Türkiye gerçekten gariplikler ülkesi… Rutin olarak alıştığımız yanlışları, “dur bir dakika” deyip biraz irdelemeye başladığınızda çok büyük tuhaflıkların yaşandığını görüyorsunuz.
Ülkemizde hiç alınmaması gereken, ekonomide “adaletsiz vergiler” olarak adlandırılan dolaylı vergilerin de vergisi alınıyor; rutin zam oranlarının da zammı yapılıyor.
Verginin vergisine en bariz örnek akaryakıt ürünleri… Benzin ve mazottan alınan vergi yüzde 65’leri geçiyor. Aldığımız her benzin ya da mazot fiyatına önce ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) ekleniyor, sonra da bu ÖTV dahil edilmiş meblağa bir de yüzde 18 KDV (Katma Değer Vergisi) ilave ediliyor. Yani ÖTV’nin de KDV’sini ödüyoruz.
100 TL’lik benzinin gerçek fiyatı 35 TL iken, siyasilerimizin iş bilmezliği sebebiyle verginin de vergisiyle birlikte 65 TL daha fazla bir bedel ödüyoruz.
Halbuki Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nde ifade edildiği gibi emek ve üretimimiz olan GSMH’miz karşılığı Milli Para’mızı bassak böyle bir dolaylı vergi toplama ihtiyacımız kalmayacaktı ve 100 TL’lık benzini, mazotu 35 TL’ye alacaktık.
“Üretimdeki maliyetleri düşürmek” diyoruz ya işte en önemlilerinden bir tanesi de bu…
Zama zam meselesine gelince ona da örnek vergi, harç ve cezalara zamı ifade eden ve her yılın başında uygulamaya sokulan “yeniden değerleme oranı”… Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen bu oran 2018 için önceki gün açıklandı. Buna göre önümüzdeki yıl vergi, harç ve cezalara yüzde 14,47’lik bir zam yapılacak. 2017 yılında bu oran yüzde 9,7’ydi. Bu oran zaten vergilere ve cezalara yüzde 9,7’lik zam demek… 2018 için bu oran yüzde 14,47’e çıktı. Yani zama da yüzde 50’lik bir zam yapılmış oldu.
Milletimiz “çözümün tek adresi”nde buluşmadığı müddetçe bakalım daha neler görecek? Daha nice vergilere vergi, nice zamlara da zam yapılacak?
Bu arada TÜİK’in açıkladığı resmi enflasyon, tüketici fiyatlarında yüzde 11,9, üretici fiyatlarında ise yüzde 17,28 ile son 9 yılın en yüksek rakamına ulaştı.
Başbakan Binali Yıldırım, “Bu bizim beklediğimizin üzerinde bir sonuç” dedi ve çözüm düşüncesini şöyle ifade etti: “Daha fazla üreteceğiz. Piyasanın ihtiyacı olan nakit ihtiyacını karşılayacağız. Üretim girdi maliyetlerini düşüreceğiz. Hedefimiz enflasyonda tek hane.”
Güzel diyor Sayın Yıldırım ama, üretimdeki bütün girdi maliyetlerinin ithal ve dolara endekli olduğunu düşündüğümüzde ürettikçe enflasyon artacak, Prof. Dr. Baş’ın ifadesiyle para olarak doların tercümesini kullandığımızdan piyasanın nakit ihtiyacı karşılanamayacak, bu şartlarda gerçekte tek haneli enflasyona da ulaşmak mümkün olmayacak.
Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ise, yüksek enflasyonun sebeplerini, kur şoku, gıda fiyatları ve petrol fiyatları olarak saydı. 
Evet doğru ama; kur şoku, uyguladığınız dolara bağımlı para politikalarınız ve de dalgalı kur politikası sebebiyle; gıda fiyatlarındaki artış tarım üretiminin hemen hemen bütün girdilerinin ithal olması, hatta tarım ürünlerinin de ithalatının yapılması sebebiyle; petrol fiyatlarındaki artış ise, petrol denizi üzerinde yüzen Türkiye’nin kendi petrollerini çıkarmaması, tamamen ithal etmesi, kendi petrol sahalarını ise ABD şirketlerine devretmesi sebebiyle…
Bunların çözümü konusunda bir adım atmayacağınıza ya da atamayacağınıza göre demek ki enflasyon sorununu da asla çözemeyeceksiniz. Zaten yeniden değerleme oranının yüzde 14,47 olacağı 2018 yılında üretim finanslarının da faizli borçla yapıldığını buna ilave ettiğimizde artık tek haneli enflasyonun masa başında bile hayal olduğunu söyleyebiliriz.
Prof. Dr. Baş, yıllardır enfasyonun yanlış hesaplandığını ifade etmektedir. 2007 yılında yaptığı açıklamada Sayın Baş, "Bir ekonomide hem yüksek oranda maliyet enflasyonu var ve aynı zamanda ciddi bir talep daralması yaşanıyorsa bugünkü gibi enflasyon hesaplama yöntemi son derece yanlıştır” ifadelerine yer vermişti. Örnek olarak da buğdayı verdi: 
“Örneğin siz buğday ekiyorsunuz ve buğdayın fiyatı talep azlığından dolayı yüzde 30 düşüyor. Ama bu buğdayı elde ederken kullandığınız gübre ve mazot yüzde 35 artmış bu şartlarda bugünkü mantığa göre enflasyon yüzde 2,5 olacaktır. Oysa köylü için enflasyon yüzde 65’tir, çünkü üreticinin satın alma gücü yüzde 65 daralmıştır.”
Çözüm olarak maliyetleri aşağıya çekecek bir maliye politikasını önermektedir:
“Burada maliyetleri aşağıya çekecek bir maliye politikasından kastımız şudur: Bu kadar yüksek vergi alınmasının sebebi hazinenin bu kadar yüksek oranda borçlanma ihtiyacıdır. Bu ihtiyacın sebebi de kendi parası yerine maliyetli yabancı para karşılığı emisyonunu genişletme isteğidir. Dolayısı ile doğru para politikaları uygulanmadan bu borçların, buna bağlı olarak bu kadar yüksek vergilerin de aşağıya düşürülmesi mümkün değildir. Öyleyse sağlam mali politikalar için öncelikle doğru para politikalarının uygulanması gerekir.”
Çözümün tek adresi belli ama gelir darlığından, vergilerden, cezalardan, maliyetlerden, ithalattan sürekli yakınan millet nerede?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
cemal 2017-11-06 13:12:12

kapitalist sistemin her bir üyesi yok olmaya mahkümdur. yasasin milli ekonomi modeli

Avatar
cemal 2017-11-06 13:13:49

haydar bas beyin herdedigi cikiyor. zamdan baska careleri yok demisti

banner100