06 Eylül 2017 Çarşamba 16:04
137 Okunma
‘Tarihimizle yüzleşme zamanı geldi’

Trabzon’da gerçekleştirilen ‘Atatürk Vatandır Sempozyumu’nun konuşmacılarından biri de eğitimci yazar Asude Havuzlu’ydu. Havuzlu’nun tarihi gerçekleri gözler önüne seren konuşmasının tam metnini yayınlıyoruz:  

Eğitim bilimciler yaptıkları araştırmalar sonucu net olarak ortaya koydular ki pek çok kişilik özelliklerimiz genlerimizle belirlenir ve bunun üzerine ilk çocukluk yılları dediğimiz 7 yaşa kadar olan dönemde başka bazı özellikler eklenir ve 7 yaşına geldiğinde artık bireyin karakter özellikleri, kişiliğini oluşturan temel özelliklerin neredeyse tamamı şekillenmiş olur. Son yıllarda özellikle eğitim alanında kullanılan ‘7 çok geç’ sloganı da bu yüzdendir. Gerçekten de bireyin hem kişilik hem de bilişsel özelliklerinin % 80’inden fazlası 0-6 yaş döneminde tamamlanmaktadır. Dolayısıyla bir çocuğa ne kazandırmak istiyorsanız 0-6 yaş arasını değerlendirmelisiniz. Bu dönem çocuğun evde geçirdiği okul öncesi dönem olduğundan ailesi burada birinci derecede etken olmaktadır. Özellikle anne ya da bakımını üstlenmiş olan bakıcı konumundaki kişiler birinci derecede sorumlu olurlar. Çünkü çocuklar bu dönemde taklit etme yoluyla öğrendikleri için yalan söyleyen birinin yanında yetişti ise yalan söylemeyi öğrenir. Dedikodu yapan birinin yanında dedikodunun normal bir şey olduğunu düşünerek büyür. İçki içen bir anne baba ile büyürse içki içmenin yanlış bir şey olmadığını öğrenir ve bu bilinçaltına yerleşir. Aynı şekilde doğruluğu dürüstlüğü de öğrenir. Ya da namaz kılan, oruç tutan bir ailesi varsa kimse ona namaz kıl, oruç tut demese bile o böyle olması gerektiğini düşünür ve taklit eder. Çocuklarımızın bizlerle beraber namaz kılarken yatıp kalktıklarını hepimiz yaşamışızdır ya da ramazanda yemek yedirmek istediğimizde ‘siz yemiyorsunuz ben de yemicem’ dediklerini görmüşüzdür. Birçok yerde artık espri haline gelmiş olan ‘çocukluk çağlarına inmek lazım’ sözü bir yöntem olarak psikologların ve psikiyatristlerin danışanlarının problemlerini çözmek için sıkça başvurdukları bir yoldur. Bazen çocuklukta yaşanan bir travma ileriki yaşlarda çok ilginç şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Yani bir insanın 7 yaşına kadarki döneminde kazandığı, bilinçaltına yer etmiş temelleri değiştirmek neredeyse imkansızdır. Atalarımızın ‘İnsan 7’sinde ne ise 70’inde odur’ sözü de bu ilmi gerçeğin yaşanmış tecrübelerle ortaya konmasından başka bir şey değildir. 

