Hatırlarsanız, Kasım 2013 tarihinde, o dönemin Başbakanı olan Erdoğan, Polonya’ya yaptığı bir ziyarette AB tarafından çıkartılan zorluklar konusunda sitemde bulunmuştu.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ortaklık ilişkilerinin hukuki çerçevesini oluşturan Ankara Anlaşması’nın 1963 yılında imzalandığını söyleyen Erdoğan, “O günden bugüne 50 yıl geçti. Hiçbir AB üyesi kapıda 50 yıl bekletilmedi” demişti. Hatta AB ülkelerinin Türkiye’ye, “şu konularda eksiğiniz var” diyemediklerini kaydeden Erdoğan, samimi olanların ‘Biz 76 milyonluk Türkiye’nin yükünü çekemeyiz’ dediklerini belirterek “Biz size yük olmaya değil, yük almaya geliyoruz” ifadelerini kullanmıştı. (8 Kasım 2013)
Bu ifadeyi, yani, “Biz AB’ye yük olmaya değil, yük almaya geliyoruz” ifadesini sadece Erdoğan kullanmadı elbette ki, onun ardından birçok AKP’li bakan ve milletvekili de aynı görüşü ifade ettiler. AKP’nin internet sitesinde bu tür beyanatlara rastlayabilirsiniz.
O günlerde AKP’ye oy veren bir Allah’ın kulu da çıkıp, “Yahu siz bize AB iş kapısıdır, aş kapısıdır diyerek oyumuzu aldınız; AB’nin yükünü almak da neyin nesi, bizim zaten yükümüz başımızdan aşkın” demedi, eleştirmedi.
Esasen 1996 yılında imzalanan Gümrük Birliği anlaşmasından bu yana, özellikle de AKP iktidarı döneminde, Türkiye Avrupa’nın yükünü zaten sırtına yüklenmişti. İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın (İSMMMO) Ağustos 2013 tarihinde açıkladığı dış ticaret verileri, Gümrük Birliği sebebiyle yüklendiğimiz AB yükünü gözler önüne serdi. 
1996-2009 arasında yıllık ortalama 10 milyar dolar seviyesinde açık verilirken, 2010 yılında bu açık 19,5 milyar dolar, 2011 yılında 28,8 milyar dolar, 2012 yılında da 28,2 milyar dolar oldu. Son beş yılın toplam açığı 100 milyar dolara yaklaşırken 2013 yılının ilk 5 aylık döneminde açık 12 milyar doları buldu. 1996 yılından 2013'ün Mayıs sonuna kadar verilen açık ise 221 milyar doları aştı. Aradan 3 yıl daha geçti, siz buna 80 milyar dolar daha ilave edin, 300 milyar doları aşkın bir fatura, bir AB yükü…
Bu arada AB’nin başka yüklerini de kaldırdık. Mesela, yeraltı zenginlerimizi Batılı şirketlere haraç mezat peşkeş çekerek, AB’nin hammadde ve enerji ihtiyacını oldukça ucuz yollardan temin ettik. Üstelik Türkiye olarak dünyanın en pahalı hammadde, en pahalı enerji maliyetlerine sahip olmamıza rağmen… 
Yemedik, AB’ye yedirdik, içmedik, içirdik, giymedik giydirdik.
Türkiye olarak bizler bu kadar sadık davrandık AB’ye, onu kendimizden, kendi insanımızdan, dindaşımızdan, soydaşımızdan daha fazla dost bildik; hatta öyle ki Maide Suresi 51. ayette, “Ey inananlar! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez” diye bizleri uyaran Rabbimizi dinlemedik. Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın AB ile ilgili uyarılarını kulak arkası ettik, “Ne AB, ne ABD, tek çözüm Bağımsız Türkiye” duruşunu görmezden geldik.
Sonuç; elimizde Erdoğan’ın ifadesiyle, “O günden bugüne 50 yıl geçti. Hiçbir AB üyesi kapıda 50 yıl bekletilmedi” hayıflanmasından başka ne kaldı? Kimi kime şikayet ediyoruz? Kendimiz ettik, kendimiz bulmadık mı?
Şimdi de AB’nin Suriyeli sığınmacılar konusunda tampon bölgesi olarak, başka bir yükü almaya daha hazırlanıyoruz. Sanki şu an Türkiye’de bulunan resmi kayıtlara göre 2,5 milyon mülteciye, gayri resmileri de ilave edersek en az 3,5 milyon mülteciye bakabiliyormuşuz gibi… Hadi onu da geçtik, sanki 78 milyon vatandaşımızın, yüzde 90’ı borç batağında olmasına rağmen, hiçbir sorunu yokmuş gibi. 
Türkiye ile yapılan Geri Kabul Anlaşması ve geçtiğimiz gün mutabakat sağlanan AB-Türkiye Zirvesi sonuç bildirgesi hep AB’nin sığınmacı yükünü Türkiye’nin kaldırması hususunda… Bu konuda görünüşte en ılımlı görünen Almanya Başbakanı Merkel’in ifadeleri ise şöyle: "Kişisel olarak, Avusturya'nın tek taraflı kararı ve bunu müteakip Balkan ülkeleri tarafından verilen kararların, açıkça bize daha az mülteci getireceğini düşünüyorum, fakat bu, Yunanistan'ı daha güç bir duruma düşürecek. Tek taraflı kararlarla mülteci krizi çözülemez, Türkiye ile anlaşmayı başaramazsak, Yunanistan bu yükü (göçmenler) daha fazla kaldıramaz."
Yani Merkel, “Bu bir yüktür, bunu Türkiye kaldırmalı” diyor. Diğer bir ifadeyle, “Ey Erdoğan, Ey AKP, madem AB’nin yükünü kaldırmaya geliyorsun, al sana yük, kaldır” anlamında… Zirvede kararlaştırılan, “Türkiye, geri aldığı her Suriyeli karşılığında bir Suriyeli legal yollardan AB’ye girecek” maddesi konusunda, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in mülteci krizinde tek sorumlu olarak atadığı Başbakanlık Bakanı Peter Altmaier, bakın ne diyor:
“Biz bu durumun uygulanması halinde illegal sığınmacı göçünün hızlı ve kalıcı şekilde durdurulacağını düşünüyoruz.” “Sınırlı sayıdaki sığınmacıların legal yollardan AB’ye alınması önemli…” Yani özetle, illegal geçmek isteyenlerin tamamı Türkiye’ye verilecek (Ki bunların şu an itibarıyla sayısı 885 bin kişi), buna karşın AB Türkiye’den sınırlı sayıda sığınmacı alacak.
AB alacağını aldı, yükünü yine eşeğe bindirdi, sen vize muafiyeti yalanıyla avun dur.
Bu körlük sana yeter.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
halil zafer 5 ay önce

Ülkemin bir gün olsun yüzü gülmeyecek. Her gün, dehşet dolu ayrı bir karabasana uyanıyoruz. Ancak, hiç aydınlanmayan bu zifiri karanlıklar her halde Türk Milletinin Cehendem Ateşi olacak. Bir millet bu kadar mı kör, sağır ve duyarsız olabilir. Niye Tarihi’nden ve Ata’larından ders almaz.?! Hep ölerek mi ? öğreneceğiz doğru ve gerçekleri. Kimdir bu Müslüman Türk’ün gerçek dostları.?!