logo
24 MAYIS 2026

Hikâye / Soğuğun ötesi

17.05.2008 00:00:00
O sene kış çok sert geçmişti. Babaannem ömründe böyle soğuk ve karlı bir kış görmediğini anlatıp durmuştu.

Kış, O'nda hep Sarıkamış'ı çağrıştırırdı. Ama biz O'nun dedemle ilgili Sarıkamış hatıralarını böylesine içten, böylesine dolu dolu ve böylesine gözyaşı içinde anlattığına ilk defa şahit olmuştuk. Dantellerle örülmüş beyaz çemberinin içinde,  nûrani bir gizeme bürünmüş yüz hatlarının kalın kıvrımları, o konuştukça bizi kâh Köprüköy Muharebeleri'ne kâh Sarıkamış'ın derin ve ölümcül beyazına götürürdü.

"Dedeniz Hacı Sait Bey, tâ Filistin Cephesi'nden alınıp götürülmüştü Sarıkamış'a.  Filistin çöllerinde de dayanılmaz sıcaklarla boğuşmuşlar. O kocaman çöl deryasında öyle kızgın sıcaklar görmüşler ki, asker içinde bayılanın, kendinden geçenin haddi hesabı yoktu. Yazdığı mektuplarda "Bizi bu çölden kurtar ey Allah'ım" diye dua ederdi çoklukla. Ama Sarıkamış'ı gördüğünde, oranın soğuğunu iliklerine kadar hissetmeye başladığında, çöl sıcağını arar olacaktı cümle erat. Aşiret Alaylarından bir nefer ile gönderdiği mektupta şöyle yazıyordu Sait Efendi?"

Babaannem sözünün burasında koynunda bir hazine gibi sakladığı, tamamen buruşmuş mektubu çıkarır, gözlüklerini büyük bir itina ile takar, hiç birimizin okumasına müsaade etmeden tane tane okumaya başlardı:"Benim nazende kuzum. Bizi trenlere koyup İstanbul'a, oradan da gemilerle Karadeniz'e ve nihayetinde buralara getireli kaç ay oldu bilmem. Ayları günleri karıştırır oldum. Buranın soğuğunu görünce Filistin çöllerinin sıcağının meğer bir İlahi lütuf olduğunu anladık."Babaannem dedemin gerçekten nazende kuzusu idi. Topu topu üç yıl birlikte kalmışlardı ama böylesine tutkulu, böylesine saf, böylesine derin bir sevda örneği az bulunurdu. Ömrü boyunca Sait Efendi'nin kehribar tespihini hep yanı başında taşıdı. Evlenirken ona aldığı mavi işlemeli mendili, kehribar tespihi onun can ciğer iki dostu idi. Onları öper, koklar, kalbinin üzerine bastırır, sonra da tiftik yününden kendi eliyle dokuduğu heybeye koyardı. Onu bildim bileli ya elinde tespih vardı ya dilinde dua.

Dedemi hiçbir vakit duasında ihmal etmedi. "Sait Efendi" derken gözlerinin içi cıvıl cıvıl olur, kalbinin gümbür gümbür atışını duyar gibi olurduk.Sert geçen o kış boyunca, Sait Efendi'nin gidip de gelmediği, gelemediği o keskin, o hızar gibi biçen Sarıkamış soğuğunun hikâyesini defalarca ve her defasında aynı heyecanla dinledik.Her defasında gözlerimiz doldu, her defasında babaannem yeni bir olay anlattı, yeni bir hikâye buldu. Köyümüz çevre köylere nazaran hayli şanslıydı. Bu civarda ilk mektep açılan köy bizim köydü. Mektebin ilk hocası Nevzat Bey'in köy kahvesinde toplananlara tâ yarım asır öncesinde anlattığı Sarıkamış olaylarını, kapının dibine çökerek pür dikkat dinleyen kadınların başında babaannem gelirdi. Köyün yaşlıları, Nevzat Hoca'nın çok bilgili ve arif bir kişi olduğunu, çok kitap okuduğunu anlatırlardı. Nevzat Hoca'nın kapısını en sık aşındıran kişi babaannemmiş. Sarıkamış'ta kaybettiği evinin direğinin başına gelenlerle ilgili yeni bir olay, yeni bir acı demeti,  keskin bir soğuğun iç karartıcı buruk gerçekleri de olsa yeni bir ayrıntı duyabilmek için Nevzat Hoca'nın yanına koşarmış. Sarıkamış'ta neler olup bittiğini pek çok kaynaktan araştırmış olan köy okulunun öğretmeni Nevzat Hoca'nın, okuduğu türlü türlü kitaplardan derlediği Sarıkamış dramının puslu sayfalarını, ta yarım asır öncesinde köy kahvesinde toplananlara anlattığında en önde babaannem oturur, başını iki yana sallayarak gözleri dolu dolu dinlermiş.

Dokuzuncu Kolordu Komutanı İhsan Paşa'nın o kar deryasında neler yaptığını, Miralay Arif Bey'in Enver Paşa'ya verdiği raporda bu şartlarda harekâtın ertelenmesinin gerektiğini söylediğini ama Enver Bey'in dinlemediğini kim bilir kaçıncı defa anlatıvermişti bize."Eyi belleyin çocuklar bu Sarıkamış'ı, eyi belleyin. Sadece askerimizin kırıldığı o gece saldırısı değildir bu harp. Ruslar, Aras Havzası'ndan süvari birliklerini saldılar bir gün Mehmedin üstüne. Aniden saldırdılar. Hudut taburlarımız evvela neye uğradığını şaşırdı. Ama tez toparlandılar. Başlarında genç bir zabit vardı eratın. Eğer Ruslar burada bizi yenseydi Narman'a varacaklardı ki bu tam bir felaket olacaktı. Bir süngü hücumu yaptılar ki Allah Allah  diye diye, yer ile gök inledi sanki. Rus darmadağın oldu. Sait Efendi kim bilir o hengamede var mıydı bilmem ama, böylesi çok afetin içine düştü."

