HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 16 MAYIS 2021, PAZAR

Kuzey Kıbrıs'ı ne zaman kaybettik?

23.05.2001 00:00:00
Avrupa, artık Kıbrıs konusundaki niyetini gizlemiyor. AB Parlamentosu'nun "Kıbrıs'taki Türk askeri işgalcidir" kararı çuvala sığmayacak biçim almıştır. Yerli AB bağımlıları da bu beyanları örtmeye çalışmıyor; hatta bazan denk geldiğinde 'Verelim, kurtulalım' bile deyiveriyorlar. Geçen hafta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, 1974 Barış Harekâtı'na Rumların haklarını ihlal ve gasp olarak hükmetmesi ise işin cabası.

Bu arada Güney kesimin AB'ye üyeliği de yoğun biçimde gündemde tutuluyor. Kıbrıs'ın güneyi ile kuzeyi arasındaki fertlerin, yıllık milli gelir oranlarındaki açık da güçlü bir inkültürasyon argümanı olarak kullanılmaya devam ediliyor. Bütün bu enformatik bombardımanların altında Kıbrıs Türk'ünün kendini bu zamana kadar koruması dahi büyük başarı. Ama görünen şu ki Kıbrıs da her bakımdan dibe vurdu.

Kıbrıs'lı kardeşlerimiz gerçekten bu havuç-sopa manevralarından kendilerini, benliklerini ve vatanlarını nasıl koruyacak?

Eğer biz, bu sorunun cevabını bugün değil de 1974'te düşünmüş olsaydık, Kıbrıs'ta işimiz çok kolaydı. Ama bugün korkarım öyle değil. Mütareke basınının masaüstü mavalları, Kıbrıs'taki Türk vatandaşların Rum pasaportu almak için sıraya girdiği şeklinde yoğunlaşıyor ve aslında bu haberler 'Siz, daha Rum pasaportunuzu almadınız mı?' gibi bir telkını içeriyor... Doğrudur. Ama bu durumun doğruluğu bizim Kıbrıs'taki yanlış politikalarımızı görmemizi engellememeli.

Önce şu sorunun cevabını bulalım; biz, şimdiye kadar Kıbrıs'taki Türk kardeşlerimizin öz kimliklerini korumak ve güçlendirmek için ne yaptık?

Hiçbir şey... Üç-beş tane kendisi himmete muhtaç Diyanet görevlisi göndermek, Ramazan'daaan Ramazan'a uğramak dışında adım atmadık. Hatta misyonerlerin orada cirit attığı kadar biz hava bile atmadık. Dinlerarası diyalogcuların 'Hristiyanlık da ilahi bir din, Rumlarla aranızda gerçekten farkınız yok' propagandası kadar, oranın bin yıllık dinini yani dinimizi ve geleneklerimizi anlatmadık. Yaşatmadık. Dahası Türkiye'de yaptığımız gibi, Moon'dan beslenenleri yahut Vatikan'ın sütüyle semirenleri din adına konuşturduğumuz, imkan tanıdığımız, güya brifinglerinden istifade ettiğimiz gibi, orada da insanımızı din kisvesine bürünmüş İngiliz sempatizanlarının kucağına itmek dışında bir iş yapmadık. Yaptık mı?

Samimiyetle soruyorum; oradaki Türklerle Rumları birbirlerinden ayıran ana esası görebildik mi? Göremedik. İslam dinine karşı olan duyarsızlığımız, gözlerimizi kör etti. Hatta gözlerimizi korku bürüdü; oranın ihtiyacı olan dini 'irtica' diye belledik. Neticede bugün Kıbrıs'lı kardeşlerimiz Kelime-i Şehadeti yani "Eşhedü ella ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasûlüh/Ben şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve Hz Muhammed O'nun kulu ve rasulüdür" demeyi dahi becermekte zorlanıyor. Orada Allah Allah nidalarıyla binler şehit verdik, ama şehitlerin mübarek dudaklarının terennüm ettiği manayı oraya taşıyamadık. İşte biz Kıbrıs'ı burada kaybettik.

Evet, 1974'te Kıbrıs'ta toprak kazandık ama aynı nispette insanımızı kazanamadık. Yavruvatan'da manzara bu iken anavatanda durum farklı mı? Değil... Maalesef bugün Türkiyemiz de aynı fasit dairede dönüp duruyor.

Toplumumuzun benliğini ve kimliğini gözardı eden bu yanlış yaklaşım, son dönemde Kıbrıs'ta en üst noktaya kadar tırmandı. Hiç yeri ve zamanı değil iken üniversitelerde başörtüsü problemi üretildi ve yasak getirildi.

"Ocak 2001'in son Çarşamba'sında, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş başkanlığında Başbakan Derviş Eroğlu, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Mehmet Altınay, KKTC'deki üniversitelerin öğretim üyeleri ve üst düzey yetkililer bir toplantı yaptı. Masaüstüne başörtüsü geldi... Konuşuldu, tartışıldı. Bakan Altınay, eğitim kurumlarında dini çağrıştıran yaklaşımlar olmamasına dikkat çekti.

Her ne kadar KKTC'deki Yüksek Öğretim kurumlarında başörtüsünün yasaklanması ile ilgili bir kanun maddesi veya yargı kararlarına benzer bir karar yoksa da; yasak kararı alındı.

Sorduk, soruşturduk...

Bu başörtüsü yasağı sizin yüzünüzden çıktı, deyip bahane edebilecekleri davalı bir partileri de yok... Dince mukaddes sayılan değerleri, yaşamadığı halde üzerinden pirim toplamak isteyen birileri, anlayacağınız istismar etmek arzusunda olan kimseleri de yok... Yok, yok, yok... Yasağı kendisine ihale edebilecekleri bir kedileri bile yok. O halde bu yasak niye?"

Ben, tam beş aydan beri bu sorunun cevabını bulmaya çalışıyorum. Aklına güvendiğim insanlara soruyorum, soruşturuyorum. Ama bir izah, bir cevap bulamıyorum... Bulan varsa lütfen bana bildirsin.

İşte bu sorunun cevabındaki çıkmaz, Kıbrıs'taki çıkmazımızdır.

Kıbrıs'ı nerede kaybettiğimizi kestiremezsek, bu saatten sonra nerede ve nasıl kazanacağımızı da bilemeyiz. O zaman sadece "Kıbrıs'ta AB eliyle Enosis uygulanıyor" diye bağrışmaktan gayri bir adım atamayız. Herhalde bu AB tasmalıları varoldukça Kıbrıs'a bir daha asker de çıkartamayız. Çıkartma yaptığımız yerler ayağımızın altından kayarken yeni bir çıkartmanın anlamı kalır mı?

İş işten geçmeden aklımızı başımıza, imanımızı kalbimize devşirelim; bakın o zaman nasıl çıkış yolları açılıyor, bakın o zaman yanlışlarımızı, Kıbrıs'ı nerede kaybettiğimizi rahatlıkla görebiliyoruz. Gerisi oyalanma... İştah kabartan AB kurtlarına vakit kazandırmadır.
 
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.