelimenin tam anlamıyla halkın röntgeni çekilmektedir.

Vahşi kapitalizm ile misyonerlik ilginç bir ikili oluşturmuyor mu? Zaten tarihte de böyle olmadı mı?

Ne diyordu 1963'te bağımsızlığına kavuşan Kenya'nın ilk Başbakanı Kamau Kenyatta: ''Misyonerler geldiğinde İncil onların, topraklar Afrikalıların elindeydi. Bize gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Neden sonra gözlerimizi açtığımızda, İncil bizim, topraklar onların olmuştu.'' (Prof Dr Ali Mazrui, Afrikalılar, çev., Yusuf Kaplan, İst.?1992, İnsan yay., s. 150.) Misyonerlik ile kapitalist emperyalizm arasındaki ilişkiyi Ali Rıza Bayzan'ın hazırladığı 10 Haziran 2001'den itibaren Yeni Mesaj'da yayınlanan "Haçlı Seferlerinden Dinlerarası Diyaloğa Türkiye'yi Hıristiyanlaştırma Projesi" başlıklı dizide yeterince işlenmişti. (Diziye topluca ulaşmak isteyenler www.bayzan.com adresinden ulaşabilirler.)

Aslında dahası da var...

Ağustos 1978'de İtalya'nın önde gelen ekonomi gazetelerinden Il Mondo'da I. Jean Paul'e hitaben uzun bir mektup yayınlandı. Mektuptaki sorular şöyleydi: "Vatikan"ın, finans marketlerinde spekülatör gibi davranması hak mı? Vatikan'ın kendi bankası diye adlandırdığı bir bankanın İtalya'dan başka ülkelere kanun dışı sermaye transferi yapması hak mı? Bu bankanın İtalya'daki bazı kişilerin vergi kaçırmasına yardım etmesi hak mı? (David A. Yallop, Im Namen Gottes, s. 125.)

Bu mektup nerden icap etti diye soranlar olabilir. Hıristiyan Misyoner Örgütlerin küresel şirketlerin yanısıra küresel mafyalarla da yakın ilişkisi vardır. Aytunç Altındal'ın Yeni Mesaj'da yayınlanan "Bilinmeyen Vatikan" adlı dizisi bu konuda etraflı bilgi vermekte idi. Zaten hırisityanlık propagandası için harcanan milyarlarca dolar için temiz para bulmak kolay olmasa gerek. Bunun için sözü Harun Yahya'nın "Terörün Perde Arkası" adlı çalışmasına bırakıyoruz:

VATİKAN P2 LOCASI KİLİSE MAFYA İŞBİRLİĞİ

"Vatikan'ın mali danışmanı olan Sindona, tüm dünyada kritik bağlantıları olan bir masondu ve eroin ticaretinden, Latin Amerika diktatörlerine uzanan bir zincirin halkası olan kirli işler uzmanıydı. Sindona, mafyanın bankeriydi ve yönettiği paraların önemli bir kısmı, doğrudan eroin ticaretinden geliyordu. Bu adam, Papa VI. Paul'ün Vatikan'a mali danışman olarak seçtiği ve İtalya'daki kilisenin bugünkü ekonomik durumunu inşa etmesini güvenle rica ettiği adamdı.26 Sindona'nın tekris olduğu mason locası Propaganda 2, kısa adıyla P2 idi.

Sindona'nın Vatikan'a yaklaşmasının nedeni de, para aklama politikasından kaynaklanıyordu. Cambino Ailesi, (Özellikle New York ve Palermo'da olmak üzere dünya çapında bağlantıları bulunan bir mafya ailesi) Sindona'yı, bu ailenin eroin işinden kazandığı paranın yatırımını organize etmek için görevlendirmişti. Bir "para aklayıcı"ya ihtiyaçları vardı. Sindona büyük miktarda sermayenin İtalya'ya giriş?çıkış organizasyonundan sorumlu olacaktı. Ve bunu yaparken mali büroyu uyandırmamalıydı. Sindona bu iş için ideal kişiydi.27

Palermo'daki toplantıdan 17 ay sonra Sindona, mafya babalarının yardımıyla ilk bankasını satın aldı. O, ekonomi gangsterliğinin ana kuralını anlamıştı: "Bir bankayı yağmalamak istiyorsan eğer, onu satın almalısın."

Sindona İtalyan bankalarından Vatikan Bankası yoluyla Schweizer Bank kasalarına, kendi hesabına kanundışı döviz ve kapital transferi yapıyordu. Vatikan'ın kutsallığını fakirlerin hayrına yönlendirmek yerine, tam tersine İtalya'nın dışına kirli para akmasına yardım eder hale getirmişti.

Sindona'nın Vatikan üzerinden aklayarak dışarı çıkardığı P2'nin kirli paraları, Latin Amerika'nın faşist diktatörlerinin finanse edilmesinde kullanıldı. P2 Locası, İsrail ve Mossad'ın da büyük yardımını alan bu faşist rejimlere destek olmak için bir ekip oluşturdu. Sindona, Licio Gelli'nin üstadı olduğu P2'nin adamlarından etkin bir takım kurdu ve bu adamlar Arjantin, Paraguay, Uruguay, Venezuella ve Nikaragua'da yönetime gizlice büyük baskılar yaptılar. Sindona, o zamanın Nikaragua Diktatörü Somoza hakkında Romalı bir avukata şunları söylemişti: "Somoza gibi adamlarla çalışmayı tercih ediyorum. Bir diktatörle, bir demokratik rejimle başa gelmiş kişiye nazaran çok daha iyi iş yapılabilir. Bunun gibiler çok kontrollü olur. Onlar dürüstlüğe inanır ve bu da banka işleri için kötüdür." (David A. Yallop, Im Namen Gottes, s. 151, 172'den www.harunyahya.org/kitaplar/Teror/Teror2.html)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100