HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 22 HAZİRAN 2021, SALI

Doğu Türkistan’da zulüm var mı?

07.01.2019 00:00:00
Meltem TV'de tartışma programı yaptığım dönemde Doğu Türkistan meselesine en çok önem veren gazetecilerden biriydim. Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin Çin tarafından baskılara maruz kaldığı aşikâr… Ama bu baskıların ABD tarafından istismar edildiği ve ABD-Çin küresel savaşında kışkırtıcı bir unsur olarak kullanıldığı da aşikâr…
Çalışma odamda Doğu Türkistan Derneği tarafından verilen plaketi hala büyük bir onurla saklarım. Doğu Türkistanlıların haklarının verilmesi ve baskılardan uzak yaşaması için her türlü çalışmaları yapmalarını anlayışla karşılarım.
Ama mesela Türkiye'de yaşayan Doğu Türkistanlıların 'sürgünde bir hükümet kurarak' Türkiye'de esnaflık yapan birçok kişiyi 'sürgünde bakan' olarak atayarak ve bu bakanları Beyaz Saray'a ziyarete göndererek ne yapmaya çalıştıklarını anlayamam.
Ve Washington'a yapılan bu ziyaretin yol paralarının ABD'nin dünyanın her yanında sivil toplum örgütlerine para aktaran resmi kuruluşu Demokrasi Vakfı  (National Endowment for Democracy-NED) tarafından karşılanmış olmasını da anlayamam. 
Bazı merkezler tarafından "Çin'de 1 milyon Uygur Türk'ü kamplarda yaşıyor" şeklindeki haberleri de anlayamam
mesela.
Bir milyon kişinin kamplarda yaşaması mümkün mü? Çin'de nereye kurmuşlar bu kampı diye merak ediyorsanız bula bula kimin ve nerede hazırladığı belli olmayan bir takım videolarda bazı boş bina görüntülerin servis edildiğini görürsünüz.
Bu haberlerin dezenformasyon olduğu apaçık ortada.
Demem o ki, maruz kalınan baskıları anlatacağım diye ABD tuzağına düşmek, ABD oyunlarına maruz kalmak çok tehlikeli sonuçlar doğurur.
Bu oyunlara maruz kalan Suriyeli muhalif grupların Suriye'yi ne hale düşürdüğünü görüyoruz. Ve sonra nasıl 'satıldıklarını da!' 
 Yeri gelmişken hayatımda önemli bir yer tutan bir hatıramı aktarmak istiyorum:
İsa Yusuf Alptekin, birçokları için efsane bir isimdir. Doğu Türkistan'ın 'sürgündeki son devlet başkanı' sıfatı ile tanınan, hayatını büyük mücadele, çile ve aksiyonla geçirmiş bir kişiydi. Bu önemli isimle vefatından önceki son televizyon programını ben yaptım. Ve bu olayı Yılların Ardından adlı kitabımda şöyle anlattım: "1994 yılında, o tarihte Trabzon'dan yayın yapmakta olan Mesaj TV'de özel yayıncılığın ilk yıllarının coşkusu içinde idik. Bir gün yayıncı arkadaşlarımızdan Hacı Gaydan heyecanla yanıma geldi. 'Muharrem Abi, İsa Yusuf Alptekin Trabzon'da' dedi.
Şaşırdım elbette. İsa Yusuf Alptekin'in Trabzon'da ne işi olabilirdi? Her halde konferansa gelmiştir diye düşündüm ama 90'lı yaşlarda olan bir kişinin konferans için Trabzon'a gelmiş olması bana pek mantıklı gelmedi. Sonra olayın aslını öğrendik. İsa Yusuf Bey'in oğlu Ilgar Alptekin, Türk Hava Yolları'nın Trabzon Bölge Müdürlüğü görevine atanmıştı. Ilgar Bey, babasını yanına aldırmış, hem hava değişimi hem de bir süre bakımını üstlenmek için İstanbul Zeytinburnu'ndaki evlerinden Trabzon'a getirtmişti. 
THY'nin bölge müdürlüğü Trabzon'un tam merkezinde bulunan Meydan mevkiinin köşesinde bir yerde idi. Bu bina hâlâ durur ama sanırım metruk halde olsa gerek. Hacı Gaydan'la birlikte Ilgar Bey'e gittik. Kendimizi tanıttık. Çok memnun oldu, çok ilgi gösterdi. Ilgar Bey görevini zevkle yapan, yaşadığı çileleri yüzünden hissedebildiğiniz tam bir Türkistanlı. Ağabeyi olan Arslan Alptekin'le de daha sonraki yıllarda İstanbul'da tanışma imkânım oldu. Doğu Türkistan'la ilgili pek çok televizyon programında konuk ettim kendisini. Babasıyla birlikte Çin'den kaçarken Himalaya Dağları'nda dondurucu soğukta yaşadıkları ölüm-kalım savaşını anlatırken gözleri dolardı.
Himalayalar'dan kurtulan Arslan Bey, yıllar önce kalp krizine yenik düştü. Kendisine Allah'tan rahmet diliyorum.
İsa Yusuf Alptekin'in diğer bir oğlu ise Erkin'di. Onunla tanışamadım. Sanırım o, Amerika ile biraz fazla sıkı-fıkı idi. Doğu Türkistan davası üzerinde Çin-ABD hesaplaşmasının doğal bir sonucu olarak her zaman ve güçlü bir şekilde Amerikan parmağı olmuştur. 
Ilgar Bey'den iki gün sonrası için babasıyla Trabzon'un Erdoğdu Mahallesi'ndeki konutlarında çekim yapmak için randevu aldık.