"Asker gece vakti saldırı emri aldı ya Sarıkamış'a. Gece ki ne gece. Mehtap olmasına rağmen karanlık kuşatmış her yanı. Ormanların içi zifir mi zifir. Karşı tarafta geniş mi geniş bir yayla vardı. Önce Binbaşı Nuri Bey yanına aldığı atlılarla gecenin kör karanlığında düşmanın üzerine yürüdü. Yürüdü ama tez geldi düşmanın ateşi.Meçhul ve korkunç dağların heyula gibi ürkütücü karanlığında bu saldırı düşmana da yerimizi belli etti. Karşılıklı çetin bir muharebe oldu.Eratımızın çoğu o dipsiz ormanda kayboldu.""Komutan Arif Bey baktı ki asker derin ormanlarda ve korkunç uçurum kenarlarında tehlikededir hemen onları toparladı, bir yol boyunca düzgün bir çizgiye getirdi. Bir iki bölükle yaylayı tutmuş olan düşman ise ricat etmiş yaylayı terk etmişti. Mitralyözlerinin namlularını alıp yalnız kızaklarını bırakarak ricat etmişlerdi. Ancak ormanlı tepede yeniden mevzilenen Ruslar  saldırıya  geçti. Her yan kan gölüne döndü. Kim bilir Sait Bey de orada mıydı?"

Bu "Kim bilir Sait Bey de orada mıydı?" cümlesini neredeyse her anlattığı olayın ardından dalgın ve buruk bir ruh haliyle tekrarlardı. Biz de ilk kez duyuyormuş gibi merakla dinlerdik.O kış,  uzun ve bitmeyen gecelerde gaz lambasının titrek ışığı duvarı yalarken biz genellikle Sarıkamış'ın buz gibi hikâyelerinin doyumsuz derinliklerindeydik. Babaannem yaşından beklenmeyen bir dinçlikle ve sabırla anlatırdı. Sanki muharebelerde süngü takarak saldırıya geçen kendisiymiş gibi, sanki metrelerce yığılı kardan bir geçiş yolu eşeleyen kendisiymiş gibi, sanki sert rüzgârların keskin sillesi kendi yüzüne çarpıyormuş gibi doğal bir anlatımla bizi o ücra dağ başlarına, o muamma dolu kar tepeciklerinin kanlı beyazına taşırdı. Soba sönmeye yüz tutmuşsa, babaannemin meşe ve ladin dallarından közlendirdiği mangalın etrafına üşüşür, ona sorular sorar,  ağabeyim Necip, amcamın kızı Feride ve ben, annemin "hadi yatın artık" diye seslenmesine aldırmayıp o muhteşem öyküyü uykuya dalıncaya kadar dinlerdik.

Evimiz tam köy meydanında idi. Babamla amcam bir elin parmakları gibi içi içe geçmiş iki kardeşti. Amcam, köyün sırt mevkisindeki tarlasını satıp üstüne buğdaydan aldığı birkaç kuruşu birleştirerek iki katlı sekiz odalı oldukça geniş bu evi yapmış, babama "hadi bakalım Salih Abi, üst kat senin, alt kat benim!" deyince babam çok şaşırıvermişti. Amcamın ısrarı üzerine kerpiçten yapılı yıkılmaya yüz tutmuş, yamalı bohça gibi duran, üzerindeki tenekelerden en küçük bir yağmurda sular boşalıveren evimizden çıkıp amcamlarla birlikte oturmaya başlamıştık.  Yazın bütün köyün harman yeri evimizin önündeki büyük meydandı. Köyün engebeli arazisine karşın oldukça geniş bir düzlüğün olduğu bu harman alanı, buğday hasadı başlar başlamaz tam bir şenlik yeri olurdu. Harmanın orta yerinde halay çekmek için dizilen gençler ve onlara alkışlarla destek veren köy kızlarına, büyükçe bir taşın üzerine oturup elindeki güğümün dibine bir trampet gibi vurarak herkesi coşturan Memiş Ağa katılır, Haziran'ın bu ilk haftalarında başlayan neşeli günler adeta bayramı andırırdı. Kendimi bildim bileli köy camisinin imamlığını yapan Hüseyin Hoca da bu kervana katılır, bazen en başında bazen gün batımına doğru davûdi sesiyle Kur'an okur, toplananlara dua yaptırır, sonra da dağılır giderdik.Daha sonraki yıllarda tamamen unutulan bu harman şenliklerini ne çok özleyecektik.

 Ellerindeki orak ve tırpanlarla altın sarısı buğday tarlaları arasında bütün aile fertlerinin kızgın güneşin kavurucu sıcağında günler, haftalar süren çalışmaları hepimiz için hayat demekti. Buğday demek, ekmek demekti, aş demekti, bereket demekti, hayat demekti. Ocağın tütmesi demekti. Dağın, taşın, yeşilin, ırmağın daha bir coşkulu olması demekti. Köylünün huzuru, mutluluğu demekti.Buğday sarıları, bütün Sellidere köyü için toprağın en anlamlı, en ışıltılı, en rüya ötesi hediyesiydi.

 Babaannem, başakların püsküllerini okşarken adeta gecemizi aydınlatan bir aya dokunuyor gibi narince, elini altın bir fanusun içine sokmuşçasına dikkatli davranırdı. Bu bereket kokan topraklara ve bu altın deryasında kaybolan güzelliklere ömür boyunca şükretti. Beli iyice bükülüp artık adım atamaz hale gelince bile annem onu genişçe bir sepetin içine koyar, meşe palamutlarının arasından tıknefes yürüyerek buğday tarlasına getirir, sırtına iki tane minderi dayar, buğday tarlalarını seyrettirirdi.  Babaannem, hepimizin üzerinden şıpır şıpır terlerin damladığı böyle bir Haziran akşamında, elinde dedemin kehribar tespihi ile mutfaktaki sedirin üzerinde öylece yığıldı. Yanında sadece ben vardım. Korkuyla yanına koştum. Başı hafifçe yana eğilmiş, kirpikleri yarı kapalı, hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Dudaklarının arasından tatlı bir tebessüm yayılıyordu. Bir ömrün bütün cefasını, umutlarını, hasretini, hüznünü, mücadelesini ellerindeki kırış kırış gizemli çizgilerden okumak mümkündü. Elleri ellerimdeydi. Pamuk gibi yumuşacık, gül bahçesi gibi huzur doluydu.

