logo
24 MAYIS 2026

Kendi paramızı devreye koymak

11.03.2005 00:00:00
Gazetemizin okurlarından Kürşat Bey ekonomi ile ilgili bazı sorular sormuş ve yorumlar yapmış.

Öncelikle ilgi ve alakasından dolayı kendisine saygılarımı sunuyorum.

Özetle Kürşat Bey, kendi paramızı basmamız, bunun neye karşılık basılacağı, kamu kuruluşlarının işletilmesi ve borç alma gibi konular üzerinde durmuş.

Kürşat Bey para basma olayını 80'li yılların popülist politikalarına benzetmiş.

Öncelikle şunu ifade etmeliyiz ki, para basma uluslararası iktisat kurallarının öngördüğü ve bağımsız ülkelerin uyguladığı önemli bir haktır.

Bir ülkenin ekonomik bağımsızlığı para basmasıyla doğru orantılıdır.

Burada önemli olan "basılan paranın karşılığı var mıdır, yok mudur?" meselesi.

Yine uluslararası iktisat kurallarına göre bir devletin emisyon hacmi Gayrı Safi Milli Hasıla(GSMH)'sının üçte biri oranında olması gerekmektedir.

Ülkenin piyasasında bu orandan az para bulunursa para darlığı ve ona bağlı olarak tüketim daralması yaşanır, çok para bulunursa aşırı bir enflasyon olur.

Yani azı da zarar, çoğu da.

Ülkemizde bu oran şu anda yüzde 3-4 civarındadır.

Ülkeyi vücuda benzetirsek, şu anda vücutta kan yok denecek kadar azdır.

Piyasada para yoksa bu açığı mutlaka bir şeyler doldurur, yoksa ekonomi tamamen çöker.

Eğer bu açığı kendi paramız ile kapatabilirsek, ekonomi sağlıklı bir yapıya girer.

Eğer bu açığı kendi paramızla kapatmazsak, bu açığın yerine maliyeti çok fazla olan ve maliyet enflasyonunun temel sebeplerinden biri olan yabancı para ve plastik para, yani kredi kartları devreye girer. Bu da ekonomiyi yavaş yavaş çökertir.

Yabancı paranın bize maliyeti sadece kur değeri değil, aynı zamanda ekonomimize yüklediği yüksek faizidir. Şu anda topladığımız bütün vergiler borcumuzun faizini bile karşılayamıyor.

Plastik paranın maliyeti ise yıllık bazda yüzde 100'lerden, yüzde 200'lere kadar varmaktadır.

Yani zaten hakkımız olan, GSMH/3 olması gereken emisyonumuzu Merkez Bankasını kullanarak değil, bize ait olmayan paralarla kapatıyoruz. Bu sizce ne kadar mantıklı?

Bu orana kadar para basmak hakkınız ve karşılığı da şu an döviz ve plastik para olarak zaten var. Karşılığı olduğundan dolayı para basma enflasyon da oluşturmaz, bizzat faiz yükünü azaltacağından enflasyonun düşmesini bile sağlar.

Peki, gelişmiş ülkeler bu haklarını kullanıyorlar mı? Tabii ki kullanıyorlar, zaten kullanmamak enayilik olur.

ABD ve AB ülkeleri hakları olan bu oranı sürekli muhafaza etmekteler. Hatta ABD, sadece GSMH'nin yüzde 30'u oranında kalmayıp, yüzde 100 oranında para basmakta ve yüzde 70 oranındaki bu farkı yurt dışına pompalamakta.

Buradaki ABD'nin yüzde 70'lik emisyonu çok ilginçtir. ABD öncelikle ülke sınırları dahilinde GSMH/3 oranını muhafaza etmektedir ve ülkesine toplu sıcak para girişine müsaade etmemektedir. Yüzde 70'lik basılan dolar ise başka ülkelerde karşılığını bulmaktadır.

ABD, kağıdını boyayıp dolarını basıyor, o 10 sente mal olan dolar geliyor, Türkiye'de bir şirket alarak karşılık buluyor veya toprağını, bor madenini, petrolünü satın alarak karşılığını buluyor.

