Ülkemizin tehdit altında olduğunu, birilerinin bu topraklarda emelleri olduğu vs. artık siyasilerimiz bile dillendirmeye başladı. Ama tehditlerin büyüklüğü ve önceliği konusunda ne milletimizin ve ne de siyasilerin (iktidar-muhalefet) gerçeği gördüğünü sanmıyor. 
Evet, PKK bir tehdittir. PYD-YPG bir tehdittir, FETÖ bir tehdittir. Şıkları çoğaltabiliriz. Evet, bunlar tehdittir ama en büyük tehdit bunlar değildir. En büyük tehdit cehalet ve ekonomiktir. 
Aslını bilmeyen, önemsemeyen ve başka bir medeniyeti taklit etmeye çalışan gençlik, cehalet tehdidine örnektir.
Aynı şekilde özünü bilmeden kişi ve anlayışların söz ve yönlendirmelerine göre inanç hayatını dizayn eden gençlikte, cehalet tehdidinin bir başka örneğidir. 
Bir başka cehalet örneği ise okumayan, araştırmayan, siyasi, ekonomik ve sosyal hayatta kıyaslama yapamayan, ideolojilerin sürüsü haline gelmiş, kanaatkar olmaya inandırılmış, hak istemeyi isyankarlık zanneden bir milletin varlığıdır.
Tarihimize, inancımıza, kültür ve medeniyetimize ve ülkemize karşı yapılan açıkça saldırılara rağmen Haçlı dünyası ile bir olmak isteyen siyasi anlayışlarda cehaletin bir başka örneğidir. 
Cehalet şıklarını daha da çoğaltabileceğimiz işte bu vahim tablo Türkiye’nin varlığının, birliğinin ve büyümesinin önündeki en büyük engel ve (Allah korusun) ortaya çıkabilecek ve daha da büyüyebilecek kaosun en büyük sebebidir.
Cehalet derken bilgisiz, okuma-yazma bilmeyen insanların çokluğundan filan bahsetmiyorum. Asıl cehalet toplumun önünde olan insanların ve topyekûn milletin iyiyi kötüden, yanlışı doğrudan, hakkı batıldan ayıramayacak seviyede olmamalarından, basiret ve feraset sahibi olamamalarından bahsediyorum. Maalesef bu tablo Türkiye’de mevcut.  
Ülkemiz için diğer en büyük tehditlerden bir diğeri de ekonomidir. ‘Ele muhtaç olma’ tabirinin devletsel adı ‘bağımsız bir ekonomiye sahip olmamaktır’ diyebiliriz. 
Ele muhtaç olan kişi, nasıl ki kendi kararını veremez, isteklerini hayata geçiremezse, ekonomisi bağımsız olmayan bir devlette aynı şekildedir. Elin ağzına bakar, elin istediği şekilde davranır. Davranmakta zorundadır.
Prof. Dr. Haydar Baş, ‘buğday (yiyecek), silahtan daha stratejiktir. Çünkü insanlar silahsız yaşayabilir ama ekmeksiz yaşayamaz’ sözünü gaipten haber alıp söylemedi. Hayatın ispatlı bir gerçeğini milletimize, devletimizi yönetenlere yıllardır hatırlatmak istedi.
Sayın Baş, milli tarım politikalarını, tarım ve hayvancılığın nasıl geliştirileceğini, neler yapılması gerektiğini 15 yıldır anlatıyor. Vatandaş olarak sen kulak tıkadın. 
Birçok alanda Sayın Baş’ın projelerini kopyalayan ve bu projelere kapitalizm gömleği giydirip halka sunan iktidar ise bu alanda kopya çekmedi.
Muhalefet yapıyorum, diyen partilerde gelen köleliği, muhtaçlığı, bekleyen yoksulluğu ve Sayın Baş’ın projelerini görmedi. 
Bu gerçekleri halk arasında anlatırsanız size hemen birileri savunma mantığıyla şu soruları sorar; Markete, pazar, çarşıya vs. gittin de, neyi bulamadın? Bu ülke de yok, yok. Siz neyin peşindesiniz? 
Ülkemizde neredeyse yok, yok. Ama dedik ya! Elin malı.
Milli paramız var mı? Yok. 
Milli sanayimiz var mı? Yok. 
Milli bir tarım ve hayvancılık politikalarımız var mı? Yok.
Merkez bankasındaki altın rezervimizin (490 ton), 450 tonunun İngiltere merkez bankasında olduğunu bakan açıkladı. 
Yıllardır şu kurum, şu arazi, şu işletme vs. özelleştirildi yani satıldı, haberleri dinliyorduk. Şimdi yeni bir kavram çıktı karşımıza; Varlık fonu. Filan kurum, şirket, işletme vs. varlık fonuna devredildi. Niye, neden, nasıl, niçin gibi soruların muhatabı yok.
Cehalet ve açlığın olduğu bölgeyi çakallar sarar. Etrafımız sarılı değil mi?
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100