Mutfağın pencerecesine fırlayıp bahçedeki incir ağacının altında, kenarları yırtılmış plastik kapta çamaşır yıkayan anneme bağırdım:"Anne koş! Babaanneme bir şey oluyor!"Annem ok gibi fırlayıp içeri koşarken yeniden babaannemin yanına geldim. Babaannem, yüzünden hiç kaybolmayan o derin ve anlamlı tebessümü ile yeniden ellerimi tuttu."-Sakin ol oğlum."  dedi. "Sen benim yüreğimin bir parçasısın. Anana babana iyi evlat ol. Beni sakın unutma."Şaşkın bir halde ve ağlamamak için kendimi zor tutarak ellerini okşamaya devam ettim:"Oku,  büyük adam ol Ferit'im. En büyük mekteplerde oku. Memleketin en büyük makamlarına lâyıksın sen? Bak şurada heybem var. Onun içinde mavi bir mendil var, getiriver onu bana hele!"Bir koşu getirdim. Kenarları işlemeli mavi mendili eline verdiğimde annem feryatlar içinde mutfağa girmişti. "Anam!" diye bir çığlık atıp maşrapayı kaptığı gibi babaannemin yanına çömelmiş, yüzünü ıslatmaya başlamıştı.Babaannem mendilini son bir gayretle açtı, içinden çıkardığı eski bir fotoğrafı dudaklarına değdirdi ve sedirin üzerine öylece yığılıverdi.

Babaannemin ölümü bizi çok etkiledi. Sarıkamış hikâyeleri ile geçen bir kışın ardından hiç beklemediğimiz bir zamanda ansızın bir gidişti bu.Onun bize daha yıllar boyu Sait Efendi hikâyesi anlatacağını, daha uzun yıllar gaz lambasının feri gitmiş ışığının loş gölgesinde doyumsuz ama her biri tamamen gerçek Sarıkamış faciasından kesitler anlatacağını sanırdık. Ama olmadı. Ölümün soğuk yüzü keskin bir bıçak gibi evin içini kaplayıvermişti. Haftalarca herkes donuk gözlerle birbirine bakıp durmuş, babam kapı arkalarında, evin gözden ırak yerlerinde bizim görmemizi istemeden içli içli ağlayıp durmuş, amcamın o ciddi ve güçlü duruşunun yerinde adeta yeller esmeye başlamış, annem ise daha metin olmaya çalışan ama asla başaramayan ruh haliyle acımızı daha da katmerleştirmişti.Bizi en az ölüm kadar şaşırtan ve şok eden şey ise babaannemin mavi mendilinin içinden çıkan dedemin fotoğrafı idi. O fotoğraf çekileli en az altmış yıl olmuştu. Arkasında  "nazende kuzuma, ciğerimin parçasına en aziz selamlarımı sunarım" diye yazıyordu.

Fotoğraf belli ki Filistin Cephesi'nden Erzurum'a gönderilişleri sırasında trenle İstanbul'a geldiklerinde çekilmişti. Sait Efendi'nin, Sarıkamış şehidi dedemizin fotoğrafını ilk görüşümüzdü. Çok etkilenmiştim. Gözleri adeta derin ve uçsuz bucaksız bir mesafeyi süzüyormuş gibi ufukların ötesine götürmüştü bizi. Kalın kirpikleri kendinden emin, güven dolu, korkusuz bir kişiliğin bütün izlerini yansıtıyordu. Yüz hatlarında, bir savaşın içinde olan değil adeta coşan deli bir ırmağın, çılgın bir selin ihtişamı vardı. Yıllarca savaştan savaşa, cepheden cepheye koşmuş bir kişi değil de sanki bütün yaşadıklarıyla alay eden, umursamayan, gururlu, her an kükreyecekmiş gibi bakan bir kuvvet abidesi vardı bu fotoğrafta. Ve sağ elmacık kemiğinin altında kim bilir bir kurşun sıyrığı mı, yoksa kıran kırana geçen bir süngü savaşından mı kalmış bilinmez küçük bir iz.Dedemin resmini görünce ondan daha bir gurur duydum. Daha bir göğsüm kabardı. Sait Efendi'nin torunu olmak meğer ne güzel bir şeydi. Babaannemin bu fotoğrafı neden gizlediğini, neden altmış yıl boyunca hiç kimseye göstermediğini, bu muhteşem hatırayı hiç kimse tarafından paylaşmak istememe gibi bir gizemli gaye mi taşıdığını soracak hiç kimse kalmamıştı hayatta.Ama o yaz tatili boyunca hep babaannemin son sözlerini düşündüm. Hele de Salı günleri, kasabanın bütün yağının, peynirinin, sebzesinin köylerden pazar yerine aktığı ve amcamla babamın haftanın bir günü kurdukları çadırda, şehirden getirttikleri bakliyat ürünlerini köylülere sattıkları o yoğun kalabalıkta,  köşedeki bayiden ödünç alıp okuduğum gazetelerde ülkenin her yerinde artan anarşi olaylarını büyük bir üzüntü ile okurken babaannemin öğüdü daha da yer etti kulaklarımda. Büyük bir adam olmalıydım. İlk mektebin son sınıfındaki bir çocuğun kafasındaki büyük adam kavramının tam olarak yerli yerine oturmadığı muhakkaktı. Nasıl büyük adam olacaktım? Ne yapmalıydım, hangi mesleği seçmeliydim? Hangi okulları okumalıydım?Büyük adam nasıl olunurdu?Zamanın uçup gittiği, hatıraların bir dikenli dal gibi elimizi tırmaladığı günler ne çabuk geçmişti. İstanbul Üniversitesi'ni kazanıp siyasal bilimler fakültesinin kapısından ilk içeri ilk girdiğimde nasıl da şaşkındım. Her taraf cıvıl cıvıl gençlerle doluydu. Anadolu'nun değişik yerlerinden bin bir ümitle bu hayal şehrine koşan binlerce kişiden biri olmak ne güzeldi. Üniversite yılları boyunca babaannemin karaltısını hep yanı başımda hissettim. Kaldığım öğrenci evlerinde, yurt odalarında ne zaman derslerden başımı kaldırıp dinlenmeye koyulsam, babaannem sanki masanın başında bana gülümsüyor sanırdım; bir elinde kehribar tespih öbür elinde dedemin fotoğrafı ve mavi mendil.Tayin olduğum yerlere daha ısınma fırsatı bile bulmadan, Dışişleri'nin hızlı atama kararnamesi yayınlayıp, personel dairesinden Kemal İzzet Bey'in de "Moğolistan'a tayin oldun, Büyükelçi yardımcısısın! Hadi hayırlı olsun!"  diyerek o muzip sesle verdiği haberi alınca düşmüştüm yollara.

