Yeni kuşak çok fazla bilmez, bizim yaşlarda olanlar başlığı okuyunca hemen hatırlayacaklardır Orhan Gencebay’ın bu ünlü şarkısını.
Bir zamanlar dillere pelesenk olmuştu. Aşkına karşılık bulamayıp vefasız sevgililere karşı sıkça söylenen anlamlı, güzel şarkıdır. Sözlerini bilmeyenimiz yoktur herhalde.
Yıllar öncesine ait bu şarkı durup dururken nereden aklınıza geldi, diye haklı bir soruyu sorduğunuzu duyar gibiyim.
Söyleyeyim. İçinde bulunduğum anı tarif ediyor. İnanın arasam hislerimi dile getiren başka kelimeler bulamam.
Mevzu Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik mevzusu değerli okurlar. Çok istememize rağmen yıllardır bir türlü içine bizi almadıkları, engelledikleri Avrupa Birliği.
58 yıldır adeta “aşık” olup, peşinden koştuğumuz Avrupa Birliği üyelik sürecimiz ile alakalı bugün okuduğum son dakika haberi Orhan Gencebay’ın şarkısını hatırlattı bana. 
Evet ülkemizin 58 yıllık Avrupa Birliği macerası….
Karşılıksız bir “aşk hikayesi” ki sormayın gitsin. İlk müracaat ettiğimiz yılda doğan çocuklar şimdi tam 58 yaşında sevgili okuyucular.
Ama öyle bir aşk ki aradan geçen uzun sürece rağmen sona ermiyor, vazgeçemiyoruz. Ne istedilerse yaptık, ne dedilerse yerine getirdik ama yine de olmuyor olmuyor. Karşı taraf çok naz yapıyor bu ilişkide.
Tek taraflı ilişkinin uzun sürmesi “fazla naz aşık usandırır” derler ama gelin görün ki durum böyle değil.
Evet güzel yurdum Türkiye’nin Avrupa Birliği serüveni “ironi” olacak ama tek taraflı aşkın halinden hiçte farklı değil bize göre.
1959 yılında AB’ye ilk müracaat yapan ülkemiz, aradan geçen 58 yıllık sürede sudan sebeplerle hep kapı önünde bekletilerek içeri alınmadı. Zaten alınmayacağını yıllar önce söyleyen içimizde bir kişi vardı.
Bu süreçte büyük vilayetlerimiz kadar yüzölçümü olmayan ülkeler birliğe dahil edilmiş adeta ülkemizle dalga geçilmiştir.
Örnek mi istersiniz; Kıbrıs Rum Kesimi, Belçika, Lüksemburg, Malta ve Slovenya. Bu ülkelerin yüzölçümü Konya ilimiz kadar değil. 
Bazı dönemlerde alevlenen Avrupa Birliği aşkımız karşı tarafın sert açıklamaları ile moral bozukluğuna uğrasada belirli bir zaman sonra yapılan açıklamalarla tekrar başa dönüldüğünü görmekteyiz.
Hatırlayın başkentin sokaklarında gündüz vakti havai fişeklerle Avrupa Birliği kutlamaları yapılan günleri. 
Ancak o zamanlar bile yukarıda da belirttiğim gibi içimizden bir kişi “Hayır bizi Avrupa Birliği’ne kesinlikle almayacaklar göreceksiniz. Eğer kültürümüzden ve değerlerimizden vazgeçersek ancak o zaman içlerine alırlar. Bizden istedikleri kendileri gibi olmamızdır. Bu mümkün değildir. Amaçları Türkiye’yi Avrupa Birliği mezarlığına defnetmektir” diyen bir bilim ve fikir adamının hakkını bu noktada vermek zorundayız.
Öyle ki hiçbir görüşünde yanılmayan 20 yıldan beri başta “FETÖ” alçak terör örgütü olmak üzere herkesin koro halinde desteklediği ve metiyeler dizdiği günlerde ise bir tek o, yazdığı makaleler, televizyonlarda yaptığı söyleşiler ile halkımızı uyardı. Tehlikeden bahsetti. Yer altı kaynakları bitmiş, ortak para birimine geçen Avrupa Birliği’nin gün gelecek dağılacağını söyledi.
Bu açıklamalarında zaman O’nu hep haklı çıkardı. Yanılmadı. Halkını aldatmadı. Hadiseleri doğru okuyan ve analiz eden öngörüsü yüksek Prof. Dr. Haydar Baş Bey’di o kişi.
Bakınız bugün Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye Raporu oylandı. Müzakerelerin askıya alınmasını öneren Türkiye Raporu kabul edildi.  Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Hollandalı parlamenter Kati Piri tarafından kaleme alınan taslak kararda, "16 Nisan anayasa değişikliği paketinin mevcut haliyle yürürlüğe girmesi halinde” Türkiye ile üyelik müzakerelerinin “derhal ve resmen askıya alınması” için AB devletleri ve Avrupa Komisyonu'na çağrıda bulunuluyor. İşte yazımın ve başlığının omurgasını bu karar oluşturmuştur.
Sormak lazım üyelik sürecinde hangi ülkeye böyle zorluklar çıkardılar. 
Ama Hıristiyan bir birlik olduğunu açıklamadan çekinmeyen bu topluluğun asıl talepleri nedir biliyor musunuz?
Söyleyelim.
AB’nin yarım asırdır talep ettiği, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması, Ege kıta sahanlığı sorunu, Kıbrıs, 36 etnik gurubun varlığının kabul edilmesi, azınlıkların hakları gibi iç işlerimize direk müdahale eden talepler, bağımsızlığımızın devri değil de nedir?
Bunu kim yapabilir? Bu olmayacak duaya “amin” demek gibi bir şey anlayacağınız. Yani karşılıksız bir aşk hikayesi.
Halimizi yıllar önce şarkılarında söyleyen Orhan Gencebay’ın sözleriyle bitirelim.
“Vazgeç gönlüm (ülkem) sen bu aşktan,
Sana kıymet veren mi var.
Unut dertten (AB’den) zevk almayı,
Seni ancak seven (Türk milleti) anlar.”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet Alioğlu 3 hafta önce

Harika bir saptama tebrikler.

banner100