“Türkiye, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) ÖSO unsurlarıyla birlikte YPG’den aldığı Afrin’de bundan sonra hangi adımları atacak?”, cevabı merak edilen önemli bir soru…
Bu noktada Türkiye’nin önüne şu seçenekler çıkıyor: Türkiye Afrin’de kalabilir; Türkiye Afrin’den çıkabilir, eğer çıkarsa burayı ÖSO’ya bırakabilir ya da Suriye Devleti’ne bırakabilir. Dilerseniz, yapılan açıklamaları ve muhtemel riskleri de dikkate alarak bu seçeneklerden hangisinin en mantıklı seçenek olduğunu ortaya koymaya çalışalım.
Türkiye Afrin’de kalabilir mi? Afrin kent merkezinin ele geçirilmesinden sonra ABD’den jet bir açıklama geldi.
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada şu ikazlar yapıldı: “Washington yönetimi, Afrin şehir merkezinden son 48 saat içinde gelen haberlerden derin kaygı duymaktadır. Büyük oranda Kürt nüfusun bulunduğu kentin, TSK ve Türkiye’nin desteklediği güçlerin saldırı tehdidi nedeniyle boşaltıldığı görülüyor. Afrin’den ayrılan insanların acil barınma ve temel ihtiyaçlarını karşılayacak yardıma ihtiyacı var. Afrin’deki yağma haberlerinden de kaygılıyız. Afrin’deki duruma ilişkin ciddi kaygılarımızı defaatle Türk yetkililere söyledik.”
Rusya’dan da açıklama geldi. Rusya Parlamentosu’nun alt kanadı Duma’nın Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı Leonid Slutskiy, Rusya’nın Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olduğunu, Afrin’de olanların ciddi şekilde endişe verici olduğunu söyledi.
Almanya’nın başını çektiği NATO üyesi ülkeler, Afrin harekatı sebebiyle “Türkiye NATO’dan çıkartılsın” taleplerinde bulunmaya başladı. Stuttgarter Zeitung gazetesi ve birçok Alman gazetesi, Türkiye’ye gerektiği tepkinin verilmediğini iddia ederek, “Erdoğan’ın anlayabileceği tek dil Türkiyesiz NATO olabilir” dediler.
Afrin konusu, BM’ye de taşındı. Suriye Dışişleri Bakanlığı, BM Genel Sekreteri ve Güvenlik Konseyi Başkanı’na iki resmi mektup gönderdi ve bu mektuplarda Türkiye’nin Afrin’deki operasyonları “savaş suçu” olarak ifade edildi, “Türkiye derhal Afrin’den çekilmeli” ifadesine yer verildi.
Bu açıklamalardan, uyarılardan ve suçlamalardan anlaşılıyor ki, Türkiye Afrin’de uzun süre kalamaz. Türkiye’nin, terörle mücadele haklı gerekçesiyle adım attığı ve sonuçlandırdığı bu operasyon sonrası Afrin’de kalıcı olması, uluslararası hukuk nezdinde durumunu negatife çevirebilir. Zaten Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Afrin’de kalıcı olmadığını da şu sözlerle ifade etmektedir:
“Dedik ki orada kalıcı değiliz. İşgalci hiç değiliz. Bizim harekâtımızın hedefi; bölgeyi terörden arındırmak ve bölgede huzur, güven, barış, istikrar ortamını yeniden ve daha güçlü bir şekilde tesis etmek. Bölgeyi teröristlerden kurtardıktan sonra bölgeyi gerçek sahiplerine teslim etmektir.” 
Bozdağ’ın açıklamasına göre, Afrin’de kalmıyoruz, bölgeyi gerçek sahiplerine teslim ediyoruz. İşte burada sorulacak soru şu: Afrin’in gerçek sahipleri kimdir? ÖSO mu, Suriye Devleti mi? 