Ulan Batur'a vardığımda çok ilginç bir manzara ile karşılaşmıştım. Ülkenin her yeri uçsuz bucaksız topraklar, yemyeşil otlaklarla doluydu. Ulan Batur'un her tarafında eski Rus otobüsleri,  türlü renklerle boyanmış Rus yapımı otomobiller vardı. İskelet yığını gibi dizilmiş apartmanlarla birlikte geleneksel çadırlar içi içe geçmişti.Büyükelçiliğin bana tahsis ettiği eve girdiğimde dudaklarımın soğuktan neredeyse hareket edemez hale geldiğini, bıyıklarımın üzerinde buz parçacıklarının oluştuğunu o an hissettim. Ulan Batur'un dünyanın en soğuk yerlerinden bir olduğunu idrak etmem fazla zaman almamıştı.Büyükelçilik çalışanlarından Moğol asıllı Cengiz Memedov kucağında getirdiği bir avuç odunu aceleyle sobada tutuşturdu. Oda birkaç dakikada sıcacık olmuştu. Memedov izin isteyip çıktı. Pencerenin kenarındaki karyolaya uzanıp, kahverengi battaniyeyi üzerime atıp ne zaman uyumuşum hiç farkında değilim. Dışarıda acı acı havlayan köpeklerin sesini duyup korkuyla fırladığımda "aman, ne günde be!" diye mırıldandım. Perdeyi araladım. Evin tam karşısında loş bir sokak lambasının önünde, iki çelimsiz köpek, çöp bidonlarında yiyecek arıyordu. Çöp bidonunun önünde yaşlı bir kadın, elindeki çalı süpürgesiyle sokağı süpürüyordu. Omuzları hafifçe çökmüştü. Üzerinde bizim kasabadaki kadınların kullandığı atkıya benzer kalın bir örtü vardı. Sonra öğrendim ki, bu kadınlar belediyenin elemanları idi ve daha gün açmadan sokakları temizlemek için Ulan Batur'un dört bir yanına dağılıyorlardı.

Camdan bakarken bir yandan kendini yeniden hissettirmeye başlayan soğuktan dolayı elimi ovuşturmaya başlamış, bir yandan da sokak lambasının dibindeki bu yaşlı Moğol kadınının boynu eğik halinden babaannemi hatırlayıvermiştim.Böyle soğuk bir günde, böyle uzak bir diyarda, babaannem sanki bir ilaç gibi tesir etti. Belki de o Moğol kadınını görmese idim Sellidere köyünden Ulan Batur'a uzanan hatıralar zincirini deşme ihtiyacı hissetmeyecektim.Büyükelçi o gün ilginç bir davetten bahsetti. Moğolistan yetkilileri bize çok önemli olduklarına inandıkları bir davette bulunmuşlardı. Rusya sınırındaki Çıta Kasaba'sının, Moğollar için Rusya ile ittifak halinde oldukları yıllardan kalan dramatik bir hatırayı bünyesinde barındırdığını söylemişlerdi. Bu hatıranın bir ucu da Türkiye'yi ilgilendiriyordu. Çünkü Sarıkamış Savaşı'nda esir alınan Türklerin bir bölümü burada tutulmuş, çok zor şartlarda yaşamış, hatta bir kısmı bu şartlara dayanamayıp birkaç ay içinde ölmüş, bir kısmı da kaçarak Sibirya çöllerini aşıp Çin' e ulaşmışlardı. 

Moğolistanlı yetkililer Türk elçiliğinde görevli personeli Çıta Kasabası'nda esir düşen Türklerin hatırasına açılan bir mini müzeyi gezmeye davet etmişlerdi. Bundan güzel davet mi olurdu! Yıllarca babaannemden dinlediğim, daha sonraki yıllarda ise ayrıntılarını tarih kitaplarından öğrenince yüreğime bir hançerin saplandığını hissettiğim o acı olaylar manzumesinden bir küçük koku almak, bir demet soğuk hatırayı seyretmekten güzel bir hediye olabilir miydi?Ertesi gün Çıta Kasabası'na vardığımızda tipik bir Moğol yerleşim yeri ile karşılaştık. Ahşap iskeletli, keçe ve çadır bezinden yapılmış, Moğolların geleneksel çadırları kasabanın girişinde sağlı sollu dizilmişti. Mihmandarımız bunlara ger denildiğini, Moğol geleneğinde ve göçebe hayatında bunların çok önemli yeri olduğunu anlattı. Türlü renklere bürünmüş Moğol çocukları tatlı bakışlarla karşıladı bizi. Müze denilen yer,  hemen kasabanın girişinde bir okulun bitişiğine yapılan çift katlı bir binanın giriş katının düzenlenmesiyle oluşturulmuştu. Yerlerde geleneksel Moğol halıları vardı.

Duvarlara ve masaların üzerine Sarıkamış'ın izleri yerleştirilmişti. Mehmetlerin delik deşik olmuş postalları, kemerleri, çorapları büyük bir itina ile dizilmişti.Mihmandarımız güzel Türkçesi ile bu hatıranın detaylarını anlatıyordu:"Buraya getirilen Türkler çok zor şartlarda yaşadılar. En önemli esirlerden biri Dokuzuncu Kolordu Komutanı İhsan Paşa'dır. İhsan Paşa dört buçuk ay bu buradaki Rus zindanında yaşadı. Bir gece yarısı fırsatını bulup kaçtı. Duyduğumuza göre Moğolistan'ı baştanbaşa aşıp Pekin'e ulaşmış. Oradan da bin bir zorlukla Türkiye'ye geçmiş."Moğolistan soğuğu ilk kez bana hiçbir etki yapmadı. Rüyada gibiydim. Duvarlara asılı duran bir matara, bir eski mendil, üzerinde bir iki cümle Osmanlıca yazılı kâğıtlar Sarıkamış'ın en son ve en aziz hatıraları olarak yüreklerimizde derin fırtınalar estiriyordu."Sarıkamış'a giren bir avuç askerle birlikte Kolordu Karargâhı'nın subayları, bir anda saldıran Rus avcı birliklerinin "teslim olun davranmayın!" diye bağırdıklarını duydular. Teslim olmaktan başka bir çareleri yoktu. Kaymakam Şerif Bey de esir düşenler arasındaydı. Esirler arasındaki subaylar kısa süre sonra bırakıldı. Ancak bir kısım asker Sibirya'ya, Kazakistan'a, Moğolistan'a götürüldü."Mihmandar konuşuyordu ama kulaklarım onda değildi.Ömür boyu unutamayacağım bu anın her saniyesini doya doya hissetmek istiyordum."Çıta ahalisi burada hayatını kaybeden Türklere çok üzülmüştür. Esirlerin değiş tokuşundan sonra Türk askerlerinden kalan eşyaları, üzerlerinden çıkan hatıralara özenle sakladılar. Bugün ilk defa bu eşyalar size sergileniyor."Açık bir boya ile kaplı, yer yer tepesinden badana damlayan köşedeki duvarda asılı birkaç resim bizi hüzünle seyrediyordu. Kalın bıyıklı bir Anadolu delikanlısı neredeyse bir asır önce çektirdiği bu fotoğrafta bize tarihin derinliklerinden gelen buruk bir hüzünle bakıyordu.Hemen yanı başında bir kız resmi vardı. İncecik ve utangaç gözleri garip bir tebessümle süslenmişti. Böylesine saf, böylesine masum bir bakıştan etkilenmemek, bu bakışın Sarıkamış'ta bıraktığı sevdalısına içlenmemek mümkün değildi.Resme biraz daha yaklaşıp da o derin ve anlamlı bakışları bir kez daha süzdüğümde belli belirsiz bir çığlık çıktı dudaklarımdan:"Aman Allahım!"Bu, babaannemdi.Muharrem Bayraktar

