HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 13 HAZİRAN 2021, PAZAR

Hatice Akdağ: Marifetullah

30.04.2021 00:00:00
'Hatice Akdağ: Marifetullah' seslendirme dosyası:

Marifetullah Allah'ın sıfatları ve isimleriyle Hakkı tefekkür edip O'nun yüceliğinin, eşsiz yaratıcılığının kemaline kulun varması, Rabbini tanımasıdır. Bir bakıma manevi göz dediğimiz basiretin açılması, kulun Hakkı işitmesi, görmesi hissetmesidir. Keşf yoluyla ruhun Rabbine kavuşması, kulun kendini ve haddini bilmesidir.

Çocukluk yıllarında besmeleyle başlar Rabbini tanımada ilk adım. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla diyerek Rabbinin merhamet sıfatlarıyla tanışır, O'nun sonsuz merhamet sahibi olduğunu bilir, dünyadayken herkese Rahman ismiyle tecelli ettiğini ihtiyaçlarını, rızkını verdiğini bilir. Yine Rahim sıfatıyla ahirette dünya imtihanını başarıyla geçenlere merhamet edeceğini. Sonra İhlas süresiyle Rabbinin yarattığı varlıklardan farklı olduğunu O'nun tek ilah olduğunu, kimseye muhtaç olmadığını, doğmadığını ve doğurmadığını, O'nun dengi olmadığını...

Sonra Fatiha suresiyle Rabbine hamdi öğrenir verdiği nimetlere karşı, ahirette din gününün sahibi olduğunu...

İlk hitap "Seni yaratan Rabbinin ismiyle oku" emrindeki oku kavramının mahiyetini idrak eder. Kendini, kâinatı ve yüce hakikat olan yaratıcısının evrendeki nizamını yıldızları, ayı, güneşi, mevsimleri, gündüzü-geceyi, yer ile gök arasında yaratılan her şeydeki muhteşemliği okur. Okudukça O'nu tanımaya başlar. "Kendini tanı" der Yaratan; yüzünü, gözünü, kalbini, ruhunu, hücrelerini okumaya başlar.

Şemsi Tebrizi, Mevlana ile ilk karşılaştığında, "Söyle bakalım 'Seni hakkıyla tanıyamadım' diyen Hz. Muhammed mi yoksa 'Seni hakkıyla tanıdım' diyen Beyazıt Bestami mi üstündür?" diye sorar. Mevlânâ, "Seni hakkıyla tanıyamadım diyen Hz. Muhammed" cevabını verir ve Şems ile Mevlana'nın dostluğu başlar. O Peygamber ki Miraca yükselmiş arada perde olmadan Rabbini görmüş, cennet ve cehennemi görmüş bunca sır olan hakikatleri görmesine rağmen tanıyamadığını dile getirmiş.

Yıllar önce ilk yüz yüze Haydar Baş Hocamla karşılaştığımda ilk dersi benim için marifetullah olmuştu. Doktor bir arkadaşın tayini ilimize çıkmıştı. Ona hitaben, "Bak Nuriye burada bulunanlar bilen insanlar çok şanslısın böyle bir yere geldiğin için" demişti. Sonra ortamda bulunan arkadaşların unvanları ile birlikte tanıştırdı. Hayri Baba hazretleri ile olan bir anısını anlattı. "Bak" dedi "Bir yerde 100 kişi saatlerce Allah'ı ansın ama bilmesin, diğer tarafta 3 kişi bir defa bilerek Allah desin o 3 kişinin 1 defa Allah demesi 100 kişinin saatlerce Allah demesinden daha kıymetlidir."

Lise yıllarımdı, tasavvufun inceliklerini de tam bilmiyordum anının başında ortamda bulunan arkadaşların mesleklerini söyleyerek tanıtması ve "bilme" kelimesini kullanması; ilk kafamda demek ki meslek sahibi olunca insan biliyor gibi çağrışım yapmıştı. Günlerce kafamda soru işaretiyle Hocamın ne demek istediğini anlamaya çalıştım. 

