HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 12 HAZİRAN 2021, CUMARTESİ

Hatice Akdağ: Tevhidin dili

16.04.2021 00:00:00
'Hatice Akdağ: Tevhidin dili' seslendirme dosyası:

Merhum Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın vefatının üzerinden 1 yıl geçti. Onu anlatmaya kelimeler, satırlar, sayfalar, kifayetsiz kalır. Çocukluğumuz Hocamızın tadına doyum olmayan sohbetlerini dinlemekle geçti. Pazartesi günleri akşam olmasını iple çekerdik büyük küçük. Ağzından çıkan cümleler inci taneleri gibi dökülür, ateşten rengini değiştiren demir misali yanar demiri ateşin rengine boyardı, yüreklere dokunur, ekranlardan insanları eğitirdi, model olurdu. Adeta bir okuldu Haydar Hoca… Nezaket, letafet, kültür, medeniyet, ahlak, ibadet, siyaset, ekonomi; neyi bilmek, neyi okumak istersen vardı bu okulda. Bilgeliği bakışı kalkışı muhatabı için her biri ayrı bir dersti.

Doğumla başlayan ecelle sonu eren çıktığımız bu yolculukta iyi ki yollarımız kesişmiş, beraber aynı yolda yürümüş, önümüzde rehber olmuş yol göstermiş, yaşanan birçok çirkin bâtıl nifak tohumlarından bizi uyarmış, haberdar etmiş Baş Hoca.

Zehirli tohumlarını ekmeye çalışanlara karşı dimdik durmuş çileyse çile ben bu çileği çekmeye razıyım demiş, hakkında hazırlanan 30000 sayfalık dava dosyaları ile hayatının her alanı iş aile unvan vesaire didik didik edilmiş hiçbir baskıya boyun eğmemiş, hukuka güvenmiş ve her davadan alnının akıyla beraat etmiş Hüseynî bir duruşla geçen bir ömür dile kolay. Bu manada Hakkı savunmak için sergilediği dik duruş imanın tevhidin ta kendisiydi. Allah'tan başka hiç kimseden korkmamak Hakkı haykırmak Peygamberi bir davranıştır. Hayatını kendi dilinden şöyle ifade eder Üstat.

"Hayatı ben minnetsiz yaşadım doğru yaşadım ama kurallarından zerre kadar taviz vermedim. Beni insanlar değil beni denetleyenin ilahi irade olduğunu bilen bir kardeşinizim" derdi. İnsanoğlu kendini denetleyenin Allah olduğu bilincinde hareket ettiğinde aslında hareket alanı genişliyor ve Haydar Baş Hocamızın "Asıl hürriyet Allah'a kulluktur" önermesini doğruluyor; gerçek manada kul tevhidin lezzetine varıyor.

Haydar Hoca bir kitaptı okuyana okumasını bilene anlamak isteyene. Millet olarak taassubu bırakıp O'nun söylemlerini düşünüp okumaya başladığımızda ne kadar büyük bir değer olduğunu neyi kaybettiğimizi belki daha iyi anlayacağız. Mevlana'nın da dediği gibi, "İnsanları kitaplar gibi düşünün ve kapaklarına bakıp aldanmayın asıl değerini okumaya başlayınca anlarsınız."

Piyasada sosyal medyada TV ekranlarında allanıp pullanıp gündem edilen o kadar gereksiz seviyesiz gayri ahlaki görüntüler haber olarak servis edilirken O, "Ben bu milletin açıyım, köylüsüyüm, çiftçisiyim ben bu milletin kendisiyim" diyerek şehir şehir, köy köy dolaşıp milli ve dini bütünlüğümüze gelecek tehlikelere karşı birlik beraberlik sempozyumları Eko analiz programları Tevhidin Merkezi Ehlibeyt, Atatürk sempozyumları ve kaybolan değerler programlarının icra ederek birlik için örülen duvarların tuğlalarını sökmeye çalışanlara inat o harcını tuğlasını koyup örmeye çalıştı.

Haydar Hoca insana değer verdi ayırmadı kimseyi Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, Acemiyle, Alevisiyle, Şiiyisiyle, Sünnisiyle Müslümanlar kardeştir dedi. "Allah'ın halifesi olarak yaratılan insana şimdi çamur kalıbından çık yani varlık elbisenden soyun sana üflenilen ruh ol, Hz. insan insan-ı kamil eşrefi mahluk ol" dedi.

Doktora tezinde veda hutbesinde insan hakları konusunu ele alarak insanın haklarını savundu sahip çıktı millete de haklarına sahip çıkmasını temenni etti. Kadına değer verdi İslam'ın kadına verdiği değeri anlatmak için İslam'da kadın hakları eserini yazdı. Mükemmel bir öğretmendi yaşantısıyla öğretirdi hakikatleri. Onunla her karşılaşmalarında insanlar bazen dilinden bazen gönlünden bazen bir bakışından bazen davranışından hakikatleri öğrenirdi ilmek ilmek. Adeta öğretileri gönüllere nakış gibi işlerdi. Gönül adamıydı gönül verir, gönül alır, gönül okurdu. Sen anlatmadan meramını seni anlar cevap verirdi gönül diliyle.