CHP'li belediye başkanı 'irtikap'tan tutuklandı


 
 
CHP'den 2024'teki yerel seçimleri kazanan Akçakoca Belediye Başkanı Fikret Albayrak, "irtikap" suçundan tutuklandı.

23.05.2026 14:24:00 / Güncelleme: 23.05.2026 14:35:11
AA
CHP'li belediye başkanı 'irtikap'tan tutuklandı
CHP'li belediye başkanı 'irtikap'tan tutuklandı

Çok sayıda müşteki şikayeti üzerine Düzce Cumhuriyet Başsavcılığınca "irtikap" suçundan başlatılan soruşturma kapsamında dün Antalya yolunda gözaltına alınan Akçakoca Belediye Başkanı Fikret Albayrak, "irtikap" suçundan tutuklandı.
Albayrak'ın emniyetteki işlemleri tamamlandı. Adliyeye sevk edilen Albayrak, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı.

Olayın geçmişi

Müşteki E.Ö, 2023'te ruhsat aldığı inşaatı devam eden taşınmazının iskan işlerinin tamamlanması için kendisine babası H.Ö. aracılığıyla ulaşarak 2.5 milyon lira talep eden Albayrak'ın bunun karşılığında çek almayı kabul ettiğini, sonrasında inşaatına kısmi iskan aldığını beyan ederek Düzce Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunmuştu.
Ayrıca H.P'nin de aynı gerekçelerle inşaatının durdurulduğu ve çalışanı F.Ç. aracılığıyla Albayrak'ın kendisinden 1 milyon lira talep ettiğini ancak parayı vermediği için inşaat faaliyetlerinin devamına izin verilmediğine yönelik şikayeti ile benzer nitelikteki çok sayıda şikayet üzerine Düzce Cumhuriyet Başsavcılığınca "irtikap" suçundan soruşturma başlatılmıştı.
Belediye Başkanı Albayrak hakkında gözaltı kararı verilmiş, evinde ve belediye iştirakinde arama yapılmıştı.
Antalya'ya gittiği belirtilen Albayrak, dün Afyonkarahisar'da gözaltına alınarak Düzce'ye getirilmişti.

MİT'ten sınır ötesinde DEAŞ operasyonu

Milli İstihbarat Teşkilatı, sınır ötesinde DEAŞ'a yönelik bir operasyona imza attı. MİT'in Suriye'de Suriye İstihbarat Servisi ile koordineli gerçekleştirdiği operasyon sonucu Kırmızı Bülten ile aranan 10 DEAŞ'lı yakalanarak Türkiye'ye getirildi. MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü TEM Daire Başkanlığı'nın yürüttüğü ortak çalışmalar sonucunda 10 DEAŞ mensubunun 9'u tutuklandı, birinin ise gözaltı süreci uzatıldı

23.05.2026 12:06:00 / Güncelleme: 23.05.2026 12:11:38
İHA
MİT'ten sınır ötesinde DEAŞ operasyonu
MİT'ten sınır ötesinde DEAŞ operasyonu
Yakalananlardan biri Ankara Gar saldırısı ile bağlantılı

MİT'in istihbari çalışmaları sonucunda, Türkiye'den Suriye'ye geçerek DEAŞ terör örgütüne katılan Türk kökenli şahıslar tespit edildi. Yapılan istihbari çalışmalar sonucu bu şahısların DEAŞ bünyesinde faaliyet gösterdiği ortaya çıkarıldı. Ayrıca söz konusu şahısların geçmişte Türkiye'de gerçekleştirilen birçok terör eylemi içerisinde yer aldığı da belirlendi.

Yakalanan DEAŞ'lı 10 teröristten birinin, 109 kişinin hayatını kaybettiği Ankara Garı saldırısının failleri ile bağlantılı olduğu da ortaya çıktı.






Suriye'de sınır ötesi operasyon

MİT, DEAŞ mensubu 10 şahsın Suriye'de olduğunu tespit etmesi üzerine Suriye İstihbarat Servisi ile iletişime geçti. Kurulan koordine sonucu sahada çalışmalar yürütülmeye başlandı. Yürütülen çalışmalar neticesinde şahısların yerleri tespit edildi. Teröristlerin hareketleri adım adım izlendi.









Düzenlenen operasyon ile DEAŞ'lı 10 terörist Suriye'de yakalanarak Türkiye'ye getirildi. MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü TEM Daire Başkanlığı'nın yürüttüğü ortak çalışmalar sonucunda 9 DEAŞ mensubu sorgularının ardından çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı, birinin ise gözaltı süreci uzatıldı.








DEAŞ'lı 10 terörist Emniyet'te verdikleri ifadelerinde;
- DEAŞ tarafından verilen eylem talimatlarına,
- DEAŞ bünyesinde aldıkları silahlı ve dini eğitimlere,
- DEAŞ adına gerçekleştirdikleri propaganda faaliyetlerine,
ilişkin hususları aktardı.








DEAŞ bünyesinde faaliyet yürüten 10 şahısların Kırmızı Bülten ile aranan şahıslar:

DEAŞ'ın Türkiye'den Sorumlu İstihbarat sözde emiri Ali Bora; 2014'te DEAŞ'a katılmak amacıyla Suriye'ye geçti. DEAŞ içerisinde farklı birimlerde görev aldı. Pek çok çatışmaya katıldı. Faruk Ofisi (Türkiye Vilayeti) içerisinde görev aldı. Sözde Türkiye Vilayeti unsurlarınca TSK güçlerine yönelik düzenlenen 3 ayrı eylemin planlayıcıları arasında yer aldı.

