Osmanlı Devleti 6 asır hükmetti; doğrularıyla, yanlışlarıyla bir döneme, bir devre damgasının vurdu ve tarihe karıştı.
Türkiye Cumhuriyeti, dünya savaşından yenik çıkmış Osmanlı’nın mirası belki de enkazı demek lazım- üzerinde büyük bir kurtuluş mücadelesi vermek suretiyle kuruldu. 
Mustafa Kemal şüphesiz Osmanlı’yı iyi tanıyor, yanlışlarını ve onu çöküşe sürükleyen sebepleri iyi biliyordu.
Duraklama döneminden itibaren batıya verilen sayısız tavizler, batılılaşma sürecinin hep Osmanlı’nın aleyhine işlemesi, Türk ve Müslüman tebaanın sistematik olarak dışlanması, ta baştan beri azınlık unsurların devletin en üst kademelerine kadar çıkarılması şüphesiz en temel yanlışlardı.
Bu ve benzeri birçok konu Osmanlıyla ilgili sıralanabilir.
Ancak Mustafa Kemal’in asıl hazmedemediği hakim olan teslimiyetçi ruhtu. 
Bu dönemde kendi güvenliğinden ve işgalcileri kızdırmaktan korkan ve işgale karşı direnç gösterilmemesini emreden bir padişah mevcuttu. (Padişah aynı zamanda halifeydi ve küfür ordularına karşı savaşmamayı emrediyordu). Öte yandan asırlarca padişaha tebaa olmaya alışmış bir nesle tam bağımsızlığın hayali bile uzaktı.
1. Dünya Savaşı ve onu izleyen işgal yıllarında İstanbul hükümeti tam bir teslimiyetçi ruhla olaylara yaklaştı. Bu inkarı mümkün olmayan bir tarihi gerçektir. 
Padişah Vahdettin Mondros Mütarekesi’nin şartlarını öğrenince İzzet Paşa’ya şunları söyler: “Bu şartlar çok ağır olmasına rağmen kabul edelim. Tahminimce İngilizlerin asırlarca devam eden dostluğu ve lütufkâr siyaseti değişmeyecektir. Biz onların hoşgörüsünü daha sonra elde edeceğiz.” 
Vahdettin’in sadrazamı Damat Ferit ise, İngiliz Amiral Webb’e şöyle diyordu: “Ben ve Sultan, Allah’tan sonra umudumuzu İngiltere’ye bağladık.” 
Bu sözleri doğrular nitelikte bir girişim olarak Mart 1918’de Damat Ferit, “Vahdettin’in takip ettiği gaye Osmanlı Devleti’ni İngiltere’ye tam bir teslimiyetle bağlamaktır” diyerek İngiliz mandası isteyen bir projeyi İngiliz Yüksek Komiseri’ne sunmuştur.Bu halin sebebi belki Vahdettin’in annesinin de İngiliz kökenli olmasıdır. Bilemeyiz…
Kesin olarak bildiğimiz Mustafa Kemal’in bu duruma şiddetle tepki göstermiş olduğudur.
Bugün ne acı ki, Yeni Osmanlıcılık akımı Atatürkçülüğü unutturmak için bir malzeme olarak kullanılıyor.Atatürkçülüğün ve Cumhuriyetin temel değerleri ısrarla tartışma konusu yapılıyor. 
Atatürk’ün ismini anmadan Çanakkale hutbeleri veriliyor, İstiklal Marşı’nın yeniden yazılması konuşuluyor. Çünkü tam bağımsızlık, Cumhuriyet ve inkılaplar elimizde kalan son toprak parçasına da göz dikenler açısından çok tehlikeli. 
Bunun yerine tam teslimiyetçi, mandacı, güvenliği ve emniyeti dış güçlerde arayan bir anlayış yerleşmeli. Yani eski sömürü planları için yeniden Osmanlıcılık lazım.
Son dönemlerde yapılan bütün tartışmaları, ortaya atılan polemikleri,  Osmanlı tarihiyle ilgili çekilen ve içinde Atatürk’ün hiçbir şekilde yer almadığı tv dizilerini hep bu çerçeveden değerlendirmek lazım. Taşlar o zaman yerli yerine oturacaktır. İnsanımıza ısrarla Atatürk’süz bir bakış  vermeye çalışılıyor.
Neden?
Çünkü Mustafa Kemal’in zihniyeti her ne şart altında olursa olsun tam bağımsızlıktır. “Ya istiklal ya ölüm!” sözü bunun en açık ispatı. 
Bugün maalesef işgal yıllarındaki gibi belki daha da kötü bir şekilde “tam teslimiyetçi” bir dönemden geçiyoruz.
Uluslararası oyun kurucular; bağımsızlık, Cumhuriyet, Atatürkçülük gibi ifadelerden son derece rahatsız. Geçmişte nasıl planları bozulduysa bugün de aynı şekilde bozuluyor.
Bir ülke; topla, tüfekle, silahla işgal edilebilir. Bu işgal uzun zaman da sürebilir. Ancak o ülke halkında bağımsız bir ruh ve dik duruş varsa işgalciler orada tutunamazlar.
Ne var ki bir halkın zihinleri işgal edilmişse, zihinleri mandacı ise, ruhları teslimiyetçi ise en acı işgal şekli budur. Bu, sömürgecilerin en sevdiği, arayıp da bulamadığı insan tipidir. Çünkü bunlara silah sıkmaya, kurşun harcamaya gerek yoktur. Zaten teslim olmaya hazırdırlar. 
Zaten teslim olmuşlardır.
11 Mart 1919’da İngiliz Amiral Webb ülkesine şu raporu yazıyordu.
“… Daha iyi bir hükümet bulamayız. Sadrazam her valiye bir İngiliz danışman atamak istiyor. Bizi mahcup ediyorlar. Damat Ferit hükümeti düşünülebilecek en iyi İngiliz yanlısı hükümettir.” 
İşte Mustafa Kemal’i büyük yapan en önemli sebeplerden bir tanesi bu ruha sahip, kemikleşmiş bir hükümdarlıkla mücadele etmesidir. Yalnız dış işgalcilerle değil; padişahla, “padişahın sözünden çıkmayan”larla, vatansever olduğu halde manda yanlısı olanlarla da uğraşmıştır.
İsmet İnönü, Halide Edip, Refet Bele ve birçok kimse hiçbir surette Anadolu’da bir bağımsızlık mücadelesi verilebileceğine inanmıyor, kurtuluşu Amerikan mandasına girmekte görüyorlardı. 
Vatansever oldukları muhakkak olan bu kimseler Osmanlı’ın son dönemlerinde, Osmanlı’nın açtığı okullarda yetişmişlerdi. Neden içlerinden Atatürk dışında bir tane bile “tam bağımsızlık” diyebilen bir devlet adamı, bir asker veya bir aydın yetişmedi?
Yeni Osmanlıcılığın gündemde olduğu bir zamanda bu soruyu sormak ve cevap istemek şüphesiz hakkımızdır.
Demek ki Osmanlıcılık tereddütsüz, cesur, her şart altında dik durabilen fertler; Atatürk’ün deyimiyle “fikri hür, vicdanı hür nesiller”  yetiştiremedi.
Mustafa Kemal şüphesiz bir istisna idi ve üstün liderlik kabiliyeti ve dehasıyla bunların üstesinden gelmeyi başardı. 
Erzurum Kongresi’nde “manda ve himaye kabul edilemez” maddesi ilan edildi. Aynı tarihte padişah ve aynı zamanda halife olan Vahidettin ne yapıyordu? 
Atatürk Mart 1923’de Konya’da şunları söyler: “… Osmanlı hükümdarı Vahidettin’in yaptıkları gözünüzün önündedir. Onun emriyledir ki bile bile ölüme götürülen milleti kurtarmak isteyenler hain ilan edildi. Onun emriyle millet ve vatanı kurtarmak için kan döken aziz ordumuzun serseriler sürüsü olduğuna dair fetvalar veren ulema kıyafetli kimseler çıktı. Onlar bu fetvaları Yunan tayyareleri ile ordumuzun içine atıyorlardı.” 
O gün istediklerini gerçekleştiremeyenler bugün aynı gaye için  çalışıyorlar. BOP ve benzeri projeler, ülkemizi de içine alan geniş bir bölgenin kaynaklarına çöreklenme arzusundan başka bir şey değil… Bu, tam bir kuşatma planı. Bunun siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik, askerî birçok ayağı var. Osmanlıcılığın yeniden diriltilerek, Atatürkçülüğün yok edilme çabası da bu ayaklardan bir tanesi. Çünkü biri mandacılığı, diğeri bağımsızlığı ifade ediyor.
Eğer geçtiğimiz yüzyılın başında Osmanlıcı zihniyet hakim olsaydı bugün çoktan bir sömürge ülkesi olmuştuk bile. Türk milletini yok olmanın eşiğinden Mustafa Kemal’in zihniyeti ve cesareti kurtardı. Atatürk’ü, Atatürkçülüğü, Cumhuriyetin değerlerini tartışma konusunu yaparken bu gerçekleri bir kez daha düşünmemiz lazım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Bahar Çebi 2018-03-20 10:45:34

