HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 16 MAYIS 2021, PAZAR

Gaffar Okkan'ın kemikleri sızlıyor

29.05.2001 00:00:00
Rahmetli Gaffar Okkan'ın şehit edilmesi milletçe hepimizin yüreğini dağlamıştı. Yeri zor doldurulacak bir emniyetçiydi o. Yüreği vatan sevgisi ile dolu olduğu için vurmuştular onu tetiği çeken güçler.

Cenazesi de tam bir devlet-millet kaynaşmasının örneği olarak defnedildi. Diyarbakır doldu taştı. Onbinlerce insan, Okkan'ı dualarla, gözyaşlarıyla uğurladı.

Bütün bunlar dört ay önce oldu. Ve ne acıdır, rahmetli Okkan'ın kabrini hergün Türkiye'nin değişik bölgelerinden gelen vatandaşlarımız ziyaret ederek, onu hatırlarken, bağrından çıktığı "eski teşkilatı" ona sahip çıkmadı.

Gaffar Okkan'ın babası Fikri Okkan bu vefasızlığı şöyle ifade ediyor: "Düşenin dostu olmaz. Gerçekten de öyle. Ne arayan var ne soran bizi."

Baba Okkan, oğlunu kaybettikten sonra İçişleri Bakanlığının ilgisizliğine isyan ediyor. Feryadını Sadettin Tantan'ın duymasını istiyor. Akşam Gazetesi'nden Fehim Yener'e verdiği beyanatla şöyle diyor:

"Cenaze törenindeki kalabalık hiç bir yerde görülmemişti. Bir insan ancak bu kadar kendini sevdirebilir. Düşenin dostu olmaz derler. Gerçekten de öyle. Şimdi ne arayan var ne soran. Bir kaç ay önce Emniyet Genel Müdürlüğünden gelip mezarı incelediler. Bize "siz hiç dokunmayın, ne gerekirse biz yapacağız" dediler. Ama bir daha haber çıkmadı. ABD'de okuyan torunum Sezin'e de yardım sözü verilmişti. Ancak ondan da hiç ses çıkmadı" (Akşam-21 Mayıs 2001).

Fikri Bey bunları söylerken gözleri dolu doluydu. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın bu şehidin arkasında kalan tabloya böylesine kayıtsız kalması anlaşılır bir şey değildir.

Gaffar Okkan'ın mezarı bile yüzüstü bırakılmıştı.

Babası yüzüstü bırakılmıştı.

ABD'deki çocuğu yüzüstü bırakılmıştı.

Tantan, üstelik "hemşehrisi" olan bir şehidin geride bıraktıklarının acı tablosundan haberdar değil miydi yoksa?

İçişleri Bakanlığının bir şehidin mezarını tanzim edecek, ailesine el uzatacak parası mı yoktu?

Böyle bir tablo "emniyetin" ve şehit ailelerinin moralini nasıl etkiler düşünebiliyor musunuz?

Sahipsizlik, unutulmak, ortada bırakılmak. Sahi İçişleri Bakanlığının parası mı yok? Olmaz olur mu? Elbette var.

Önümde, "Bakanlığın" parasının gittiği yerlere ilişkin ilginç bir örnek var. Oldukça geniş bir rapor olan bu belgede şöyle yazıyor:

"Yazı eklerinden, 8 Mayıs 2000 tarihinde, Ankara Hilton otelinde "Kars Kent Kurultayı Danışma Kurulu Toplantısı" yapıldığı anlaşılmaktadır. Toplantıda yapılan görüşmeler ve temas edilen konular incelendiğinde, yapılan organizasyonun yerel yönetimlerle ilgili herhangi bir içerik taşımadığı "Kafkas İstikrar Paktına Doğru!" sloganı altına gizlenmiş olan (zaman zaman aleni hale gelse de genel olarak zımnen) toplantının amacının Ermenistan'la diplomatik ilişki kurulması etrafında örgütlendiği görülmektedir."

Raporun bundan sonraki bölümü daha ilginç. Amacı "Ermenistan'la diplomatik ilişki kurulması etrafında örgütlenmiş" denilen Kafkas istikrar paktına yapılan yardımla ilgili şu satırlara yer veriliyor:

"Öte yandan İçişleri Bakanlığımızca ilimiz Belediyesine 'Kafkas İstikrar Paktına Doğru I. Kent Kurultayı' projesine 01.06.2000 tarihli Bakan oluruyla (oluru veren Bakan, Tantan) 10 milyar TL ödenek tahsis edilmiştir."

Rapordan bir cümle daha:

"Belediyenin yetki, sorumlulukları dışında, hatta ülkemiz dış politikasına aykırı bir organizasyona ödenek tahsisi, en azından konuya katılımcılar ve taraftarları açısından legallik kazandıracağı..."

Bu rapor İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir bürokrat tarafından hazırlandı. İlgili bakanlıklara gönderildi. Bütün "şahıslar, imzalar, belgeler, ekler" hepsi elimde mevcut.

Peki nasıl oluyor da İçişleri Bakanı, böylesine tehlikeli amaçlı olduğu rapor edilen bir toplantıya 10 milyar lira tahsis ediyor?

Ve nasıl oluyor da, o toplantıya 10 milyar lira gönderen Sayın Bakan, Şehit Okkan'ın mezarını bile yüzüstü bırakabiliyor?

Rapora göre "ülkemiz dış politikasına aykırı bir organizasyona" 10 milyar lira ödenek gönderenler, ülkemizin çıkarları için şehit olan bir "emniyet mensubuna" neden "kasasını açmıyor?"

Neden baba Fikri Okkan'ı "düşenin dostu olmazmış, mezarı bile yüzüstü bıraktılar" feryadını etmek zorunda bırakıyorlar?

Daha da garibini söyleyelim:

Türkiye'de DGM'de yargılanan Fethullah Gülen'i ABD'ye polis göndererek koruma altına alan Sayın Bakan, bu polislerin masrafını hangi para ile karşıladı?

ABD'ye giden polislerin masrafını İçişleri Bakanlığı karşıladı ise Türkiye'den kaçan bir şahsın İçişleri Bakanlığı bütçesi ile korunması izah edilebilir bir davranış mıdır?

Gaffar Okkan bütün bu gerçekleri kabrinde hissederek kemikleri sızlıyordur herhalde. Zira inancımıza göre biz "şehitlere ölü demiyoruz, onları diri kabul ediyoruz."

Ve bu durum bütün emniyet camiasını da derinden yaralıyor.

Gaffar Okkan babasına "bayrak için canımı veririm" demiş.

Ve verdi de.

Bu ülkede bayrak için ölenlerin sonu böyle mi olmalıydı?
 
Misafir Kalem (B) / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.