2015'te 109 kişinin ölümüyle ve yüzlerce insanın yaralanması ile sonuçlanan Ankara Gar saldırısını düzenleyen DEAŞ'lı teröristlerle irtibatlı olan Ömer Deniz Dündar; 2014'te DEAŞ'a katılmak için Suriye tarafına geçti. DEAŞ içinde farklı birimlerde görev aldı. Pek çok çatışmaya katıldı. DEAŞ'ın Faruk Ofisi (Türkiye Vilayeti) içerisinde görev aldı. DEAŞ'ın 2015'te düzenlediği Ankara Garı saldırısı failleri ile bağlantılı olduğu tespit edildi. Ayrıca, terör örgütünün Türkiye'ye yönelik gerçekleştirdiği birçok saldırı ile de bağlantılı olduğu ortaya çıktı.
2017 yılında Türkiye'de olası eylemlerin önüne geçilmesi için düzenlenen operasyonlar sırasında yakalanan, intihar kemerli 2 saldırganın üzerlerinde yer alan bomba düzeneklerine yönelik yapılan parmak izi tespitinde Ömer Deniz Dündar'ın da parmak izine rastlandı.








Hüseyin Peri; 2014 yılında DEAŞ'a katılmak için Suriye'ye geçti. DEAŞ içerisinde sağlık birimde faaliyet yürüttü. 2015'te PYD/YPG unsurları tarafından yakalanarak cezaevinde kaldı. PYD/YPG ile DEAŞ arasında gerçekleştirilen esir takısında serbest bırakıldı. Serbest bırakılması sonrasında 2019'a kadar DEAŞ'ın sağlık biriminde faaliyetlerine devam etti.

Kadir Gözükara; DEAŞ'a bağlı faaliyet yürüten Dokumacı Grubu lideri Mustafa Dokumacı'nın yönlendirmesi ile 2015'te DEAŞ'a katılmak amacıyla Suriye'ye geçti. Engelli olmasından dolayı DEAŞ içerinde silahlı faaliyetlerde bulunmadı ama Suriye'ye gelen DEAŞ unsurlarının lojistik ihtiyaçlarını karşılamada görev aldı. M. Dokumacı'nın yönlendirmesi ile 2021'e kadar medya faaliyetlerini yürüttü.








Abdullah Çobanoğlu; çatışma bölgelerinde faaliyet göstermek üzere 2016'da Suriye'ye geçti. Suriye alanında selefi/tekfiri görüşü benimseyen gruplar içerisinde silahlı olarak faaliyet gösterdi. Bulunduğu araca yönelik gerçekleştirilen EYP'li saldırıda bacağını kaybetti. 2020'de DEAŞ'a biat ederek Faruk Ofisine bağlı şekilde medya biriminde görev aldı.

Hakkı Yüksek; DEAŞ'a katılmak için 2016'da Suriye'ye geçiş yaptı. DEAŞ içerisinde silahlı olarak faaliyetlere ve çatışmalara katıldı. DEAŞ'ın kontrol sahasını kaybetmesi üzerine örgütün hücre yapılanması içerisinde faaliyetlerini sürdürdü. Bir dönem Faruk Ofisi (Türkiye Vilayeti) içerisinde faaliyetlerine devam etti. DOKUMACI Grubu lideri Mustafa Dokumacı'nın yardımcılığını yaptı, özel işlerini dahi yürüttü.


Dindar nesil buhar oldu


 
 
MAK Danışmanlık ve Araştırma şirketinin “2026 Gençlik Araştırması”nın sonuçlarına göre 'dindarım' diyen gençlerin oranı yüzde 12.2... Fırsatını bulduğunda yurtdışına gitmek isteyenlerin oranı ise yüzde 64...

23.05.2026 11:19:00
Haber Merkezi
Dindar nesil buhar oldu
Dindar nesil buhar oldu

Gazeteci Ertuğrul Özkök, T24'teki yazısında MAK Danışmanlık ve Araştırma şirketinin "2026 Gençlik Araştırması"nın sonuçlarını yayınladı.  
Özkök'ün yazısına göre, araştırma 18-29 yaş arasındaki 8 bin genç üzerinde uygulanmış. Bu yaş grubu 16 milyon genci kapsıyor.
Nüfusun yüzde 20'sini oluşturuyor.  Bir anlamda AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılından sonra geçen 24 yıl içinde doğmuş bir nesil diyebilirsiniz.

"Dindarım" diyen genç sayısı 2 milyon

SORU: "Kendinizi en çok ne olarak tanımlıyorsunuz?"
YÜZDE 29  : "Birden fazla kimlik"
YÜZDE 27.5: "Atatürkçü"
YÜZDE 15.8: "Milliyetçi-Ülkücü"
YÜZDE 12.2: "Dindar"
YÜZDE   7.8: "Kürt milliyetçisi"
YÜZDE   3.4: "Liberal"
YÜZDE   2.4: "Sosyalist/Komünist"
YÜZDE   1.3: "Kararsız/cevap yok"

SORU: "Bu ülkeyi yönetiyor olsanız öncelikle çözeceğiniz sorun ne olurdu?

1. İşsizlik/istihdam

2. Hayat pahalılığı
3. Adalet
4. Dış politika
5. Eğitim

SORU: "Ülkemizde kendinizi özgürce ifade edebildiğiniz şartlar olduğunu düşünüyor musunuz?

(*) YÜZDE 43.8 Kesinlike olmadığını düşünüyorum
(*) YÜZDE 29.3: Kısmen olduğunu düşünüyorum
(*) YÜZDE 15.2: Kesinlikle olduğunu düşünüyorum. 


SORU: Size kalıcı olarak bir başka ülke vatandaşlığı verilse Türkiyeyi terkedip o ülkeye yerleşmeyi düşünür müsün?

YÜZDE 64   "Evet, terk eder giderim"
YÜZDE 14.  "Hayır ülkemde kalırım"
YÜZDE 22   "Kararsızım" veya cevap yok


SORU: ("Türkiye'yi terk eder giderim" diyenlere soruldu)  "Hangi ülkeye gitmek istersin?

YÜZDE 43.      "Avrupa ülkelerine"
YÜZDE 39.8.   " ABD/Kanada
YÜZDE 14.8.   " İskandinav ülkelerine"

Yani yüzde 97'si "Demokrasinin bulunduğu" bir "Batı" ülkesine yerleşmek istiyor.
Bir İslam ülkesine gitmek isteyenler yüzde 0.4..

Parti hesaplarına erişimi de kaldırılıyor


CHP'nin 38. Olağan Kurultayı hakkında mutlak butlan kararı çıkması ardından CHP lideri Özgür Özel yönetiminin parti banka hesaplarına erişimi kaldırıldı.