Ilgar Bey'in evi, Erdoğdu Mahallesi'nden Atatürk Köşkü'ne giden yol üzerinde, denize nazır, şehri tepeden gören konutların olduğu bir bölgede idi. Burası dubleks villalarla dolu bir yerleşim alanı olarak hayli güzel bir semt idi. Ilgar Bey bizi içeri buyur ettiğinde, hemen girişteki geniş bekleme salonunun tam ortasında klasik tarzda ahşap işlemeli bir koltukta oturan İsa Yusuf Bey'in sesini duyduk.    
'Hoş gelmişsiniz, hoş
gelmişsiniz.'
Yorgun ama dinç, küskün ama azimli, kızgın ama inançlı bir sesin sahibi karşımızda, 90 yıl önce Çin hâkimiyetinde başlayan, Himalaya Dağları'ndan Hindistan'a oradan Türkiye'ye uzanan bir hayatın bütün dramını yansıtıyordu oturduğu koltuktan.
Gözleri çok az görüyordu. Yaşından beklenmeyen bir azim ve kararlılık odanın adeta bütün zerrelerine sinmiş gibiydi.
Elini öptüm ve tam karşısındaki koltuğa oturdum. 
Bazı zamanlar insanın ne söyleyeceğini ve ne yapacağını bilemediği zamanlardır. Hayatınız boyunca hiç de azımsanmayacak kadar böyle anlarınız olmuştur. O küçük zaman diliminde, Çin neresi, Erdoğdu neresi, Kaşgar neresi, Trabzon neresi diye kafamda şimşeklerin çaktığı, o bir solukluk zaman diliminde Çin, Rusya ve Amerikan istihbarat örgütlerinin halen daha cirit attığı Doğu Türkistan topraklarının yetiştirdiği bu yorgun mücadele adamına soracak çok şeyimiz vardı kuşkusuz.
Hacı Gaydan, o tarihte zor bela aldığımız derme çatma kamerayı kurmaya çalışıyordu. Elimizde tek kamera vardı, bu tek kamera ile önce tek açıdan sonra da diğer açılardan çekim yapmak zorundaydık. Tek bir kamera ile söyleşi yapıp daha sonra bunu montajlamak, soru sorarken tek, sohbet esnasında ikili göstermeyi başarabilmek büyük bir beceri işiydi.
İsa Yusuf Alptekin'e çok şey sormayı planlıyordum ama hiçbir şey sormaya gerek kalmadan, kendisine mikrofonu uzatır uzatmaz, derin hafızası, muhteşem üslubu ve sürükleyici anlatımı ile bizi unutulmaz hatıralarının dehlizine aldı götürdü.
Çin'de yaşadığı onca baskılar, Doğu Türkistan için verdiği mücadeleler ve Himalaya Dağları'na uzanan kaçış öyküsü bizi gözyaşlarına boğdu.
Ülke dışına çıkmaya sabahlara kadar süren toplantılardan sonra karar vermişler. Urumçi'den yola çıkmışlar, ilk hedef Keşmir. Ancak bu hedefe varmak için yüksek karlı dağların aşılması ve tehlikelerle dolu bir yolculuk bekliyordu onları. Her şeyi göze alarak iki kafile halinde yola çıktılar.
Dört yüz kişiydiler. İki aya yakın karlı-buzlu dağlarda yürümüşlerdi. Geçit vermez, karlı boranlı, ölüm dağlarıydı Himalayalar. Geri dönme imkânları yoktu, zira Çin'e dönmek ölüm demekti. Devam etmek başka bir ölümdü. Yolculuk esnasında ayağı donan kızı Yalkın, daha sonra vefat edecekti. Soğuktan ayakları donan çoğu kişinin ayaklarını kesmek zorunda kaldıklarını anlatırken ağlıyordu. Ayak ve el parmakları kesilenlerin sayısı 49'u bulmuştu.
Bir yanda açlık, bir yanda soğuk, bir yanda takipteki Çin askerleri… 
Bu zor ve ölümcül yolculuktan sonra, önce Hindistan'a oradan da yapılan diplomatik görüşmeler sonucu Türkiye'ye ulaştılar.
İsa Yusuf Alptekin'le iki saate yakın sohbet ettik. Bazen çekim yaptık, bazen kamerayı kapattık. Bizim için unutulmaz saatler, hiç bitmesini istemediğimiz anlardı bunlar. Doksan yaşındaki bir insan, kendisinden hiç beklenmeyen bir zindelik ve hafıza netliği içinde, yarım asır önceki olayları isim isim, tarih tarih hatta tasvirler yaparak bir bir önümüze döküyordu.
İsa Yusuf Alptekin'in yanından ayrıldığımızda bu yaşayan tarihin üzerimizde bıraktığı derin izleri de beraberimizde götürüyorduk. Program yayınlandığında çok güzel tepkiler aldık. Birkaç kez tekrarı yayınlandı. Türkiye'nin her tarafından arayıp tebrik edenler oldu. Bu program İsa Yusuf Bey'in katıldığı son televizyon programı olmuştur.
İsa Yusuf Bey, programın yayınlanmasından bir yıl sonra 17 Aralık 1995'te vefat etti. 
İsa Yusuf  Bey'e Allah'tan rahmet diliyorum.  ABD ve Çin arasındaki Doğu Türkistan merkezli soğuk savaşta, Uygur kardeşlerimize 'emperyalizmin büyük oyunlarının tuzağına' düşmemelerini temenni ediyorum.
 
Misafir Kalem (B) / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.