Padişah annelerinin portresi

Şimdi bu önbilgiden sonra gelelim asıl konumuza... Osmanlı padişahları arasında yabancı kadınla ilk evliliği Orhan Bey yapmıştır. Orhan Bey’in ilk eşi Yarhisar tekfurunun kızı Holofira’dır. Daha sonra Müslüman olarak Nilüfer Hatun adını almıştır. 1. Murat’ın annesidir. O sıralarda Bizans Yuannis Paleolog ve Yuannis Kantakuzen adlı iki imparator adayının rekabetini yaşamaktadır. Kantakuzen Orhan Bey’den yardım ister. O da kızı Theodora ile evlenmek karşılığında Kantakuzen’in imparatorluğuna destek verir. Kayınpederi Kantakuzen’e Sırplar ve Bulgarlar’a karşı da yardım edecek ve bunun karşılığında Çimpe Kalesini alarak burayı üs olarak kullanıp Trakya’da genişleyecektir. Theodora’nın adının değişmemesinden Müslüman olmadığını anlıyoruz. Daha sonraki dönemlerde Müslüman olmayanların da isimleri değiştirilmiş, genelde Farsça isimler verilmiştir. Bu evlilikten şehzade Halil doğmuştur. Theodora’nın Orhan Bey’i etkisi altına aldığı ve kendi oğlunu veliaht yapmak için baskı yaptığı söylenir. 
Tarihçiler Yıldırım Beyazıt’ın hanımlarından Sırp Kralı I. Lazar’ın kızı Olivera Despina’nın Beyazıt’ı içkiye ve zevk ü safaya alıştırdığını yazarlar. 
2. Murat dönemine geldiğimizde Enderun mektebinin kurulduğunu görüyoruz. Amacı hem bedenen güçlü kuvvetli hem de zeki gayrimüslim çocukları 8-9 yaşlarında alıp yetiştirerek devlet erkanında görev yapacak disiplinli, akıllı, siyasetten, savaştan anlayan kişiler yetiştirmektir. Enderun; babasının döneminde kurulmuş olsa da asıl Fatih Sultan Mehmet zamanında kurumsallaşmıştır. Buradan yetişenler devlet kademesinde en üst düzeylere yükselmiş, vezir, veziriazam, kazasker gibi görevlere gelmişlerdir. Ayrıca şehzadelerin yetişmesinden sorumlu olan, onlara eğitim veren lalalar da bunlardan seçilirdi. 

Fatih’in annesi Despina Müslüman olmadı

Haremde de benzer bir yapı vardı. Aslında Osmanlı hareminde daha Orhan Bey zamanından beri kölelerin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Fakat cariyelerin haremde çoğalması Fatih zamanında artmıştır. Nasıl ki devşirilen erkek çocukları orduda ve Enderun mektebinde terbiye edilerek Osmanlı İmparatorluğu’nda en yüksek idari kademelere yükselmişlerse, hareme alınan cariyelere de benzer bir eğitim sistemi getirilerek güzellik ve zekalarına göre usta, kalfa, ikbal, kadın efendi ve valide sultan gibi payeler alarak en yüksek mevkilere gelme imkanı onlara sağlanmıştır. Hareme gelen 8-10 bazen daha büyük yaşlardaki esir kız çocukları güzellik ve  kabiliyetlerine göre eğitime alınırlardı. Haremde hiyerarşiye çok önem verilirdi. Bunların  bazıları mutfak, çamaşırhane gibi hizmet görevlerine, bazıları valide sultan ve kadın efendilerin hizmetine, bazıları şehzadelerin bakım ve hizmetine verilir, en güzel ve kabiliyetli olanları da padişahların odalığı olarak ayrılırdı. Bunlara eğitim verilirken önce Türkçeyi öğrenmeleri sağlanır, daha sonra örf, adet ve İslami kurallar öğretilirdi. Düzenli kitap okumaları, en az bir enstrüman çalmaları mecburi idi. Cariyeler hareme yeni geldiklerinde 100 kişiye kadar alan büyük koğuşlarda yatarlardı. Eğitimlere katılır, kendilerine verilen işleri yaparlardı. Ancak bunlardan odalık olanlar arasında Müslüman olan ve Kur’an okuyanların daha fazla değer gördükleri, hele de çocuk doğurdukları zaman kademe kademe yükseldikleri, kendilerine ait odaları ve hizmetçileri olduğu, kumaşlar, mücevherlerle mükafatlandırılmaları söz konusu idi. Bu yüzden çoğu Müslümanlığı hemen kabul etmekteydi. Ancak bu mükafatlara rağmen Fatih Sultan Mehmet’in annesi Maria Despina Müslüman olmadı. Bu durumu aslı bugün Topkapı arşivinde bulunan bu fermanda Fatih şöyle buyurmaktadır:
“Bu devrin Hıristiyan kadınlarının en yücelerinden olan anam Despina Hatun, Selanik’te Küçük Ayasofya adıyla bilinen manastırı şeriat kurallarına göre satın almış. Gerekli belgesi de varmış. Ben de uygun bulup bu fermanı verdim ki manastıra sahip olsun. Dilerse satsın, dilerse bağışlasın, hiç kimse engel olmasın, bozmasın, değiştirmesin, içindekilerden vergi alınmasın. Kimse tedirgin etmesin. Bu fermanı görenler gerçek olduğuna inansın.”
Yani Fatih’in annesi Ortodoks bir Hıristiyan olarak Selanik’teki manastırda rahibe hayatı yaşamış ve Hıristiyan olarak ölmüştür. Bunu biz demiyoruz, Fatih’in kendisi söylüyor. 

