Geçtiğimiz hafta sonu “Prof. Dr. Haydar Baş Gençlerle” adlı program vesilesi ile oldukça geniş bir salonda Haydar Hoca’yı dinleme imkanı bulduk.
Sayın editörümüz Okan Egesel’in dediği gibi, ilerlemiş yaşımıza, bembeyaz olmuş başımıza bakmadan daldık gençlerin arasına ve hiç olmazsa iki-üç saat boyunca gençliğimizi doyasıya yaşadık.
Sayın Haydar Hoca, konuşmasına hatıralarından başlayıp günümüze doğru gelmeye başlayınca haliyle söz, 1983 yılının Eylül ayında yayın hayatına başlayan İcmal Dergisi’ne geldi.
İcmal Dergisi serüvenini anlatırken o yılları, gün gün, ay ay bir kez daha yaşadım, çünkü ben de bizzat işin mutfağında bulunuyordum.
Daha önceki bazı denemelerimizi saymazsak eğer benim de yazı hayatım İcmal gibi otuz dördüncü yılında.
Dergicilik tarihinde bilebildiğim kadarıyla aynı sayıya üçüncü baskıyı yapan ve ilk yılını tamamlamadan yüz bin tirajını aşan dergi İcmal Dergisidir.
Benim yaşıtlarımın her birinin onlarca İcmal hatırası vardır elbette ama işin merkezinde, karar vericiler olarak Haydar Baş ve arkadaşlarının kitaplık çapta hatıraları vardır ki o akşam sadece çok az bir kısmını bizzat kendi ağızlarından dinledik.
Hepsi bir elin parmak sayısı kadar olan arkadaş gurubunun cep harçlıklarını topladıktan sonra bu yetmeyince, bir cami derneğinden de bir miktar borç alınarak ilk sayısını yayınlayan İcmal Dergisi’nin otuz yıl sonra bir üniversiteye dönüşeceğini, bu kökten önce aylık Öğüt, sonra haftalık Mesaj dergilerinin filizleneceğini sonra da günlük Yeni Mesaj gazetesinin ve şu kadar televizyon kanalının neşet edeceğini kim hayal edebilirdi?
Hangi sayı idi hatırlamıyorum ama birtakım sıkıntılardan ötürü baskısı hayli gecikmiş olan dergiyi hazırlayıp baskı aşamasına getirince, son toplantıda, gecenin ilerlemiş saatinde merhum Ali Gedik Hoca’nın; “Hocama müjde verelim” diyerek oturduğu koltuktan kalkıp ceketini düğmeleyerek telefonu çevirdiğini daha dün gibi hatırlıyorum.
Dile kolay 34 yıl...
İlk sayısından itibaren yazarları arasında olmaktan gurur duyduğum İcmal’in daha sonra hizmete giren diğer dallarda da görev aldım. Yayın hayatına giren dergilerde, daha sonra yayına başlayan gazetede yazılarımız devam etti, televizyon kuruldu program yaptım, okul açıldı öğretmenlik yaptım, parti kuruldu görev aldım, yıllarımız dolu dolu geçti diyebilirim.
Akraba ve arkadaş çevresinden hep eleştiri aldık, hâlâ da alıyoruz; “Diyanet’te olsaydın şimdi il müftüsüydün, Milli Eğitim’de olsaydın daha yukarlardaydın, üniversitede olsaydın profesördün ama sen Haydar Hoca’dan ayrılmadın ve orada devam ediyorsun.”
Geride bıraktığımız bu otuz beş yıllık süre içinde, içinde bulunduğum ekibin dimdik, dosdoğru, istikamet üzere yürüyor olması benim için bütün rütbelerin üstündedir.
Onun için şairin dediği gibi “yıllar sana ne söyledi bilemem” ama yukarıda ismi geçen yayın organlarının arşivleri ortadadır, hocalarımızın yazdıkları da bizim yazdıklarımız da ortadadır, isteyen herkesin incelemesine açıktır.
Savrulmadan ve sendelemeden istikamet üzere...

“Gözyaşımla mektup yazdım rüzgâra
Yeller sana ne söyledi bilemem
Seni hatırlarım günde yüz kere
Eller sana ne söyledi bilemem

Lalelerin rengi ayvalaştı mı
Muhannet dikene gül dolaştı mı
Bülbül menekşeye fısıldaştı mı
Güller sana ne söyledi bilemem

Hayat köprüsüne taşlar dökülmüş
Gönül pınarına yaşlar dökülmüş
Ah çeke ah çeke saçlar dökülmüş
Yıllar sana ne söyledi bilemem

Her insan dünyada bir dava yapmış
Ne yapsa insana masiva yapmış
İnsanlar han, saray, kuş yuva yapmış
Dallar sana ne söyledi bilemem

Mevlüt İhsani de yandıkça yandı
Hayatından bıktı candan usandı
Gönül yaylasını gezdi dolandı
Çöller sana ne söyledi bilemem.”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100