Somali, Batılıların talanı neticesinde yıllardır kıtlık ve açlık çeken bir ülke… Kendi bağımsızlığını koruyabilseydi, bugün dünyanın en önemli hayvan ihracatçıları arasında yer alacaktı ama şimdi yiyecek bir dilim ekmeğe muhtaç… İnanabiliyor musunuz bir dönem Hac döneminde Mekke’de kesilen kurbanların tamamı Somali’den geliyordu.
Somali’yi geçmişteki varlık döneminden günümüzdeki yokluk dönemine taşıyan süreç maalesef bugün ülkemizde, Türkiye’de yaşanıyor.
Dilerseniz, ne demek istediğimizi rakamlarla izah etmeye çalışalım.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye son 10 yılda ekilen ve dikilen tarım arazilerinin yüzde 8,2’sini, toplam tarım alanlarının ise yüzde 5,22’sini kaybetti.
Türkiye’de ekilen ve dikilen tarım alanı 23 milyon 763 bin hektar, çayır ve mera arazileriyle birlikte toplam tarım alanı 38 milyon 380 bin hektar… Türkiye’nin toplam yüzölçümü 78 milyon hektar olduğu düşünüldüğünde, ülkemizin yarısı tarım alanı…
Toplam tarım alanında yitirilen yüzde 5,22’lik alan 2 milyon 113 bin hektara karşılık geliyor. Dünya Bankası’nın verilerine göre kaybettiğimiz bu alan 87 ülkenin topraklarına denk.
Tarım alanlarının yüzde 40,58’ini ağırlıklı olarak tahıllar oluşturuyor.
Özellikle niye tahıl vurgusu yapıyorum, çünkü geçtiğimiz aylarda Bakanlar Kurulu toplanıp, buğday ve arpa gibi tahıl ürünlerinde yüzde 130’lar seviyesinde olan ithalat gümrük vergisini yüzde 35’ler seviyesine düşürdü ve ithalatın önü tamamen açıldı.
Üstelik bu sene rekolte, ihtiyacımız olandan çok daha fazla olmasına rağmen…
Bunun anlamı, önümüzdeki dönemde, ithalata karşı korunmayıp büyük bir darbe yiyen tahıl üreticilerinin tarımdan kopacak olmasıdır. Yani tarım arazilerindeki kayıp bu ithalata dayalı tarım politikasıyla daha da artacak, hatta katlanarak…
Zaten AB, ABD ve IMF’ye kurban edilen tarımın nüfusunda çok ciddi azalmalar vardı.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, Türkiye’de 2000 yılında yüzde 35,3 olan kırsal nüfus 2011 yılında yüzde 28,6’ya eridi.
Günümüzde bu oranın yüzde 20’ler seviyesinde olduğu söyleniyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin açıklamasına göre, bu böyle devam ederse –ki daha kötü gidiyor- 2050 yılında, bugün halen 20 milyon düzeyinde olan kırsal nüfus, 4,5 milyon kişiye düşecek.
Tabi, kırsal nüfusta yaşayanların hepsi tarımdan geçimini sağlamıyor. FAO’nun verilerine göre, 2011 yılında yüzde 28,6 olan kırsal nüfusun sadece yüzde 19,9’u tarımdan geçimini sağlamış. Yani, 2050 yılında 4,5 milyon kırsal nüfusun belki 3 milyonu belki de daha azı tarım üretimi yapacak. Bu rakamlar Türkiye’de tarımın tamamen biteceğini gösteriyor.
Zaten Somali’yi bugünkü Somali haline dönüştüren etken de budur.
Yetkililer, “Ne yazık ki kırsalda hızlı bir göç yaşanmış ve köylerimiz büyük oranda nüfus kaybetmiştir. Özellikle tarımda genç nüfus kaybı, tarımsal üretimi doğrudan etkilemektedir. Nüfusu kırsalda tutacak projeler yürürlüğe konulmalı, kırsal kalkınma desteklenmeli, başta gıda sanayi olmak üzere kırsalda tarımsal girdi kullanan işletmelerin kurulması teşvik edilmelidir. Kırsala, kentlerde olan hizmetler götürülmeli, özellikle kırsal turizm önemsenmelidir. İnsanların doğdukları yerde doymaları sağlandığında, şehirler de ağır göç baskısından uzaklaşacaktır” demektedir ama bunlar temenniden öteye geçmemektedir.
"Yerli üreticiyi ayakta tutmazsak ülke perişan hale gelir. Yani biz üretmezsek insanlar aç kalır, Türkiye aç kalır" demektedirler ama çözümün adresini bildikleri halde bir kez bile lütfedip isminden bahsetmemektedirler.
Türkiye’de ve dünyada gayet iyi bilinmektedir ki yerli ve milli tarımın tek adresi Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş ve eseri Milli Ekonomi Modeli’dir.
Yukarıda yetkililerin bahsettiği tarımsal problemler, ancak tarım üretimi karşılığı senyorajın (para basma) devreye konulmasıyla, çiftçinin tohumunu daha tarlaya ekmeden yüzde 50 avans almasıyla, devletin ürün alım garantisi vermesiyle, ürün fiyatlarının çiftçiler tarafından belirlenmesiyle, çiftçinin ve tarlasının devlet eliyle her türlü felaketlere karşı sigortalanmasıyla, kırsalda tarıma dayalı “dar bölge sanayi sistemi”nin kurulmasıyla çözülebilir. 
Bunların hepsi zaten Milli Ekonomi Modeli demektir, Prof. Dr. Baş demektir.
İşi bilene, ehline, “24 saatte problemleri çözene” vermezsek, Somali’den de daha kötü olacağımız kesin. Çünkü burası kıtaların buluştuğu Türkiye, Anadolu coğrafyası… 
Burası için çok daha büyük hesaplar var.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100