08 Eylül 2004 Çarşamba 00:00
239 Okunma
Nimetin şükrü bilinmeli
42 sene gurbet kahrı çekmiş bulunan 88 yaşındaki bir tecrübe, Ali Osman Öztürk, "Bugün, Türkiye'de bir pazaryerindeki sebze?meyve devlet var ki o devletin tamamında yok. Açlık kol geziyor" diyerek bu bolluğun şükrünün bilinmesi gerektiğini belirtiyor

Ali Osman Öztürk, Rumi tarihle 1332 doğumlu olup 88 yaşında. Ömrü gurbette geçmiş bir Anadolu insanı. Şimdiki zamanda olduğu gibi öyle dünyanın ulaşım ve iletişim vasıtaları ile adeta bir köy haline geldiği değil, komşu köyler ve şehirler arasında bile iletişimin ıslıkla, ulaşımın yaya?patika yol ile, şehirlerarasında ise ayda?yılda bir bulunan kamyon, eski otobüs veya gemi ile ancak sağlanabildiği, bu satırların yazarının iki amcasının ölümünü babasının ancak asker dönüşünde öğrenebildiği zaman diliminde Trabzon'dan kalkıp taa İzmir'lere, İstanbul'lara, Zonguldak'lara gitmiş bir gurbet insanı. Yalnız bu zahmetin ödülünü uçak ile Hac'ca gitmek suretiyle Cenab?ı Hakk'ın kendisine verdiğine inandığı izlenimi edindiğimiz "Eskiden yürüme, ku~|~mlarda yatma, ne çileli yolculuklarla hacı olurlardı. Gerçek hacı onlar. Güya biz de hacıyız. 3,5 saat git, 3,5 saatte gel, yedi saat yolculuk ile hacı oluyorsun. Gidiş geliş bir gün bari tutmuyor" sözlerinin sahibi Hacı Ali Osman Öztürk ile ancak çekenin bildiği gurbet kahrını, eski ile yeni zamanın kıyasını, gençlerin yapması gerekenler çerçevesinde tecrübelerini aktardığı bir sohbet gerçekleştirdik.

Ankara?Samsun arasında kaybedilen yol

n Ali Osman amca, şimdi de insanlarımız doğdukları yerleri bırakıp doydukları yerlere doğru hicret ediyorlar. Ama bu zamanda bir yerden bir yere gidip gelmek artık çok kolaylaştı. Sizin zamanınızda doğduğunuz yerden doymak için gitmek zorunda kaldığınız yerlere nasıl giderdiniz, nasıl gelirdiniz?

Ali Osman Öztürk? O zamanki gidiş gelişleri hiç sorma! Öyle bugünkü gibi kolaylık nerede idi. Kolaylığı ara ki bulasın. Mesela ben İzmir'e gurbete gittim. Köye geri dönüyordum. Bir şekilde Ankar'ya kadar geldik. Ama Ankara'dan Trabzon'a araba bulamadık. Bir şoför, "sizi Samsun'a kadar götüreyim", dedi. Anlaştık. Bindik geliyoruz. O zaman daha Samsun yolunu yapmamışlar. Gelirken şoför yolu kaybetti. Düşünebiliyor musun şoför yolu kaybetti. Yapılmakta olan yeni yola vurmuş. Bir de baktık ki önümüz sanki deniz. Alabildiğine su, dere, geçmenin imkânı yok. Şoför, yanlış geldiğini anladı. Geri döndü. Tarlalara, buğday hozanlarına vurduk. Arazi biçilmiş de hozan. Araba hendeklerden gidiyor. Kimisi araba yan dönecek diye arabadan aşağı atlıyor. Sonra bir daha üstüne çıkıyor. Çünkü araba yavaş gidiyor. Derken önümüze bir adam çıktı. Sakal dizinde. Elinde koca bir asa, omuzunda bir heybe. "Oy amca biz yolu kaybettik. Yol nerede?" dedik. Hızır idi o Hızır. Ortada köy yok, kent yok, ıssız bir ova. Adam orada nereden olacak? Merzifon yakınlarında bir yerde. "Oğlum! Ben arabanın önüne geçeyim. Araba beni takip etsin" dedi. Arabanın önüne geçti. O gitti, araba peşisıra, peşisıra gitti. Bir kağnı arabası yoluna bizi götürdü. "Bu yolu bırakmayın. Bu yol sizi ana yola iletecek" dedi, geri döndü. Sabah namazı Samsun'a inecek araba öğleyin vardı. Akşama kadar oralarda yatıştık. Çünkü ancak akşamleyin araba var.

O zaman direkt araba yok. İzmir'den Bursa'ya, Bursa'dan Ankara'ya, Ankara'dan Samsun'a, Samsun'dan da buraya, in bin, in bin yapıyorsunuz.

Evlada hamallığın provası bile zor geliyor

n Hangi senede oldu bu?