Türkiye’nin desteğiyle, birkaç gün önce tamamı Afrinlilerden oluşturulan Afrin Sivil Meclisi’nin Sözcüsü Hasan Şindi, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) militanlarının Afrin’de halkın mallarıni talan ettiğini ve araçlar başta olmak üzere birçok eşyayı çaldıklarını belirtti ve de devamında şunları söyledi: “ÖSO Afrin’de halkımıza baskı ve zulüm yapıyor. ÖSO güçlerinin Afrin’de olmasını istemiyoruz. Afrin’de Afrinliler’den oluşacak polisler olmalı. Polislerin olması için Türkiye’den destek istiyoruz. Biz Afrinli siyasetçiler ve aydınlar olarak silahı zorbalığı sevmiyoruz.” 
Bir diğer husus ise, 2011 yılında DEAŞ, El Nusra, Heyet Tahrir Şam, Fetih el Şam gibi terör örgütlerini de içinde barındıran ÖSO’yu ilk oluşturan, destekleyen ABD’ydi. Daha sonra ismini saydığımız terör örgütleri ayrıldılar, DEAŞ ön plana çıktı, ABD kendisine müttefik ve sahadaki ortak olarak YPG’yi tercih edince, geride kalan ÖSO Türkiye’ye yakınlaştı.
ÖSO hakkında Afrin sonrası yapılan şikâyetlere de bakılırsa, ÖSO’yu bu aşamadan sonra kontrol edebilmek, lehimize kullanabilmek oldukça zor. Eğer Afrin, Cerablus, El Bab gibi bölgeleri ÖSO’ya bırakırsak, yarın ABD’den daha cazip teklifler alan ÖSO çok rahat bir şekilde Türkiye’yi satabilir, buraları ABD’ye devredebilir ve yine başladığımız yere döneriz. 
Üstelik ÖSO’nun yaptığı yağmalamalar, çalmalar, Türkiye’nin ve TSK’nın da imajını lekelemektedir. Hakka hukuka riayet etmeyen bir örgüte, sivil halkın canını, malını, namusunu emanet etmek, hemen sınırımızda yaşanan sorunları bitirmeyecek, daha da artıracaktır.
O halde geriye tek bir seçenek kalmaktadır; o da bu bölgeleri, Suriye’nin gerçek sahibi olan Suriye Devleti’ne bırakmaktır. Prof. Dr. Haydar Baş yıllardır, “Bölgesel sorunlarımızı bölge ülkeleriyle işbirliği yaparak çözmeliyiz” demektedir. Suriye Devleti’nin, Esad Yönetimi’nin bugüne kadar bize hiçbir zararı olmamıştır. Sayın Baş’ın ifadesiyle tavuğumuza kış kış bile dememişlerdir. Diyeceksiniz ki, babası Hafız Esad APO’ya sahip çıktı. Tamam da Esad Yönetimi APO’ya sahip çıktı mı? Hayır. Bizi vuran terörü destekledi mi? Hayır. Barzani destekledi, ona “dost” dedik, “kardeşim” dedik, Esad hiç desteklemediği halde ona “zalim Esed” diyoruz. 
Üstelik 15 Temmuzda Türkiye’de darbe girişiminde bulunan FETÖ’nün ele başı Fetullah Gülen’i 80 koli belgeye rağmen teslim etmeyen ABD’ye en ufak bir yaptırım ortaya koymazken, bize en ufak zararı olmayan Esad’ı düşman ilan ediyoruz. Eğer Suriye’de, elimizde bulunan bölgeleri, Suriye’yi BM’de temsil eden meşru yönetim Esad Yönetimi’ne teslim edersek ne olur:
Türkiye uluslarararası hukuk nezdinde bütün suçlamalardan kurtulur. Suriye sınırımız terörden tamamen temizlenir ve yine en güvenli sınırımız olur. İçinde bulunduğumuz yalnızlıktan kurtulur, gerçek bir dost ülke kazanırız.
Rusya bu kararımıza asla hayır demez, ilişkilerimiz bozulmaz, daha da düzelir. ABD, işgalci duruma düşer, bütün oyunları bozulur ve pılını pırtını toplayıp çekip gider.
İçimizde milyarlarca dolar harcayarak barındırdığımız mülteciler yeniden güvenle ülkelerine dönerler, bize minnettar kalırlar. İşte Suriye için kazan-kazan formülü budur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.