Osmanlı’nın çöküşünü hazırlayan kadınlar

Tarihçiler Osmanlı’nın çöküşünde saraydaki kadınların ve onların birlik olduğu paşalarla birlikte çevirdikleri entrikaların büyük etkisi olduğunu hep söylerler. 
Örneğin Osmanlı tarihindeki kadın saltanatının kendisi ile başladığı söylenilen Hürrem Sultan diye bildiğimiz Roxanna. Bir Rus papazının kızıdır. Bir akın esnasında esir alınıp saraya geldiğinde 15-17 yaş civarlarındadır. Kısa sürede Kanuni’yi etkisi altına almıştır. Hatta padişahlar cariyelerine nikah kıymadıkları halde Kanuni bu kuralı bile çiğneyip Hürrem’e nikah kıyıp onunla evlenmiştir. Kendi oğullarını veliaht yapmak için Şehzade Mustafa’nın ve onun destekçisi olan Veziriazam Makbul İbrahim Paşa’nın ölüm fermanlarının verilmesinde Kanuni’yi etkilemiş olduğu tarihçiler tarafından kabul edilir. Şehzade Mustafa’nın babasını tahttan indireceğini, Yeniçeri Ocağını kontrolü altına aldığını, İbrahim Paşa’nın da ona destek olduğu fikrini sürekli Kanuni’ye işleyerek kışkırttığı söylenir. Kızı Mihrimah Sultan’ı Rüstem Paşa ile evlendirerek onunla ittifak kurmuş ve onun üzerinden devlet işlerine müdahale etmiştir. Hatta Rüstem Paşa’nın veziriazamlıktan alındığı süreçte Veziriazam Kara Ahmet Paşa’nın boğdurulması ve ardından Rüstem Paşa’nın yeniden Veziriazam olması onun Kanuni’ye etkisiyle olmuştur. 
Kanuni’den sonra oğlu 2. Selim nam-ı diğer Sarhoş Selim tahta çıkıyor. Onun döneminde de başkadını olan Nurbanu Sultan’ın yani İtalyan bir Yahudi olan Rasel’in etkisini görüyoruz. Hatta Osmanlı tarihçileri Nurbanu Sultan’ı Yahudileri devlet işlerine karıştırmakla suçlarlar. 2. Selim’in eğlenceye ve içkiye düşkün olması sebebiyle döneminde haremde sürekli içki ve saz alemleri yapıldığı yazar kaynaklarda. Nurbanu’nun da Selim’in bu halinden faydalandığı...