Sen üretiyorsun, bu üretim karşılığında hakkın olan parayı basmayınca adam gelip senin üretiminin karşılığında para basma hakkını kendinde görüyor.

Böylece ABD parasını dünya parası olarak muhafaza edebiliyor.

ABD kadar olmasa da AB ülkeleri de avro'sunu benzer şekilde kullanıyor.

Şimdi soruyorum, ABD ve AB ülkeleri bu haklarını fazlasıyla kullanıyor problem olmuyor da biz kullandığımızda mı problem oluyor?

Türkiye 22 yıldan beri para basma hakkını kullanmamaktadır.

Peki, 22 yıl öncesini nasıl değerlendiriyorsunuz diyebilirsiniz.

Öncelikle belirtmeliyiz ki, para basma hakkımızı doğru ölçülerde kullandığımız dönem 1923-1938 yılları arası yani Mustafa Kemal Atatürk'ün Duyunu Umumiye borçlarının tamamını ödediği ve ülkemizi birçok alanlarda şaha kaldırdığı dönemdir.

1938 yılından sonra günümüze kadar uygulanan ekonomik ve siyasi politikalar yabancıların kontrolünde gelişmiştir. Para da bassak kontrolü bizde olmamıştır.

Atatürk'ün bu yıldan önce oluşturduğu milli ekonomik hamleler, sonraki siyasilerin Batı ülkelerine ve IMF'ye teslim olan politikaları yüzünden erimiş gitmiştir.

Batılıların bize yaptığı tavsiyeler sonucunda 1938'de 0 olan borcumuz, bu gün 320 milyar dolar seviyesine gelmiştir.

Atatürk zamanında zarar eden kamu işletmesi yoktur, çünkü milli politikalar yürütülmektedir.

Ülkemiz üzerinde hesapları olan Batılılar, kamu işletmelerini zarara uğratacak, verimsiz kılacak, böylece devletimizin gücünü zayıflatacak, millet nezdinde devletin imajını zedeleyecek tavsiye ve taleplerini siyasilerimize uygulattılar.

Gelinen noktada ABD, AB ve IMF'ye teslimiyetin zirvesini yaşayan AKP hükümeti, yıllarca oynanan bu oyunların neticesi olarak stratejik olan kamu kuruluşlarının kar edenlerini yabancılara peşkeş çekmekte, zarar edenlerini -ettirilenleri de diyebiliriz- kapatma yoluna gitmektedir.

IMF ve AB politikalarına teslim olduktan sonra para bassanız da zarar -çünkü adamlar sana bu parayı gerekli yerlerde kullandırmazlar, yatırım ve işletme yerine, park ve bahçe yapımında kullandırırlar-, para basmasanız da zarar.

Çünkü bu noktada yaptığınız temel hata uygulamalarınızdan ziyade, bu uygulamayı kimin, ne için istediğidir.

AB ve IMF'nin taleplerinin hakkımızda hayırlı olmadığını herhalde söylememize gerek yok, çünkü 0 borçtan 320 milyar dolara varan bir borç söz konusu.

IMF ise ekonomimizi bütün dünyaya örnek gösteriyor.

IMF'nin görevi ülkeleri sömürmek ve batırmak olduğu için herhalde "Bakın bir ülke ekonomisini nasıl batırdım" diye örnek gösteriyor, Ajan Humpher'ın Osmanlı'yı nasıl çökerttiğini anlatması gibi.

Güçlü devlet ve güçlü millet anlayışıyla, hakkımız olan her şeyi layıkıyla kullandığımız milli bir ekonomik modele ihtiyacımız var.

Ülkemizde böyle bir modeli olan tek lider Prof. Dr. Haydar Baş Bey'dir. Milli Ekonomi Modeli'nde ortaya koyduğu çözümlerin içerisinde orijinal fikirler mevcuttur ve bu kapsamda da dünyada da ilktir.

Şu an ABD, AB, Japonya ve Çin ekonomilerinde de ciddi sıkıntılar mevcuttur.

Haydar Bey'in modeli sadece ülkemizin değil, bütün dünya ülkelerinin de, uyguladığı takdirde, problemlerini ortadan kaldırabilecek çözümleri barındırmaktadır.
 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.