23.05.2026 11:10:00
Haber Merkezi
Parti hesaplarına erişimi de kaldırılıyor
Parti hesaplarına erişimi de kaldırılıyor

CHP'nin 38'inci Olağan Kurultayı ile 21'inci Olağanüstü Kurultayı'nın iptali istemiyle açılan davada, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36'ncı Hukuk Dairesi, her iki kurultay hakkında da 'mutlak butlan' kararı verdi. Mahkeme, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve parti yönetiminin görevden uzaklaştırılmasına, kurultay öncesinde görevde olan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve Parti Meclisi üyelerinin tedbiren göreve dönmesine karar verdi. Özel ve Kılıçdaroğlu arasında dün yapılan telefon konuşmasında "en yakın zamanda kurultay yapılması" kararının alındığı öğrenildi. Ancak bu kararın ne zaman alınacağı belli değil zira Kılıçdaroğlu, kılıçtan da keskin bir anlayışla şimdiden partide dizginleri ele geçirmeye çalışıyor.

Miting ve toplantı yapması zorlaşacak

Öte yandan CHP'nin kullanmakta olduğu banka hesaplarına Özgür Özel yönetiminin erişimine engelleme getirildi. 2026 bütçe planlamasında 1.5 milyar TL'ye yakın Hazine yardımı alan CHP yönetiminin harcamalarını yönettiği hesapların erişimi Kılıçdaroğlu ve ekibine devredilecek. Bu gerçekleştiğinde Özgür Özel'in miting ve toplantı düzenleme kapasitesi de önemli ölçüde darbe almış olacak.

Bayram trafiğinde akıcı yoğunluk yaşanıyor


 
Anadolu Otoyolu'nun Bolu, Sakarya ve Düzce kesiminde Kurban Bayramı tatili dolayısıyla bazı sürücülerin yola çıkmasıyla hareketlilik yaşanıyor. 

23.05.2026 10:53:00
AA
Bayram trafiğinde akıcı yoğunluk yaşanıyor
Bayram trafiğinde akıcı yoğunluk yaşanıyor

Anadolu Otoyolu'nun Bolu, Sakarya ve Düzce kesiminde Kurban Bayramı tatili dolayısıyla bazı sürücülerin yola çıkmasıyla hareketlilik yaşanıyor.

Sakarya'da Kuzey Marmara Otoyolu'nun sona erdiği, Anadolu Otoyolu'na bağlantı sağlanan Hendek-Akyazı bölgesinde trafik yoğunluğu yaşanıyor. Araç kuyruğu Akyazı kesimine kadar uzanıyor.

Giresun'da tır katliam yaptı


 
Giresun'da kırmızı ışıkta bekleyen araçlara arkadan çarpan tır, katliama yol açtı. Kazada 5 kişi öldü, 6 kişi yaralandı. Katil tır, kırmızı ışıkta bekleyen araçlar arasında bulunan tıra çarparak durabildi. 

23.05.2026 06:51:00 / Güncelleme: 23.05.2026 11:01:19
AA
Giresun'da tır katliam yaptı
Giresun'da tır katliam yaptı

 
Karadeniz Sahil Yolu Giresun Limanı mevkisinde 'katil ve canavar sürücü' Musa U. (59) idaresindeki 55 K 4065 plakalı tır, Ali Y'nin (43) kullandığı 34 PMS 61 ve Ferhat Y. (45) yönetimindeki 34 PNK 09 plakalı otomobil'e, araçların kırmızı ışıkta beklediği sırada aşırı hızla gelerek arkadan çarptı.







İhbar üzerine olay yerine 112 Acil Sağlık, polis ve itfaiye ekipleri sevk edildi.







İkisi çocuk, 5 kişiyi katletti
 
Ekipler, sürücü Ali Y. ile beraberindeki Melek Y. (40), Hamza Y. (7), Hasan Y. (7) ve Sadem Yağmur Y'nin (15) hayatını kaybettiğini belirledi.







Yaralılar Ferhat Y. (45), Fatma Y, Sümeyye Y. (9), Eymen Y. (16), Rana Meltem Y. (20) ile katil tır sürücüsü Musa U. ambulanslarla kentteki hastanelere kaldırıldı.

Uyuşturucu bağımlılığı almş başını gitmiş


 
Bağımlılık, yalnızca madde kullanımından ibaret olmayan; bireyin ruhsal, duygusal ve sosyal yaşamını derinden etkileyen küresel bir halk sağlığı sorunu olarak büyümeye devam ediyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Medikal Direktörü Prof. Dr. Kültegin Ögel, dünya genelinde yaklaşık 316 milyon kişinin uyuşturucu madde kullandığını aktardı.

23.05.2026 01:30:00
MURAT ÇORBACI
Uyuşturucu bağımlılığı almş başını gitmiş
Uyuşturucu bağımlılığı almş başını gitmiş

Son 10 yılda bağımlılık oranlarında ciddi artış gözleniyor. Özellikle gençler arasında yaygınlaşan bağımlılık davranışları yalnızca biyolojik değil; psikolojik, travmatik ve sosyal boyutlarıyla ele alınması gerektiğini vurguluyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Medikal Direktörü Prof. Dr. Kültegin Ögel; Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi'nin (UNODC) 2025 Dünya Uyuşturucu Raporu'na göre dünya genelinde yaklaşık 316 milyon kişinin uyuşturucu madde kullandığını aktardı.

Prof. Dr. Ögel, Türkiye'deki tabloya da dikkat çekiyor. Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi (TUBİM) verilerine göre bağımlılık nedeniyle tedavi başvuruları her yıl artış gösterirken, davranışsal bağımlılıklar, dijital bağımlılık ve madde kullanımına bağlı ruhsal sorunların giderek daha erken yaşlarda ortaya çıktığını belirtiyor.

Farklı terapiler var

Uzmanlara göre bağımlılık tedavisinde yalnızca fiziksel arınma yeterli olmuyor. Duyguların ifade edilmesi, travmaların işlenmesi ve bireyin kendisiyle yeniden sağlıklı bağ kurabilmesi tedavinin en kritik aşamalarından biri olarak görülüyor. Bu noktada ise sanat terapisi, bağımlılık tedavisinde dikkat çeken destekleyici yöntemlerden biri olarak öne çıkıyor.

Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu Beyza Selvi, bağımlılık sürecinin yalnızca madde kullanımından ibaret olmadığını, aynı zamanda yoğun duygusal çatışmalar ve baş etme güçlükleriyle ilişkili çok boyutlu bir süreç olduğunu belirtti. Selvi, sanat terapisinin özellikle sözel ifade konusunda zorlanan bireyler için önemli bir alan açtığını ifade ederek önemli noktanın altını çizdi: "Bağımlılık sürecindeki bireyler çoğu zaman ifade etmekte zorlandıkları yoğun duygular yaşayabiliyor. Sanat terapisi, bireyin duygu ve düşüncelerini resim, renk, şekil ve semboller aracılığıyla dışa vurmasını sağlayarak sözel olarak ulaşılması güç alanlara temas edebiliyor." 

Bir gecede üniversite kapatılan bir ülkede her şey olur!


 
Cumhurbaşkanlığı kararıyla faaliyeti durdurulan İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde belirsizlik ve endişe hakim. Endüstriyel tasarım bölümünden bir son sınıf öğrencisi, "İnsan, bir gecede bir üniversite böyle kapatılabiliyorsa daha neler olabileceğini düşünüyor" dedi!

23.05.2026 00:37:00
Haber Merkezi
Bir gecede üniversite kapatılan bir ülkede her şey olur!
Bir gecede üniversite kapatılan bir ülkede her şey olur!

Cumhurbaşkanlığı kararıyla faaliyeti durdurulan İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde belirsizlik ve endişe hakim. Öğrenciler, böyle bir kararın sınav haftası devam ederken alınmasının akademik takvimlerini aksattığını ve kafa karışıklığına yol açtığını söyledi.

Öğretim görevlileri ise yöneticiler tarafından yeterli açıklama yapılmadığını, bunun karmaşaya yol açtığını ifade etti. Endüstriyel tasarım bölümünden bir son sınıf öğrencisi, "İnsan, bir gecede bir üniversite böyle kapatılabiliyorsa daha neler olabileceğini düşünüyor" dedi!

Öğrenciler, Cuma günü 14:00'te kararı protesto etmek için Bilgi Üniversitesi'nin Santral kampüsünde toplandı. Bilgi Üniversitesi'nde bazı hocalar dersleri ve sınavları iptal etti. Bazı hocalar ise eğitim faaliyetlerini devam ediyor!

Uzmanından gençlere kritik uyarı!


 
Gençlik denildiğinde aklımıza bitmeyen enerji ve hareketlilik geliyor. Peki gençlikteki enerji hiç azalmıyor mu? Bugün birçok genç "Nasıl olsa ileride toparlarım" düşüncesiyle uyku düzenini, beslenmesini, fiziksel aktivitesini ve stres yönetimini ihmal ediyor. 

23.05.2026 00:33:00 / Güncelleme: 23.05.2026 00:42:20
MURAT ÇORBACI
Uzmanından gençlere kritik uyarı!
Uzmanından gençlere kritik uyarı!

Gençlik denildiğinde aklımıza bitmeyen enerji ve hareketlilik geliyor. Peki gençlikteki enerji hiç azalmıyor mu? Bugün birçok genç "Nasıl olsa ileride toparlarım" düşüncesiyle uyku düzenini, beslenmesini, fiziksel aktivitesini ve stres yönetimini ihmal ediyor. Oysa modern longevity (uzun ve sağlıklı yaşam) yaklaşımı, biyolojik yaşlanmanın temellerinin çok daha erken yıllarda atıldığını gösteriyor.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, kas sağlığının yalnızca sporcular için değil, uzun ve sağlıklı yaşam açısından her birey için kritik olduğunu vurguladı. Dr. Ertürk, özellikle genç yaşta oluşturulan kas rezervinin ilerleyen yaşlarda büyük önem taşıdığını belirtiyor ve "İnsan vücudu yaklaşık 30'lu yaşlardan itibaren kas kaybetmeye başlayabiliyor. Bu nedenle gençlik döneminde oluşturulan güçlü kas yapısı; metabolik sağlığı, dengeyi, hareket kabiliyetini ve yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Bugün yapılan direnç egzersizleri, aslında gelecekteki hareket özgürlüğüne yapılan yatırım anlamına geliyor" ifadelerini kullanıyor.

Dr. Halil Ertürk, sağlıklı yaşamın temel taşlarını şöyle sıraladı:
1. Düzenli fiziksel aktivite: Düzenli hareket etmek, kalp-damar sağlığını desteklerken metabolizmanın daha verimli çalışmasına yardımcı oluyor.
2. Aerobik ve direnç egzersizleri: Aerobik egzersizler dayanıklılığı artırırken, direnç egzersizleri kas kütlesini koruyarak ilerleyen yaşlarda hareket kabiliyeti ve metabolik sağlığın sürdürülmesine katkı sağlıyor.

3. Kaliteli uyku: Yeterli ve kaliteli uyku, bedenin kendini onarmasını destekliyor; bağışıklık sistemi, hormon dengesi ve beyin sağlığı üzerinde doğrudan etkili oluyor.
4. Gerçek gıdaya dayalı dengeli beslenme: Sebze, meyve, kaliteli protein ve sağlıklı yağlardan oluşan dengeli beslenme modeli; inflamasyonu azaltarak metabolik sağlığın korunmasına yardımcı oluyor.

5. Stres yönetimi: Kronik stresin kontrol altına alınması, stres hormonlarının vücut üzerindeki yıpratıcı etkilerini azaltarak hem zihinsel hem fiziksel sağlığı destekliyor.
6. Tütün ürünleri, alkol ve toksik maruziyetlerden uzak durmak: Sigara, yoğun alkol tüketimi ve çevresel toksinlerden uzak durmak; hücre hasarını ve oksidatif stresi azaltarak sağlıklı yaş alma sürecine katkı sağlıyor.

Ankara'da tırda 228 ruhsatsız tabanca ele geçirildi

Ankara'da polis ekiplerince şüpheli bir tırda yapılan aramada 228 ruhsatsız tabanca ele geçirildi.

22.05.2026 20:01:00
İhlas Haber Ajansı
Ankara'da tırda 228 ruhsatsız tabanca ele geçirildi
Ankara'da tırda 228 ruhsatsız tabanca ele geçirildi
Ankara'da polis ekiplerince şüpheli bir tırda yapılan aramada 228 ruhsatsız tabanca ele geçirildi.

Alınan bilgilere göre, Ankara Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri şüpheli bir tırı Kahramankazan'daki gişelerde durdurdu.

Tırda yapılan aramada 228 ruhsatsız tabanca ve çok sayıda tabanca parçası ele geçirildi. Gözaltına alınan tır sürücüsü Ö.A., emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildiği adli makamlarca tutuklandı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.