HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 16 HAZİRAN 2021, ÇARŞAMBA

Bir cinayetin ardından ahlak tarihimiz

07.09.2001 00:00:00
Dünkü yazımızda, Garih cinayetinden yola çıkarak toplumdaki kokuşmuşluğun bir kesitini aktarmıştık sizlere.

Bir kişinin bir kaç milyon lira için adam öldürmesinin arkasında, bu tip insanları doğuran ahlak yoksunu ve Allah korkusuna dayanmayan eğitim anlayışının büyük rolü olduğuna temas etmiştik.

Bugün sizi "dünün" inanılmaz gerçeklerine, tarihin akıl ötesi nostaljisine taşımak istiyorum. Bakınız vurgun, hırsızlık, yol kesimi gibi olaylar "dün" var mıydı:

Ünlü Fransız Seyyah Motroye Osmanlı coğrafyası üzerindeki hatıralarına genişçe yer verdiği Voyages en Europe, Asie et Afrique isimli eserinde İstanbul yıllarını şöyle anlatır. Tarih 1927:

"Hırsızlar İstanbul'da yok denecek kadar azdı. Ben Türkiye'de yaklaşık olarak 14 yıl kaldım. Bu müddet içinde hiç bir hırsızın yakalandığına, ceza aldığına rastlamadım. Hiç bir hırsızlık olayı olmadı.

Aynı süre içinde yalnızca 6 haydutluk olayı vuku buldu. Bunlar da Rum cinsindendi. Türkiye'de yankesiciliğin de ne olduğu bilinmezdi."

Demek ki neymiş: Bir zamanlar bu toplumda hırsızlık, haydutluk ve yankesicilik yokmuş. Hem de bir Fransız seyyahın gözlemleriyle.

Yine 18. yüzyılda İngiltere'nin İstanbul sefirliğini yapmış olan Türk ve İslam düşmanı Sir James Porter'in bile itiraf etmek zorunda kaldığı başka hakikatler var. 1769 yılında yayınlanan kitabında (observations surla religion, les lois, le gouvernement et les moeurs te Turcs) şöyle der:

"Türkiye'de yol kesme vakalarıyla, ev soygunları hatta dolandırıcılık ve yankesicilik hadiseleri meçhul gibidir. Harp halinde olsun, sulh halinde olsun, yollar evler kadar emindir. İmparatorluk arazisinin yollarını mutlak bir emniyet içinde baştan başa katetmek her zaman mümkündür. Yolcu adedinin çokluğuna rağmen vukuatın fevkalade azlığına hayret etmemek kabil değildir. Bir çok yıllar içinde ancak bir tek vakaya tesadüf edilebilir. Bu istisnai olaylar da Rumlardan kaynaklanırdı."

Demek ki neymiş: Bir zamanlar bu toplumda, yol kesme, soygun, dolandırıcılık yokmuş. Böyle olaylar parmakla gösterilecek kadar azmış. Hem de bir İngiliz sefirin kaleminden çıkan itiraflarla.

Bugün üç kuruş için adam boğazlayan, cebinde para gördüğü kişileri öldürmek pahasına soymayı göze alan "yığınlarca gözü dönmüşün" dolaştığı İstanbul'dan bir başka inanılmaz olay nakledeyim sizlere.

A. L. Castellan'ın kitabında geçen, "Eski İstanbul'da sokaklara hazineler dökülse, en fakir Türklerin bile el sürmeye tenezzül etmeyeceği"ne dair bir olaydır bu tarih 1811:

Yabancılardan biri içinde bin kuruş bulunan bir torba ile İstanbul'dan Beyoğlu'na dönüyordu. Tophane iskelesine çıkarken torba yırtıldı, paraların bir kısmı rıhtımın üstüne bir kısmı denize döküldü. Etrafta bulunan halk hemen oraya üşüştü. Herkes bulabildiği kadar para topladı. Torbanın sahibi onların bütün bu hareketlerini büyük bir endişe ile takip ediyordu. Fakat her taraftan gelip paraları deniz kenarından kalan torbaya koyduklarını görünce içi biraz ferahlar.

Hatta, kayıkçılar suya dalıp denizin dibine gitmiş olan kuruşları çıkarmaya başlarlar.

Avrupalı dostumuz, bütün bunlara karşı cömertlik yapmak isterse de herkes vazifesini yaptığını söyleyerek bir tarafa çekilir. Bir hamal torbayı yüklenip Avrupalının evine götürür.

Adam büyük bir merak içinde parayı sayar. Tamtamına bin kuruştur! Hayretler içinde kalır, gözlerine inanamaz; bir daha sayar, tek kuruş eksik olmadığını görür.

Bazılarınız yukarıdaki "inanılmaz olayı" sakın ha masal diye okumasın. Bu ve bunun gibi olaylar tarihimizin ve ahlakımızın önümüze koyduğu, Batılıları bile şok eden eşsiz insanlık gerçekleridir.

Ve bu olayların kahramanlarının her biri Allah korkusunu ve ahiret inancını yüreklerinde hisseden gönül ehli insanlardır.

Yener Yermez cami bitişiğindeki bir mezarda birkaç milyon lira için adam keserken, bakın onun büyük büyük dedeleri nasıl bir ahlak süzgecinden geçmişti. Son örneğimizi cami ile ilgili verelim. Kaynak yine bir Batılı seyyah: Fransız Paul Eudel. Tarih 1872:

"İnsana heyecan veren yüce bir adet mucibince camiler, seyahate çıkacak kimselerin her türlü ticari senetlerini ve kıymetli eşyalarını bıraktıkları yerlerdi. En eski devirlerden beri hiç bir zaman bu emanetlerden herhangi bir şey çalınmış olduğu görülmemiştir."

Dün böyleydik. Bugün böyleyiz.

Meselenin başladığı ve bittiği yer insan. İnsan eğitiminde zaafa uğradığımız zaman faturası da böyle acı oluyor.

Yukarıdaki bilgileri İsmail Hami Danişmend'in "Tarihi Hakikatler" isimli kitabının 2'inci cildinden aktardım.

Danişmend şöyle bitiriyor sözlerini "Bugünkü ahlakımızla o eski ahlakçılığımız arasında bir mukayese yapmaya bilmem artık ihtiyaç var mıdır?"

Ve dünkü başyazısında, Prof. Dr. Haydar Baş'ın "temiz insana" ulaşmanın şifresini veren cümleleri:

"Kendini kontrol eden, İlahi Kudret'e hesap vereceği şuuruyla hareket eden, bu düşünce ile hayatını yönlendiren insanı yetiştirmek asıl hedefimiz olmalıdır. Bu yapılmadıktan sonra, sosyal hayatın her sahasındaki bozulmadan kurtulmamız mümkün olmayacaktır."
 
Misafir Kalem (B) / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.