Dünkü yazımızda insanın doğru yetiştirilmesinin, doğru yönlendirilmesinin öneminden bahsetmiştik. Özellikle Mustafa Kemal Atatürk’ün öğretmenlere hitaben söylediği “zihni hür, vicdanı hür nesiller yetiştirilmesi” toplumların geleceklerinin teminatıdır. 
Kendi köklerinden, inançlarından gelen değerlerle beslenmek; tarihinin, kültürünün, medeniyetinin, inancının çerçevesinde şekillenmiş bir hayat görüşüne sahip olmaktır; aklen hür, vicdanen hür olmak… Bir millet için en büyük esaret başka medeniyetlere ait değerlerin etkisi altında yetişmiş,  kompleksli nesillere sahip olmaktır. Bu durum toprakların işgalinden çok daha tehlikeli ve yıkıcıdır. 
19.yy’da Hindistan’da başlayan modernizm akımı İslam’a güya yeni bir yorum, yeni bir bakış açısı getiriyordu. Ancak asıl maksat İngilizlere mukavemet göstermeyecek bir toplum oluşturmaktı.. Bu akımın kurucusu Seyyid Ahmet Han’dır. Reşit Rıza, Cemaleddin Afgani bu akımın takipçileridir. Bu insanlar Hindistan’da İngiliz hayat tarzını yaygınlaştırmak için okullar açıyor, “Biz İngiliz hükümetine adanmışız” diyerek, dönemin halifesi 2. Abdülhamid’i halife olarak kabul etmediklerini söylüyorlardı. (Nakşiliğin bir felsefi akım olarak Hindistan’da doğduğunu düşünürsek, Nakşi şeyhlerin Kurtuluş Savaşı yıllarında İngilizlerin yanında yer almasına şaşırmamak lazım..)
Modernist İslamcılar şeklen Müslüman görünseler de aslında tam bir Avrupa ve özellikle İngiliz hayranıydılar. Atatürk’ün zihni hür, vicdanı hür nesiller derken ne kastettiğini anlamak noktasında dikkate şayandırlar… Hintli modernistler benim düşünceme göre, yıllar boyu süren İngiliz işgalinin bir ürünü değildirler. Aksine, bu zihniyette insanlar Hint toplumunda var olduğu ve söz sahibi olduğu için İngilizler Hindistan’da o kadar zaman kalabilmişlerdir. 
Bugün Amerika’nın yanında, Müslümanların karşısında saf tutan hocalar, sözde din âlimleri de aynı mantığın ürünüdür. 
Dinlerarası diyalog ve Medeniyetler İttifakı projesi İslam dünyasının tamamında bu kafa yapısına sahip insan kitleleri yaratmak için ortaya atılmış bir plandır. Maksat, içi boşaltılmış, Protestanlaştırılmış sözde bir İslam inancına sahip;   kimliği, şahsiyeti, dik duruşu ve en önemlisi direnme refleksi olmayan, bir sürü yaratmak… Bu şekilde İslam coğrafyasını daha kolay işgal edebilmek…
Osmanlı’nın son dönemlerinde Batı hayranı bir grup ve yukarıda sözünü ettiğimiz İngiliz hayranı hoca tiplemeleri vardı ki bunlar manda taraftarı idiler. Bir büyük devletin mandası altına girmeden yani sömürge olmadan kurtuluşun mümkün olmadığını iddia ediyorlardı. 
Bunlar da işgal edilmiş zihin sahipleriydi. 
Mustafa Kemal ve arkadaşları yalnız işgalci haçlılarla değil, bu zevatla da uğraşmak zorunda kaldılar.
Dün, biz İngilizlere adanmışız diyen veya mandayı savunan mantıkla, bugün Amerika’nın yanında saf tutan mantık arasında bir fark yok.. Bunların zihinleri, ruhları ve kalpleri işgal altındadır. En yıkıcı ve en korkunç işgal de budur. Silahlı işgal bunun kadar korkutucu değildir. Çünkü, eğer bir toplum işgale karşı direnme ruhuna ve refleksine sahip fertlerden meydana geliyorsa asla esir edilemez. Sömürgeleştirilemez. 
Kurtuluş savaşı bunun en büyük ispatıdır.
Bu sebepten olacak ki Atatürk ruhu, vicdanı hür nesiller yetiştirilmesinin önemini ısrarla vurgulamıştır. 
İçinde bulunduğumuz şu zamanda bu nesle ne kadar da ihtiyacımız var!
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121