Padişah adeta kadınların elinde oyuncak

Ardından tahta çıkan oğlu 3. Murat döneminde de valide sultan olması ile beraber oğlunu etkisi altına aldığı, onun kadınlara olan zaafını kullandığı söylenir. Annesi Nurbanu’nun ölümünden sonra da başkadını Safiye Sultan yani Venedik Cumhuriyeti’nin Korfu Valisinin kızı Baffo 3. Murat’ı etkisi altına almıştır. Baffo Adriyatik denizinden geçerken Türk korsanlar tarafından yakalanmış ve 15 yaşında Şehzade Murat’ın haremine girmiştir. 3. Murat gelmiş geçmiş padişahlar içinde haremi en geniş olan, hasekilerinin sayısı 40’ı aşan bir padişahtır. Hatta saraydaki kadınlarla yetinmeyip saray dışından kadınlarla da münasebette bulunduğu ve 130’a yakın çocuğu olduğu bilinmektedir. Öldüğünde 19’u erkek, 30’u kız olmak üzere 49 çocuğu vardı. Hamile olan 7 cariyesi ise çuvallara konup Sarayburnu’ndan denize atılmak suretiyle öldürülmüşlerdi. Safiye Sultan’ın 3. Murat’ı bu halinden dolayı kıskanmadığı, onu zevke ve eğlenceye terk ettiği ve fırsattan istifade haremin ve devletin en çok sözü geçen kişisi olduğu bir gerçektir. Oğlu 3. Mehmet’in tahta çıkması ile nüfuzu daha da artan Safiye Sultan, devletin iç ve dış işlerinde başrolü oynadı. Kim kendisine bol para ve hediye takdim ederse onu yüksek mevkilere tayin ettirdi. 
Osmanlı’da iktidar olan kadınlardan bahsederken belki de en önemlisi olan Mahpeyker Kösem Sultan’dan bahsetmeden geçemeyiz. Anastasia Rum bir papazın kızıdır. 1. Ahmet döneminde kardeş katli kuralı uygulamadan kalkmış, ‘ekberiyet’ yani hanedanın en yaşlısının tahta çıkması kuralı gelmişti. Ancak 2. Osman’ın katli bu kuralın işlemediğini göstermektedir. Taht sırası beklerken şehzadelerin kafes sistemiyle Harem’de tutulması valide sultanları taht değişikliklerinde kilit duruma getirmişti. İşte oğlu 4. Murat’ın tahta geçmesiyle beraber Kösem Sultan’ın etkisi de başlamıştır. 4. Murat’ın henüz 12 yaşında olması tam 10 yıl Kösem Sultan’ın devlet idaresini elinde tutmasına sebep oldu. 4. Murat idareyi eline aldıktan sonra da etkisi sürdü. Nasıl ki 4. Murat’ın tahta çıkması onun zekası ve entrikalarıyla Genç Osman’ın öldürülmesi ve ardından Sultan Mustafa’nın tahttan indirilmesi ile olduysa tahtta kalmasını sürdürmek için de elinden geleni yaptı. Daha sonra oğlu İbrahim ve torunu 4. Mehmet dönemlerinde de etkisi sürmüş ama sonu da haremin başka bir kadını olan gelini Turhan Sultan’ın yani Rus Nadya’nın elinden olmuştur. Kösem Sultan tarihe kendi oğlunu boğdurtan sultan olarak geçmiştir. Tarihçiler 4. Murat’ın da despot, dediğim dedik ve çok rahat öldürebilen bir kişiliği olmasını annesi Kösem Sultan’ın ihtiraslı kişiliğine ve onu bu şekilde yetiştirmiş olmasına bağlarlar. 
Osmanlı’daki kadın saltanatına dair örnekleri daha da çoğaltabilir ve ayrıntılandırabiliriz ancak zamanımız sınırlı olduğundan şimdilik bu kadarla kalalım.

