HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 15 MAYIS 2021, CUMARTESİ

ATO'nun açıklaması: IMF batırıyor

02.08.2001 00:00:00
18 Temmuz 2001 tarihli yazımızda "Bir ülke ancak böyle batar" başlığını atarak, "IMF politikalarının ülkeleri nasıl yokluğa sürüklediğine, ABD ve AB ülkelerinin uyguladıkları kalkınma politikalarının tam tersini bize dayattıklarına" temas etmiştik.

Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün geniş bir açıklama göndererek hem görüşlerimize katıldığını belirtmiş, hem de "IMF'nin ülkeleri nasıl batırdığının somut analizini" yapmış.

Aygün'ün bu açıklamasının önemli bir bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.

Okuyun, bakın IMF nasıl batırıyor:

"IMF sosyal bir yardım kuruluşu değildir. ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve Japonya'nın egemenliği altında bulunan bir fondur. Bugüne kadar 89 ülkede IMF programı uygulanmıştır. Bu ülkelerden 48'inde kişi başına gelir yarı yarıya azalmış ve sanayi ortalama yüzde 15 küçülmüştür. Fon yönetiminin işi verilen borçların fona dönüp dönmeyeceği ile ilgilidir, yani fon yöneticileri borç verilen paranın dönüşünü sağlamak zorundadır. Ülkelere program uygulamaktan amaçları budur.

IMF'nin uyguladığı programların "kurtarma" programları olmadığı diğer ülkelerdeki uygulamalara bakıldığında da açıkça görülmektedir. Bugün dünyanın en fakir ülkeleri arasında yer alan Somali, Ruanda, Bangladeş, Brezilya, Peru, Bolivya IMF programları uygulanan ve neredeyse açlığa mahkum edilen ülkelerdir.

Program uygulanan ülkelere bakıldığında ne tesadüftür yaşanan süreçler neredeyse birbirinin aynıdır. Ülkelerin iç kaynakları, hazineleri önce nasıl çıktığı belli olmayan toplumsal çatışmalar, etnik çekişmeler ve iç savaşlar için harcanıyor. Ekonomik açıdan istikrarsızlaşan ülkeler yine ne tesadüfse siyasi açıdan da kaoslara sürükleniyor.

Ekonomik ve siyasi açıdan istikrar zaafiyetine uğrayan ülkeler, yaşadıkları bunalımdan çıkmak istediklerinde de karşılarına iki kurum çıkıyor; IMF ve Dünya Bankası.

IMF'nin yönetiminde olan ve dev boyutlarda ticaret fazlası bulunan ülkelerin bu malları satabilmeleri için gerekli pazar, IMF tarafından dikte ettirilen programlarla yaratılıyor. Uygulamaya konan programlarla ülkelerin hayati kurumları etkisizleştiriliyor, ihracat yok edilip ithalat arttırılıyor, istihdam ve üretim kısılıyor.

IMF reçetesi uygulayan ülkelerde zaten bozuk olan ekonomik yapı daha da fazla bozuluyor. Geçici ekonomik canlanma nedeniyle önceleri fark edilmeyen bu bozulma, programın devalüasyonla son bulmasıyla iyice gün ışığına çıkarken, artık ülkenin kendi kendine düze çıkma şansı da kalmamış oluyor.

Siyasi ve ekonomik "bunalım"larla uğraşan ülkelerde küçük ve orta ölçekli işletmeler iflas ederken işsizlik artıyor, tarım kesimi yoksullaşıyor. Yeterli miktarda üretim gerçekleştirilemediği için dışa bağımlılık artıyor. Ülkelerin Gayri Safi Milli Hasılalarında düşüş görülüyor. Yani fakirleşme daralıyor.

IMF programlarının uygulandığı diğer ülkelerde olduğu gibi, Türkiye'de de tüm bu gelişmeleri yakından görebilme şansızlığına sahip olduk.

Ulusal hazineler özel kredi kuruluşlarının insafına terk edilirken, ülkelerin parasını hükümetlerden daha çok uluslararası kuruluşlar kontrol etmeye başlıyor. Bunun sonucu olarak da uluslararası kuruluşların faiz oranlarını maniple ederek, paranın değerini düşürüp, merkez bankalarının ülke ve toplum için kaynak ayırmamalarına zemin hazırlıyorlar. Yani ulusal para politikası uygulayarak iç kaynaklarını harekete geçiremeyen, üretim ve istihdama para ayırmayan merkez bankaları, uluslararası finansman kaynaklarına "el açarak" bağımlılığını "göbek bağı" haline getiriyor.

Borç denizinde boğulan ülkeler üretim ve ihracat yapamama nedeniyle gelir elde edemezken, borçlarını ödeyemeyip yükümlülüklerini yerine getiremiyor. Borç ödemek için kalan tek çare olan yeni kredilerin bulunması ise doğal olarak uluslararası finans kuruluşlarına başvuruyu zorluyor.

Kredi olanağı sağlayan bu kuruluşlar da, ellerinde James Bond çantaları ile ülkeleri ağır anlaşmaya zorlayıp, ülkenin en önemli kurumlarının bilgilerine hiç bir gizlilik olmaksızın ulaşıyorlar. Niyet mektubu ve programlarla başlayan bu süreç, ülkeleri uçuruma sürükleyen bir zemini hazırlarken, ülke ancak borçlarını ödeyecek şekilde ayakta tutuluyor.

Yapılan uygulamalarda yoğunlukla görülen bir gelişme de IMF'nin, ülkelere yapısal uyum kredisi öncesinde ön koşul olarak devalüasyonu dayatmasıdır. Burada asıl hedef ulusal paranın istikrarsızlaştırılmasıdır. Ani fiyat artışları ile sonuçlanan devalüasyon gerçek gelirlerde ciddi gerilemelere yol açarken, devlet harcamalarının dolar cinsinden değerini de düşürerek, devlet gelirlerinin dış borçlarının geri ödenmesi için serbest kalmasını kolaylaştırıyor.

(...) Ülkelerin hantal yapısını ortadan kaldırmak için uygulamaya geçirilen özelleştirme, IMF'nin reçete sunduğu ülkelerde tam bir yağmalama sürecine dönüşüyor.

Kimi stratejik sektör ve kuruluşlar (tarım sektörü, petrol, doğalgaz, telekomünikasyon gibi) devlet mülkiyetinde olması Anayasa ile güvence altına alınmışken, uluslararası finans kuruluşları bu sektörlerin özelleştirilmesi için Anayasa değişikliği şartını öne sürüyor."

Sinan Aygün IMF'nin ülkeleri nasıl batırdığını böylece anlattıktan sonra çözümü de şöyle gösteriyor:

"Türkiye'ye düze çıkış için yapacak tek şey kalıyor. O da kendi kaynaklarıyla ayakta durmak. Türkiye'de bilinen bor rezervi 2.5 milyar ton. Parasal değeri 1 trilyon dolar. Ayrıca 580 ayrı noktada 6 bin ton altın rezervimiz var. Ülke ekonomisine katma değeri 400 milyar dolar".
 
Misafir Kalem (B) / diğer yazıları


Senteks
Panax nedir
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.