Son günlerde okuduğum en anlamlı yazılardan biri. Atatürkçü olmak bağımsız olmayı, kendimiz olmayı, dışa bağımlı olmadan ayakta durabilmeyi ve bu vaziyette uygarlığa yön verecek bir ülke olmayı gerektirir. Bu nedenledir ki işgalciler ve onların maşaları " Atatürk " adından dehşetle korkarlar.
Yüreğinize kaleminize sağlık Zeynep Baş

Avatar
İsmail Yıldız 2018-03-20 09:00:22

Sayın Zeynep Baş :
Geçmiş tarihi çok iyi bilmeden, geleceği tahmin edemeyiz..
Bir çok 'yerli ve aydın'! unsur, ne hazindir ki sadece kendisi, cemaati, ırkı, ya da ailesinin beklentileri, çıkarları yönünde propagandalar yapmaktalar..
İşte bu vicdansızlık gözlerini kör etmiş çok sayıda insan, maalesef bu nedenle Emperyalizme, vahşi kapitalizme, bölünmeye ve gericiliğe hşzmet etmeye itiyor..
Siz iyi bir vicdana sahip olduğunuz için, bu memleketin yararına olan tüm gerçekleri anlatmaktan geri durmuyorsunuz..!!
Sizi tüm kalbimle kutluyorum..
Ben tabanda olan chp üyesi biri olarak, bu stratejik yolda birlikte davranmamız gereğine ve zorunluluğuna inanmak istiyorum..
Çalışmalarınızdaki heyecan daim olsun..

Avatar
Resul Kollar 2018-03-20 20:30:40

Elinize yüreğinize sağlık