1974 Kıbrıs Barış Harekatı öncesi Kıbrıs, Yunanistan’ın desteğini almış olan Rum milisler tarafından Türklerin katliama tabi tutulduğu bir adadır. Dünyanın gözü önünde gerçekleşen bu katliama dur demek için garantörlük hakkını kullanarak harekete geçen Türk ordusu, 1974’ten bu yana Kıbrıs’ta barışın temeli olmuştur.

O gün bugündür münferit bir iki hadise dışında ne bir Türk’ün ne de bir Rum’un burnu kanamıştır.

Şimdi Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde KKTC’li yetkililer ve Rum yetkililerle yürütülen müzakerelerle 1974 öncesi tecrübe edilen Birleşik Kıbrıs’a yeniden dönülmek isteniyor. Hem de 1974’te Kıbrıs Türk’ünü Rum’un ve Yunan’ın ipinden alan Türk askeri adadan el çektirilerek, Türkiye’nin garantörlüğü lağvedilerek…

28 Haziran’da Cenevre’de 2. Kıbrıs konferansı gerçekleştirilecek. Zirvenin, sonuç alınana kadar 1-2 hafta sürebileceği ifade ediliyor. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, bu zirve için, “Ben Cenevre'de toplanacak olan konferansın bir sonuç konferansı olacağına inanıyorum. Cenevre bu anlamda nihai bir son duraktır. Herkes hesabını kitabını yapıp Cenevre’ye öyle gelmeli ve bu buluşmayı olumlu bir şekilde sonuçlandırmak için gayret etmelidir” ifadelerini kullandı.

Akıncı, “Mantık çizgisinde buluşuldu, ön koşullar ortadan kalktı” diyerek hangi amaca hizmet ettiği blinmez tozpembe bir tablo çizerken, Rum kesimi lideri Nikos Anastasiadis ise çözüm için Türk askerinin Ada’dan çekilmesini ön koşul olarak saydı.

Tabi, gerek Yunanistan’ın gerekse Rum kesiminin tek amacı Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesi değil, işi sağlama alıp, yarıda kalan katliamlarını nihayete erdirmek için Türkiye’nin garantörlüğünü tamamen kaldırmanın peşindeler. Bunun için de kılıfları AB… Anastasiadis, AB dışında bir garantör güce ihtiyaç olmadığını savundu.

Rum lider, esasen farkında olmadan, Türk askeri çekildiğinde, Türkiye’nin garantörlüğü lağvedildiğinde Ada’da nelerin yaşanabileceğinin sinyallerini şu sözleriyle ifade ediyor: “Adadaki iki toplum arasında güven bunalımı var, birbirlerine güvenmiyorlar.”

Birbirine güvenmeyen, üstelik Müslüman Kıbrıs Türk’üne karşı 1974’ten bu yana bilenen, enosisi asla unutmayan ve yüzde 80 çoğunluğa sahip, her türlü gücü elinde bulunduran Rum’un eline, Kıbrıs Türk’ünü emanet ediyorsun, sonuç sizce ne olur?

Bu arada, zirve öncesi Rum basınında çıkan haberler endişe veriyor. Rum Politis gazetesi, Türkiye’nin Ocak ayında yapılan ilk zirvede Ada’daki askerlerinin yüzde 80’ini çekeceğini taahhüt ettiğini yazdı. Eğer bu haber doğruysa, bu, Kıbrıs’ta çok tehlikeli günlerin yakın olduğunu gösteriyor.

Yunanistan ve Rum kesiminin garantörlük konusunda en çok bastırdığı husus, Türk askerlerinin Ada’dan çekilmesi ve garantörlüklerin son bulması… Güvenlik açısından sundukları teklif ise, Kıbrıs’ta güvenliği geçici bir süre “çokuluslu bir polis gücü”nün sağlaması… Bana bu, Bosna katliamı olarak bilinen Srebrenitsa katliamını hatırlattı. Türk askerinin olmadığı bir Kıbrıs’ta neler olacağını öngörebilmek için Srebrenitsa’da yaşananları çok iyi tahlil etmemiz gerekmektedir.

Srebrenitsa katliamı 11 Temmuz 1995 tarihinde modern, gelişmiş kabul edilen, sürekli insan haklarından dem vuran Avrupa’nın göbeğinde gerçekleşti. Srebrenitsa, BM’nin güvenli bölge olarak ilan ettiği 6 bölgeden biriydi ve kentte BM’ye bağlı 600 Hollanda Barış Gücü askeri sözde güvenliği sağlıyordu. BM güçleri güvenlik gerekçesiyle Bosnalıların elindeki silahları topladılar, onları savunmasız bıraktılar. Sırp ordusu kente geldiğinde ise Bosnalılar silahlarını geri istedilerse de alamadılar.

Hollandalı askerler, Bosna’daki BM Barış Gücü Komutanı Fransız generalden aldıkları emirle bir gece yarısı Srebrenitsa’yı boşalttılar ve kenti Sırplara teslim ettiler. Kentte tam 1 hafta katliam yaşandı ve en az 8372 Bosnalı kadın, çocuk, yaşlı, genç, erkek Sırplar tarafından hunharca öldürüldü.

Srebrenitsa katliamı, II. Dünya Savaşından sonra Avrupa'da yapılan en büyük insan katliamı ve etnik soykırım olarak dünya tarihine kazınmıştır. Esasen bu katliam, her ne kadar Sırpların eliyle de gerçekleşmiş olsa, “çokuluslu polis gücü”nün bir katliamıdır. Bugün Kıbrıs için de aynı güç talep edilmektedir.

Bu, Kıbrıs Türk’ünün Bosnalı Müslüman kardeşlerimizin kaderini yaşaması demektir.

Bu sebeple bugün Kıbrıs için atılan adımlar ve de “son nokta” olarak ifade edilen Cenevre konferansı Kıbrıs Türk’ü için asla çözüm değil, bir yok oluştur.

Kıbrıs için gerçek çözümü ifade eden tek kişi de Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’tır.

KKTC’nin asla lağvedilmemesi gerektiğini belirten Sayın Baş, Kıbrıs’ın yavru vatan değil, vatan toprağı olduğunu her fırsatta vurgulamaktadır.

Prof. Dr. Baş, KKTC’nin tam bağımsız bir devlet kimliğiyle devam etmesini, garantör ülke olan Türkiye’nin ise KKTC’nin dünyaya tanıtılması için gayret sarf etmesi gerektiğini belirtmektedir. Sayın Baş, Türk askeri varlığının barışın garantörü olduğunu ve Ada’da kalması gerektiğini ifade etmektedir. Prof. Dr. Baş 2004 yılında yaptığı bir konuşmada şu tarihi tespitte bulunmaktadır: “Yavru vatan Kıbrıs giderse anavatan Türkiye de gider.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hamid 2017-06-16 13:57:49

Ben egede işgal varken Kıbrıs görüşmelerinin ısrarla sürdürülmesini hiç anlayamıyorum; bu milletin aklıyla şerefiyle dalga geçilmekte olduğunu idrak ediyorum.
Bir tarafta egede yaklaşık bir Kıbrıs edecek kadar bilmem ne kadar ada ve adacıkları işgal edecekler ve diğer tarafta da önceden denenmiş ve olamamış akla-mantığa-inad birlikteliği kurmaya çalışacaklar.
Yahu Allah aşkına bilen var mı biri bize anlatsın: Neler oluyor!?
Teşekkür ederim; saygılar selamlar