Çocukken aldıkları kültürden kopamadılar

Bütün bu anlattıklarımızdan çıkan sonuç ne, ona bakalım. Osmanlı haremindeki kadınlar saraya girdikten sonra birçoğu Müslüman olmuş olsalar da temelde aldıkları Hıristiyan veya Yahudi kültüründen kurtulamadıkları, İslam’ın koymuş olduğu ölçüleri ve ahlak kurallarını içselleştiremedikleri aşikârdır. Zira hiçbir Müslüman kadın kendisi idareyi ele geçirmek için eşini içki ve sefahata sürüklemez. Hiçbir Müslüman anne ihtirasları uğruna evladını boğdurtmaz. Ya da başka insanların boş sebeplerle ölümüne sebep olmaz ya da bu cinayetlere seyirci kalamaz. Müslüman bir annenin evladı hem İslam İmparatorluğu’nun padişahı, hem de İslam aleminin halifesi olup Kur’an’da kesin olarak yasak edilmiş, ayetle sabit olan haramlar işlemez, işlememelidir. Çünkü Kur’an’da, "Kim bir insanı (suçsuz yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de suçsuz bir insanı ölümden kurtarırsa, sanki bütün insanları ölümden kurtarmış gibidir" (Maide, 5/32), "Kim bir mü'mini kasdi olarak öldürürse, o kimsenin cezası cehennemde (ebedi) kalmaktır" (Nisa, 4/93) buyrulmaktadır. Bu tarz öldürülmeler Hıristiyan ve Yahudi kültüründe mubah sayılan uygulamalardır. Başta da belirttiğimiz gibi devşirme sisteminin bir sonucu olarak padişahların anneleri, dadıları ve lalaları, vezirleri, veziriazamları hep Hıristiyan ve Yahudi kökenli insanlar olduğundan büyük çoğunluğu her ne kadar sonradan Müslüman olsalar da eğitimcilerin bugün kesin olarak belirttikleri gibi 7 yaşa ve bazıları daha da büyük yaşlara kadar aldıkları, karakter yapılarını ve hayata bakış açılarını oluşturan temel eğitimin etkisinden kurtulamamışlar, padişahları da bu anlamda en olumsuz şekilde etkilemişler ve yanlışa düşmelerine sebep olmuşlardır. Bunu herkesin böyle kabul etmesi gerekir. 
Hele ki bunları görmezden gelip, padişahları göklere çıkarıp, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, halifesi, cennetmekan gibi vasıflarla adlandırıp, yaptıklarını İslam diye gösterip, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mübarek anne ve babasına laf etmek, en aşağılık iftiralarda bulunmak en iyi ihtimalle büyük bir gaflet, eğer birliğimizi ve beraberliğimizi bozmak için bilerek söyleniyorsa vatan hainliğidir. Osmanlı’nın hüküm sürdüğü topraklarda ve onun yıkılışı üzerine kurulmuş bir devlet de olsa Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeni ve ayrı bir devlettir. Biz Osmanlı’yız demek yanlıştır, çünkü Osmanlı bir soy değil, bir ailedir. Nasıl bir aile olduğunu, nasıl bir hayat yaşadıklarını bir kısmıyla da olsa ortaya koymaya çalıştığımız Osmanlı’nın torunu olmak isteyenler kendileri bilirler tabii ki ama dindarlığı, İslamcılığı kimseye bırakmayıp, bu yanlışlarla övünmeleri neyle açıklanabilir? Türkiye Cumhuriyeti tarihini hiçe sayıp, yeni bir tarih yazma, Osmanlı padişahlarından yeni kahramanlar çıkarma çabası beyhude bir çabadır ve bizi büyük bir çıkmaza sokacak bir yanlıştır. Artık tarihimizle yüzleşme zamanı gelmiştir. Bunu herkesin böyle anlaması ve bilmesi birlik ve beraberliğimizin ve cumhuriyetimizin devamı için olmazsa olmazdır. Osmanlı’yı methedip, 7 yaşında Kur’an’ı hatmetmiş, 8 yaşında hafız olmuş Atatürk’e, Ehl-i Beyt soyundan gelen annesi Molla Zübeyde Hanım’a ve adını 12 İmam’dan alan babası Ali Rıza Bey’e her türlü iftiraları atıp gözden düşürmeye çalışanlar da şunu bilsinler ki; her zaman karşılarında Prof. Dr. Haydar Baş Bey ve kadrosunu bulacaklardır. Bu doğruları bıkmadan usanmadan her yerde anlatmaya devam edeceğiz ve halkımızın bu yanlışa düşmesine engel olacağız. Birliğin ve beraberliğin bu ülkede bozulmaması için elimizden geleni her daim yapacağız. OKAN EGESEL

 
 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100