Öztürk? 1956?1957?1958'lerdedir. Ben 16 sene ağacın tepesine 100 kg yük çıkardım. Ağacın tepesine deyince anla. 16 sene hamallık ettim. Onu etmiş iken mesai bitiminde dışarı çıktığımızda omuzumuzda urgan yallah Karşıyaka'ya giderdik. Birinin bavulunu alacaksın da bir ekmek parası çıkaracaksın. Oğlum Hasan İzmir'de idi. "O zamanki para ile sana 1 milyon lira vereceğim. Omuzuna urganı atacaksın. Karşıyaka'da iskelede gezeceksin. Çalışmayacaksın. Sadece tur atacaksın" dedim. "Beş milyon versen bile yapmam" dedi. Peki biz nasıl yaptık?

42 sene gurbette çalıştım. 12 senesi sigortasız çalıştım.

n Hep İzmir'de mi idin?

Öztürk? Hep İzmir olur mu? İstanbul'da, Zonguldak'ta, İzmir'de, Erzincan'da bile çalıştım. En son olarak Rize'den emekli oldum.

Zaman bolluk zamanı

n Memleketimizin durumu nasıl, iyi mi?

Öztürk? Bazı insanlar var bu zamanı beğenmiyor. Ekmeğin yüzünü dahi göremediğimiz zaman oldu. Halk Partisi'nin zamanında... Adam hâlâ o zamanı beğeniyor. Hayır! Bu zaman iyi. Eskiden ne vardı ki? Şalpazarı'ndan 250 gramlık gaz şişesi ile bir kg tuz alıp gelemezdik. Şimdi tekire (serender) çık da bak. Şeker çuvalı öyle ayakta. Un çuvalı hâkeza. Hangi birini sayayım. Her şeyi toptan alıyoruz. Ben öyle ediyorum. Başkasını bilmem. Komşum Mustafa'ya "şeker ile çuval al" dedim de "alamam" dedi. "Niye?" dedim. "Çünkü bizim hanım ineğin yalına (yiyeceğine) de şeker atıyor" dedi.

Bu zaman nasıl daha iyi olmasın? Mesela Sisdağı'ndaki pazaryerine bakalım. O pazaryerindeki sebze olsun, meyve olsun, yiyecek, devlet var ki o devlette yok. Bir devletin tamamında yok. Başka devletler var ki orada açlık var. Devlet var pazaryerindeki bolluk o bütün devlette yok.

n Peki bu bolluğun şükrünü biliyor muyuz?

Öztürk? Şükrünü bilmeyen çok var. Beni sorarsan Allah'ıma çok şükür ederim. Çünkü biz zaman gördük. Biz zamanı gördük.

Burası yaşanacak yer. Sonra bizim köyde zenginlik var. Kimi emekli, kimi memur, kimi çalışıyor. Bu köyde sigortalı olmayan 15?20 kişiye çıkmaz. Şimdi sigortasız da sigortalı oldu.

"Bedava çalış ama sigortan olsun" öğüdü

n Peki işsiz gençler var. Onlar niye işsiz?

Öztürk? Bu köyde iş var. Ama çalışırsan. Odun taşımak için ben üç defa imece ettim. Yevmiye 15 milyon lira. Hem öğleyin hem da akşam olmak üzere iki öğün yemek de var. Çalışana iş var ama çalışmayana iş yok. Sonra bu zaman öyle zaman ki bedava çalış yalnız sigortan olsun. Bedava çalış bedava ama yalnız sigortan olsun.

1951'de İğdecik'de çalışıyoruz. Çakmakoğlu Mehmet (Karagöz) de çavuş. Oraya bir adam geldi. Uzun boylu kıyak bir adam geldi. Hemen bizi topladı. "Arkadaşlar ben sizi sigortaya bağlamaya geldim. Sigortanın ileride size çok faydası olacak" dedi. Çakmakoğlu Mehmet bir kere herife hücum etti mi! Mehmet çavuşumuz ya hep birden biz de hücum ettik. "Sen buraya bizim paramızı kestirmeye mi geldin?" dedik. Herif ağladı. "Ben sizin menfaatiniz için geldim. Bana niye hücum ediyorsunuz? Ben insanım. Siz yabani misiniz?" dedi. Arabasına atladı geçti, gitti. Sigortanın ne olduğunu bilmiyorduk ki.

Sarhoş ile düşer kalkarsan sarhoş olursun

n Gençlere, sizden küçüklere ne tavsiyelerde bulunursunuz?

Öztürk? Askerde bize ders verirlerdi. "Kim ile düşüp kalktığını söyle bana, senin nasıl adam olduğunu söyleyeyim sana" derlerdi. Rahmetli babam, "Oğlum! Sarhoş ile düşer kalkarsan sarhoş olursun" derdi. "Berduş ile düşer kalkarsan berduş olursun" derdi. "Hoca ile düşer kalkarsan hoca olursun" derdi. "Alim ile düşer kalkarsan alim olursun" derdi. Babam böyle nasihat ederdi. Allah'ım mekânlarını cennet etsin!

Cenab?ı Allah taksiratlarını afv?ı mağfiret etsin! Size ne nasihat edeyim? Arkadaş dediğin arkadaş senden daha üstün olmalı, düşük olmamalı.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100