Yazının başlığını “AB-NATO denkleminde Türkiye” diye de okuyabilirsiniz. 12 Haziran 2018 tarihli Yeni Mesaj gazetesinde yer alan haberin başlığıydı “NATO-AB anlaştı Türkiye dışlandı”; Haberin özeti şuydu: “AB Komisyonunun Ulaştırmadan Sorumlu Üyesi Bulc’un NATO’yla yoğun işbirliği öngörülen bir alan olan askeri hareketlilik için ayrılan 6.5 milyar avroluk bütçeden AB üyesi olmayan NATO ülkelerinin faydalanamayacağını açıkladı. Buna göre Türkiye’nin de dışlandığı ‘askeri hareketlilik’ bütçesinden 29 NATO ülkesinden yalnızca 22’si AB üyesi oldukları için yararlanabilecek.”
Bu haberden bir ay sonra Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenen NATO zirvesine bütçe tartışmaları damgasını vururken Türkiye’den de diğer üye ülkelerden istenen savunma harcamalarına katkı payı aynı oranda (gayrı safi milli hasılanın %2’si) istendi…Masraflara katılmada NATO üyesiyiz; askeri hareketlilik için ayrılan 6.5 avroluk bütçeden yararlanmaya gelince sanki NATO’nun üyesi değil de düşmanı gibi muamele görmekteyiz. Bize bu davranış reva görülürken, zirvenin sonuç bildirgesinde Türkiye’nin güney sınırındaki tehlikelerden söz edilmiş, ama PKK görmezden gelinmiştir.
ABD-AB-NATO… Hangi pencereden bakarsanız bakın göreceğiniz sömürgeciliktir. Ülkemiz çağdaş uygarlığın gerisine düşürülmek istenmekte, her geçen gün manevi değerlerimizden olduğu kadar evrensel değerlerden de uzaklaştırılmak istenmektedir. Türkiye en başta kültürel açıdan sistematik bir kuşatma altındadır. Lozan zaferini bir türlü hazmedemeyen Batılı sömürgecilerin ve içimizdeki yardakçılarının asıl amacı da genç Türkiye Cumhuriyeti’ni ve onun kuruluş ilkelerini Türk milletine unutturmak ve bu ilkeleri dumura uğratmaktı.
1950’den sonra demokrasi adına izlenen aymazlık politikaları ekonomik, siyasal ve toplumsal sonuçlarıyla ülkeyi bugünlere getirmiştir. 
Cehaletin, bayağılığın, yüzeyselliğin, seviyesizliğin adeta ödüllendirildiği; başkasının hakkına tecavüz etmenin açıkgözlülük, akıllılık sayıldığı; medeni her davranış ve sözün aptallık olarak görüldüğü, altta kalanın canı çıksın deyişinde kendini gösteren bir vicdansızlığın, güçlünün daima haklı görüldüğü orman kanunlarının bir ahtapot gibi toplumun kolektif bilincini kuşattığı bir değerler kaybıdır yaşadıklarımız. Tabii, gittikçe derinleşen adaletsiz gelir dağılımının tüm bu yaşadıklarımızdaki rolü inkâr edilemeyecek bir gerçektir.
Sömürgecilik ve Türkiye senaryosu için sahne alan aktör ve figüran takımının önlerindeki engel, ATATÜRK’ün genç Türkiye Cumhuriyeti için belirlediği ilkelerdir. Bunun için ulus-devlet, tam bağımsızlık gibi Cumhuriyetimiz için hayati öneme sahip ilkelerin içi boşaltılarak yerlerine Amerikancı İslâm/ılımlı İslâm, küreselleşme gibi son amacı ülkemizi sömürgeci devletlerin ve örgütlerinin kucağına atmak olan gayretler görülmekte ve bu yönde politikalar izlenmektedir.
Kuşkularımız var; AB ve NATO nedir, ne değildir? Ne ve kimlerin örgütüdür?
Anahtar sorumuz da var: Bu örgütlerde kalmalı mıyız?
Anahtar kaynağımız ve yol göstericimiz de var: Prof. Dr. Haydar BAŞ ve anıt eserleri.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.