Bu haber kez okundu.

Küreselleşme, Vahşi Kapitalizmin Yeni Maskesi mi?
Küreselleşme kimlere yarıyor?

Kuzey'de teknoloji patlaması, Güney'de ise nüfus patlaması

Küreselleşmenin dünyada ve Türkiye'de kime yaradığı ele aldığımızda karşımıza çarpıcı bir tablo çıkmaktadır. Önce dünyanın manzarasına bir göz atalım:

Gezegenimizi artık kabaca Kuzeyli zenginler ve Güneyli yoksullar diye ikiye ayırabiliyoruz. Kuzey'de bir "teknoloji patlaması", Güney'de ise "nüfus patlaması" yaşanmakta. Bu durum Kuzeyin giderek daha da zengin, Güney ise daha da yoksul kılmakta. (Bkz., Paul Kennedy, 21. Yüzyıla Hazırlanırken, çev., F. Üçcan, Ank.?1996, T. İş Bankası Kültür yay.)

Kuzey teknolojik üstünlüğünü askeri ve ekonomik gücüne yansıtarak Güney'i sömürmektedir.

Kuzey ile Güney arasındaki eşitsizliğin başlıca nedeni kapitalizmin doğuşu ile başlayan sömürü düzenidir. Böylece kapitalist ülkeler ilk aşama olan ticari kapitalizm sürecinde geleneksel ekonomiye sahip ülkeleri askeri işgaller yoluyla adeta yağmalamışlardır. Ortadoğu'nun, Hint Kıtası'nın,~|~ Uzakdoğu'nun, Afrika'nın, Amerika Kıtası'nın Avusturalya Kıtası'nın başta altın olmak üzere tüm zenginlikleri önce Avrupa'ya sonra da ABD'ye aktarılmıştır. Bu yolla biriktirilen olağanüstü sermaye endüstriyel kapitalizmin yolunu açmıştır.

İkinci aşama olan endüstriyel kapitalizm sürecinde ise ikili bir yol izlenmiştir. Endüstri devrimini gerçekleştiren kapitalist ülkeler bir yandan klasik sömürü düzenlerini bütün şiddetiyle sürdürülmüşdir. Öbür yandan da sömürdükleri ülkelerin endüstri devrimini geçekleştirmemeleri için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır. Bunu da sahip oldukları hak hukuk tanımayan askeri güçleri sayesinde güya "vahşi insanlığı uygarlaştırmak" adı altında gerçekleştirmişlerdir.

Afganistan vesilesi ile bugün İslam dünyasının geri kalmışlığını sorgulayan küresel medya tarihin acılı sayfalarını gizleyerek dünya kamuoyunu da yanıltmaktadır.

Birleşmiş Milletlerin 1992 İnsanlık Gelişim Raporu

Birleşmiş Milletlerin 1992 "İnsanlık Gelişim Raporuna" göre 1960'lı yıllarda zengin ülkeler, yoksul ülkelerden 30 kat zenginken 1990'larda 150 kata çıkmıştır. Giderek daha da artacak olan bu fark, yoksul ülkelerin kendi içinde de açılmakta ve sosyal sınıfların arasındaki uçurum daha da büyümektedir. Medya aracılığı ile gezegenimizin "küresel bir köye" dönüştüğü, bir de bu olağanüstü eşitsizliğe karşı politik bilincin zamanla "şiddetli bir patlamaya" yol açabileceği hesaba kalınca, ufukta bir karmaşa olasılığı görülmektedir."( Z. Brzezinski, Kontrolden Çıkmış Dünya, çev., H. Menemencioğlu, ys?1996, T. İş Bankası Kültür yay., 4. bölüm)

Güney Yarım Küredeki Nüfus Patlaması Meselesi

Şimdi gelelim Güney yarım küredeki nüfus patlaması meselesine. BM ve Dünya Bankası yetkililerine göre 2045 yılı civarında gerçekleşebilecek olan "Global ikame doğurgarlığına" (Dünya nüfusunun doğum ve ölüm oranları arasındaki dengeye) ulaşıldığında insan nüfusu 11 milyara, başka bir görüşe göre ise 14,5 milyara ulaşacaktır.

Bu nüfusun büyük bir çoğunluğu ise Güney'de yer alacaktır. Kuzeyli zenginler bir sabah kalktıklarında Güneyli yoksulların sınırlarına dayanmış olmasından korkmaktadır.

Yeryüzünün Madenleri Tükeniyor

Şimdiki tüketim hızı gözönüne alınırsa, Havemann'ın iyimser tahminlerle yaptığı hesaplara göre 40 ile 200 yıl içerisinde civadan bakıra, doğalgazdan alüminyuma, petrolden kömüre kadar herşeyin sonuna gelinmiş olacaktır.

