HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 21 HAZİRAN 2021, PAZARTESİ

Ali Emice de gitti

23.08.2001 00:00:00
Dünya ne kadar garip, ne kadar acı. Bir gün önce beraber sohbet ettiğin, güldüğün, neşelendiğin insanların, bir gün sonra tabutunu sırtında taşıyorsun.

Tıpkı Pazar günü Ali Emice'nin düğününde onunla koyu latifelerle dolu bir sohbete dalıp, Pazartesi günü tabutunu omuzumuzda taşımak gibi.

Pazar günü torunun düğününü yaptı. Bir gün sonra kendi düğünü oldu: Şeb-i Arus. Düğün gecesi. Hakka kavuşmayı düğün belleyenlerin gecesi. Ali Emice'min düğünü.

Bizim oralar, Doğu Karadeniz'in hırçın doğasının binbir güzelliğinin önünüze sere serpe serpiştirdiği ve yeşili yudum yudum yudumlayabileceğiniz bir coğrafyaya sahiptir.

Akçaabat da böyle bir yer işte. Güzellik de, yeşil de tespih taneleri gibi dizilir denizden yukarı yaylalara doğru, dağlara doğru.

Biz "amca" ya "emice" deriz. Yörenin o tatlı kelime değişimleri, şive farklılıkları içinde hiç terketmediğim bir sözdü "emice".

Ona kendimi bildim bileli "emice" demiştim: Köyde doğduk büyüdük, okuduk mürekkep yaladık, ama o bizim hep Ali Emicemizdi. Çok şey değişmişti dünyamızda ama "Onun emiceliği" hiç değişmemişti.

Annemin amcası idi. Yani benim büyük amcam, büyük Emicem.

Hayatının 75 yılının her karesini çalışmakla doldurdu dersem sanırım mübalağa etmiş olmam.

Ömrü çalışmakla geçti. Bağında, bahçesinde, tarlasında, işyerinde, inşaatında... Hep çalıştı, çalıştı. Sabah güneş ışıklarının sökün etmesinden, hava kararıncaya kadar çalışırdı.

Bir ibadetti onun için çalışmak, "çalışmaya doyamadım" derdi. Kalp ameliyatı olması da onu frenlememişti.

Zaten öldüğü gün de sabah ekenden evden çıkmış Sarıtaş köyünün doğu sırtlarındaki tarlasında saatlerce çalışmış ve iyice yorulan kalbi bu ağır tempoya dayanamayarak duruvermişti.

Çok istediği, özlediği bir şekilde ölmüştü: Çalışarak ölmüştü.

İnsanları barıştırmak, gergin ortamları yatıştırmak, kavga edenlerin arasını bulmak onun baş vazifesi idi. Biz hırçın dalgalar gibi öfkelenip çarpacak duvar aradığımızda o bizi yatıştırmaya çalışan güler yüzlü bir liman vazifesi görürdü.

Toplumun değer yargılarının kaybolduğu çirkinliğin baştacı yapıldığı, insanın suflileşmenin esiri olduğu bir dönemde mükemmel bir insandı Ali Emice. Köylüydü, efendiydi, arifti, dürüsttü, ahlaklıydı. Bir "Osmanlı delikanlısı" idi. Sözünü bilerek, tartarak söylerdi, kem söz söylemezdi.

O bizim gözümüzde bir "Bilge Kişi" idi.

Prof. Dr. Haydar Baş'ın gözünde de öyle idi.

Onun hayattaki "son amcası" idi. Amca derken sesi titrer, gözleri ışıl ışıl parıldar, en keyifsiz demleri bile amcasının nükteleriyle darmadağın olurdu.

Ve son amca da gitmişti. Bu bir Şeb-i Arustu elbet ama yüreği buruk, gözü yaşlı, kalbi yaralı bir "Baş" bırakmıştı geride Ali Emice...

Ne kadar zor "ölüm yazısı" yazmak. Ne kadar zor, ne kadar acı.

Daha 3 gün önce karşılaştığımızda "oğlum hoşgeldin, ne zaman geldin" diyerek boynuma sarılıp alnımı öpen Ali Emice'min arkasından bugün "güle güle" demek ne kadar acı.

Acımızı azaltan en büyük şey onun öteler ötesinden bize bir gül demeti uzattığını, "benim rahatım iyi, beni düşünmeyin" dediğini görür gibi olmamız.

Güle güle Ali Emice. Mekanın Cennet olsun.

Seni hiç ama hiç unutmayacağız.
 
Misafir Kalem (B) / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.