Rusya’dan S-400 füze savunma sistemleri alınması konusunda imzalar atılmıştı hatta yetkililerimiz ilk teslimat için tarih bile verdiler.
Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli bu konuda, S-400’lerin ilk teslimatının 2019’da gerçekleşeceğini belirterek, "Rusya ile S-400 sistemleri tedariki için sözleşme imzalandı. Biri opsiyon olmak üzere iki S-400 sistemi sözleşme kapsamında tedarik edilecek" dedi.
S-400 konusunda işin sonuna yaklaşıldığı ve de teslimat tarihlerinin bile verildiği bir atmosferde, ABD ve NATO’nun her yönden baskıları artırdığını görüyoruz.
ABD’nin meşhur gazetelerinden olan Washington Post’ta, önceki gün dikkat çekici bir haber vardı. Josh Rogin imzalı haberin başlığı "Trump, yasaları uygulayıp Türkiye'ye yaptırım uygulayacak mı?".
Haberde, "Kongre'den geçen, ABD Başkanı Trump'ın da imzaladığı Rusya'ya yönelik son yaptırımlar yasası uyarınca, yönetimin Türkiye'ye yaptırım uygulaması ve yasaklı Rus şirketiyle ticaret yaptığı için bu ülkeye tüm ABD silah satışını kesmesi lazım" deniyor.
Bildiğiniz gibi, S-400’leri üreten Rus şirketi de ABD’nin yaptırım uyguladığı yasaklı şirketler arasında…
Rogin, yaptırım konusunu ABD'nin NATO Büyükelçisi Kay Bailey Hutchison'a sorduğunu ve “belki” cevabını aldığını aktardıktan sonra, Büyükelçi’nin şu açıklamalarına yer veriyor: “Trump yönetimi, Türkiye'yi, Rus savunma sanayiiyle anlaşmaya varması durumunda 'sonuçlarının farkında olması' uyarısında bulundu, ama yönetim bununla ilgili henüz ne yapacağına karar vermedi."
Hutchison kendisine yöneltilen, “Rus ordusuna giderek yaklaşan ve NATO'nun kabiliyetlerini doğrudan tehdit eden bir sisteme sahip olan Türkiye güvenilir bir NATO üyesi olur mu?” sorusuna “Açıkça büyük bir endişe var, bununla ilgili bir şüphe yok” cevabını veriyor.
Genel olarak ABD’li yetkililer her ne kadar görüntüde bu konuya ilgisizmiş gibi görünseler de bu tür açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, oldukça rahatsız oldukları kesin…
ABD ile yaşanan gerilimin giderek artmasına, NATO harekatında yaşanan skandala bir de bu açıdan bakmak gerek… ABD Türkiye’yi bir taraftan vuruyor, diğer taraftan tutuyor, bir taraftan cezalandırıyor, diğer taraftan kaçırmak istemiyor. Ama altını oymaya devam etmekten de geri kalmıyor. Neticede Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllar önce altını çizdiği gibi, Büyük Ortadoğu Projesi’nin hedefindeki 22 İslam ülkesinden birisi de Türkiye… 
ABD'nin eski Türkiye Büyükelçisi Eric Edelman bu konuda şunları söylüyor:
“Rus füze sistemini satın alması özel bir durum zira Kongre'nin müdahale etme gücü ve niyeti var. Kongre'de hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar, Trump'ın, Rusya'nın ABD seçimlerine müdahalesine karşı bir ceza olarak gördükleri yeni Rus yaptırımlarını uygulamasından yana ısrarcı…
Senato Dış İlişkiler Komitesi'nin kıdemli Demokrat üyesi Ben Cardin, Türkiye'nin S-400 füze sistemini satın almasıyla ilgili olarak bana, 'Sanıyorum yönetim bunun dava konusu olabileceğini anlıyor. Türkiye ile ilişkilerimiz gerçekten çok korkunç bir hal alıyor' dedi."
Geçtiğimiz hafta ABD Hava Kuvvetleri Müsteşar Yardımcısı Heidi Grant, Rusya'dan S-400 satın alması halinde Türkiye'nin F-35 tipi 5. nesil bombardıman uçaklarını edinme ve kullanma imkânlarına yönelik tedbirler alınabileceğini açıklamıştı.
Siyasilerimiz, “Yunanistan S-300 sistemlerini kullanıyor, eğer Türkiye’ye yaptırım uygulanırsa bu çifte standart olur” derlerse, “ABD, NATO ve AB hangi konuda Türkiye’ye çifte standart uygulamadı ki” deriz.
Siyasilerimiz yeri geldiğinde “AB bizi 50 yıldır kapısında süründürüyor” diyor, “NATO güvenirliliğini yitirmiştir” diyor, ABD için de “Böyle müttefiklik olmaz” diyor ama kendilerine “Peki ne yapacağız?” diye sorulduğunda yan çiziyorlar.
AB konusunda “Masadan kalkan biz olmayacağız” diyorlar, “NATO’nun en saygın üyesi olmaya devam edeceğiz” diyorlar ve yine dönüp dolaşıp “ABD’siz olmaz” diyorlar. Aslan gibi kükreyip, kedi gibi sırnaşıyorlar. İşte körü körüne bağlılık bu değildir de nedir?
Adamlara diyorsun “Bize savunma sistemi ver”, “vermem” diyor, o zaman “Rusya’dan alırım” diyorsun, küresel dengeler sebebiyle açıktan “alamazsın” demiyor ama almaman için her türlü baskıyı, her türlü sanaryoyu devreye koyuyor.
Şimdi neden Atatürk’ün “Manda ve himaye asla kabul edilmez” dediğini, “tam bağımsızlık”, “milli ekonomi” dediğini daha iyi anlıyoruz değil mi?
Anladığınızı pek zannetmiyorum, eğer anlasaydınız sizler de siyasetiyle, bürokratıyla, ilim adamlarıyla, milletiyle, aynen BRICS devletlerinin siyasileri, bürokratları, ilim adamlarının yaptığı gibi Milli Ekonomi Modeli’nin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ın yolunu aşındırırdınız, eşiğinden ayrılmazdınız.
Başınıza gelenlerin ve geleceklerin sebebinin yine kendiniz ve bu inadınız olduğunu asla unutmayın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121