Rakamların Dili ile Kürselleşmenin Bedeli

Bu durum küreselleşme sürecinin hiç de adil olmadığını insanlığı kucaklayan evrensel değerler taşımadığını uluslararası sömürünün bir kılıfı olduğunu göstermektedir.

Dünya üretiminin büyük bir bölümünü neredeyse topu topu 10 uluslarüstü şirket yönlendiriyor. Örneğin tarım ilaçlarının % 85'i küresel devlerin 10 firması tarafından üretiliyor. Tarım ülkelerindeki aşırı derecede artan maliyetlerin arkasında bunun sonucu olarak yaşanan yoksulluğun büyük ölçüde bu sektördeki fiyat politikalarından kaynaklandığı söz götürmez. Türkiye'de çifçinin gübre fiyatlarının altında ezilmesi de bunun somut bir göstergesidir.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Raporu küresel ekonominin çarpıklıkları ortaya koyuyor. Raporun verilerini Türkiye gerçekleriyle somutlaştırırsak tablo şöyledir:

* 1 milyar 200 milyon insan açlık sınırında yaşamaktadır. Buna karşılık küresel devlerin 1 milyar insanı da aşırı beslenmeden kaynaklanan rahatsızlıklar yaşıyor.

* Gelişmekte olan ülkelerde 1 milyar 300 milyon kişi temiz sudan yoksundur. Buna su cenneti olan Türkiye'de uluslarüstü bir şirket olan Coca Cola'nın üreticisinin "Sofra İçeceği" sıfatı ile "Turquaz" adı altında su satmasını da ekleyin.

* 1,5 milyar insanın günlük geliri 1 dolardan azdır. Ama bu insanların ülkelerinin zengin doğal kaynakları ise uluslarüstü firmalarca kelepir fiyatına ele geçirilmiştir.

* 80'den fazla ülke 10 yıl öncesinden daha az kişi başına gelire sahip. Çok uzağa gitmeye gerek yok, Türkiye bir yılda üçte iki oranında fakirleş(tiril)miştir.

* İlkokul çağındaki 7 çocuktan biri okulsuz. Var olan okulların kalitesi ve eğitimin verimliliği ayrı bir tartışma konusu. İstanbul'da bile ilköğretim okullarında sınıf mevcudu ortalama itibari ile 60'ı geçmiş durumdadır. Derslerin 40 dakika olduğunu düşünürsek, on dakikanın yoklama ve sınıf hakimiyetinin sağlanmasına ayrıldığını hesaba katarsak bir öğrenciye düşen ortalama süre bir derste 30 saniyedir.

* Dünyada en varlıklı 200 kişinin serveti, dünya nüfusunun % 41'nin toplam gelirinden fazla. Buradan dünyada devletlerden çok niçin uluslarüstü firmaların söz sahibi olduğunu çıkarmak zor olmasa gerek.

Rapor kalkınmakta olan ülkelerin küreselleşmesinin sunduğu nimetlerden yararlanabilmeleri için eğitim düzeyinin ve yaşam kalitesinin yükselmiş olması gerektiği vurgulanıyor. Ancak giderek daha da kızışan küresel rekabet, kamu harcamalarının ciddi oranda azalmasına, eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlere ve dolayısıyla insan faktörüne gerekli yatırımların yapılmasını engellemektedir.

SONUÇ

Ve sonuç küreselleşme zengin ülkeleri daha da zengin, yoksul ülkeleri daha da yoksullaştırmaktadır.

Bu durum her iki grupta yer alan ülkelerin zenginleri ve yoksulları için de geçerlidir. Örneğin ABD başta olmak üzere küresel devlerin uluslarüstü şirketleri kâr oranlarını fahiş bir biçimde yükseltirken ortalama emeğin ücreti ve sosyal güvenlik harcamaları olağanüstü düşüş göstermektedir. (Geniş bilgi için bkz., Lester C. Thurow, Kapitalizmin Geleceği, İst.?1997, Sabah yay., II. bölüm )

Bu durum küreselzedeler olan Türkiye gibi ülkelere de yansımaktadır. 57. Hükümet'in gerçekleştirdiği "mezarda emeklilik" öngören sosyal güvenlik reformunu bu bağlama oturtmak gerekir. İlginçtir bu Hükümet'in Başkanı da başındaki kasketi ile şiçi kesimini temsil ettiğini savunur(du).

Küresel şirketlerin ulusal acentalığını yapan yerel şirketler de küreselleşmeden avantaj sağlamaktadırlar. Bu nedenle Türkiye'de TÜSİAD örneğinde olduğu gibi yoksul ülkelerin zenginleri de küreselleşmeyi savunmaktadır. Yine bu nedenle uluslarüstü firmaların acentası olan yerli şirketler asla ulusal bir tavrı benimsemezler.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100