Haydar Hocamın yakınlarında fakülte mezunu olmayan insanlar Allah'ı bilmiyorlar mı? Düşüncesinden sonra Peygamber Efendimizin ümmi olduğu, Veysel Karani hazretleri'nin ümmi olduğu hatırıma geldi. Hocamızın kastettiği mana insanın kendisini dolayısıyla yaratığın Yaratanını bilmesi. Muhabbetin sebebi zikir, zikrin sebebi ise marifetullahtır. Marifetin sebebi ise tefekkürdür. Resûlullah (s.a.v), "Bir saatlik tefekkür 60 yıllık ibadetten faziletlidir" der.

Rabbini tanıdıkça kul dünyanın zevklerinden uzaklaşır gerçek ve tek dostun Allah olduğunu idrak eder. Kalbinde şirke götürecek dünyevi sevgilerden yavaş yavaş uzaklaşır, uzaklaştıkça da Allah'a yakınlaşır. İşte o zaman kulunun gören gözü, işiten kulağı olur. O kul Allah'tan istediğinde isteği verilir Allah'a sığındığında da koruması altına girer. Allah'ın sevdiğine, sahip çıktığına kimse zarar veremez. Bu inanç Nuh Aleyhisselam ve inananları bir gemi vesilesiyle tufandan kurtardı, İbrahim Aleyhisselam için ateşi gülistan eyledi, Yusuf Aleyhisselam kuyulardan, zindanlardan çıkardı, Musa Aleyhisselam ve inananları denizi yarıp firavundan kurtardı.

Onun için Yunus Emre "İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir; sen kendini bilmez isen bu nice okumaktır" diyerek hakikatte ilmin marifetullah olduğunu eğer bu kazanım sağlanamamışsa ne kadar bilirsen bil boş olduğunu söylemek istemiştir. İnsanın kendini araması defalarca dergahtan Tapduk Emre tarafından kovulsa da Yunus misali kendini arayıp tekrar o kapıya gelmesidir ki; kapı Rabbinin kapısına taşıyan kapıdır.

Allah-u Teala kendini tanıyan veli kullarını hadis-i kutside şöyle tanıtıyor: "Kulun Benimle meşgul olması en fazla önem verdiği şey olursa, onun arzu ve lezzetini zikrimde kılarım. Arzu ve lezzetinin zikrimde kılarsam da o Bana aşık olur, Ben de ona aşık olurum. O Bana ben ona aşık olunca da onunla aramdaki perdeyi kaldırırım. Bu hali onun umumi hali kılarım. İnsanlar yanıldığı zaman o yanılmaz. Böylelerinin sözleri peygamberlerin sözleri gibidir. Gerçek kahramanlar onlardır onlar öyle kimselerdir ki yer ehline bir ceza ve azap vermek istediğim zaman onları hatırlarım ve azaptan vazgeçerim."

Hadiste kimin veli olduğunu Allah'ı tanıdığını ince ince anlatmış Yaradan.

Millet olarak şu soruları kendimize sormamız gerektiğini düşünüyorum:

Kim Müslümanın imanını diyalog furyasıyla Hristiyanlık rıhtımına bağlamak isterken O tehlikeleri görüp milleti uyardı?

Kim Büyük Ortadoğu Projesiyle İslam coğrafyasının paramparça etmeye çalışacaklarını haber verdi?

Kim hakikatleri korkmadan, durmadan, usanmadan bu topraklarda yıllarca haykırdı?

Kim fetö konusunda herkes yanılırken yanılmadı? Hakkı hakikati millete gerek TV'den gerek salon programlarından binlerce kere haykırdı?

Hadis-i şerifte geçen "insanlar yanıldığı zaman o yanılmaz, gerçek kahramanlar onlardır Allah'ın bela vermeyi düşünüp de vermediği kul" Hak aşığı Haydar Hoca'dır.

Ne mutlu Rabbini tanıyan bir gönlün gönlünde olanlara...

Ne mutlu Rabbini tanıyan gönlün yanında olanlara...

 
Misafir Kalem / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.