Öyle özledik ki her an çıkıp gelecek ya da biz ona gideceğiz hissiyle her anımız. Atilla İlhan'ın şu sözleri teselli ediyor bizleri: "Gülüşünü seversin, sesini seversin, sohbetini seversin, sevmek için illa ki yüzünü görmek şart değil yüreğinde duruşunu seversin." Biz senin her şeyini sevdik be üstadım. Yerin dolmuyor normalde insanoğlu unutkan bir varlık ölüme de bir süre sonra alışıyor ama bir senin yokluğuna alışamadık. İçten gülüşün, kadife sesin, eşsiz sohbetin kulaklarımızda hala.

Ebediyete rıhletinden önce "zifiri karanlığa girdiniz" dedin. Zifiri karanlıkta adaletin sadece adının kaldığı ahlakın bozulduğu merhametin kalmadığı bu zifiri karanlıkta bıraktığın eserlerinle anılarınla hayalinle aydınlanmaya aydınlatmaya çalışıyoruz. Merhametin adaletin vicdanın sesiydin sen, bizim ilacımızdın çaremizdin. Sensiz yetim kaldı binlerce evlat. Herkesin babası gibiydin. Sen aşktın, gönüllerde yanan. Gidişin yanan gönüllere atılan odun misali daha da alevlendirdi bu ateşi. Belki de hakka varmak için yanmak lazımdı.

Kül olduğunda varlıktan soyunup yokluğun farkına varmak için firak lazımdı. Şemsi Tebriz-i Makalat'ında Mevlana'dan şöyle bahseder; benim öz babam beni Şam'dan Tebriz'e çağırsa gitmezdim ama Mevlana çağırsa durmaz giderdim. Gönül kime söz vermişse aşk ondan muhteşemdir. Mevlana'dan ayrı düşmek beni çok üzmezdi. Mevlana daha çok üzülürdü her ayrılıkta der. Birbirine seven insanlardan biri öldüğünde aslında ölen hayatta kalanmış. Sen enbiyalara Ehlibeyt'e Allah'a kavuştun. Sen gittin gideli gönüller mahzun bedenler hasta sanki sen şifaydın ruhumuza. Sana gelen sende dirilir enerjiyle geri dönerdi. İnsanlara hizmet etmek bana enerji veriyor derdin. Bu anlayış belki de seni aramızda gencecik bir delikanlı kılıyordu. Bitmez tükenmez bir enerji ile gece gündüz hareket etmeni sağlıyordu.

Vefatından kısa bir süre önce Güneydoğu ziyaretinde gördük ebediyete uğurladığımız yolcumuzu. O kadar dinamikti ki vefat haberini konduramadık. Yalan gibi geldi. Hayatı boyunca binlerce program düzenleyen üstadımızı bir kere haber konusu yapmayan medya kuruluşları ilk defa vefat haberini ekranlara taşımıştı. İlk defa Baş Hoca ile ilgili doğru haber yapmışlardı. Bir aslan öldüğünde kurtlar ve çakallar birlikte seviniyorlarsa orada bir yiğit ölmüştür.

Zeki Müren'in seslendirdiği nağmelerle avunuyoruz gördüğümüzde mutlu oluyoruz Üstadım rüyalarımızda seni.

 

"Yıllar var ki biz seninle

Bakışarak konuşuruz

Sevdalanmış kalbimizle

Bu şarkıyla kavuşuruz

 

Aşk gülümüz solsa bile 

Gözümüz yaş dolsa bile

Rüyalarda buluşuruz

Bu şarkıyla kavuşuruz

 

Hiç kimseye söylemeden

Hasretimiz bilinmeden

Gizli gizli görünmeden

Rüyalarda buluşuruz 

Bu şarkıyla avunuruz."

 

Bedenin aramızda yok belki ama ruhun her daim aramızda bazen dinlediğimiz şarkılarda bazen okuduğumuz kitaplarda bazen düşlerimizde sanki her yerde sen varsın. Sen bu devrin Mevlanasıydın. Bedenin aramızda olmasa bile eserlerinle fikirlerinle yüzyıllar geçse de unutulmayacak birilerinin gönüllerinde hep hatırlanacak, yaşanacak ve yaşatılacak olansın.

14 Nisan senin vuslatına kavuştuğun bizim ise vuslat ateşinde yandığımız günün başlangıcı oldu. İnsan demek ki çok sevdiğini kaybedince pişiyor ölümden ahiretten korkmuyor. Vuslatın başka bir alem sen bir ömre bedelsin diyerek Rabbine ve sevdiklerine kavuşma arzusuyla vuslatının bekliyor. 14 Nisan'da yaktığın bu ateş bizi Rabbimize Ehlibeytine enbiyasına evliyasına velhasılı kelam sana götürsün.

 
Misafir Kalem / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.