HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 15 MAYIS 2021, CUMARTESİ

Ülkesini pazarlayan Başbakan

20.10.2005 00:00:00
Başbakan Erdoğan, artık gizleme gereği duymadan, dil sürçmesi olarak telakki edilmesini önlemek için de "açık ve net olarak" bütün dünyaya duyuruyor ki; "Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim." Erdoğan pazarlamadaki maharetini ortaya koyduğu konuşmasında şunları söylüyor:"Ülkemde yatırımların yapılmasını teminen dünyanın bütün girişimcileri ile her yerde görüşürüm. Çünkü ben ülkemi adeta pazarlamakla mükellefim, kusura bakmayın. Bunu, sayın Bush'tan tutun, Almanya'nın, Fransa'nın, bütün avrupa ülkelerinin başbakanlarına varıncaya kadar yapıyor." Erdoğan'ın değişim sürecinde, Batı'ya entegrasyon sürecinde "ülkemi pazarlamakla mükellefim" çizgisine geleceğini doğrusu tahayyül bile edemezdik. Erdoğan, "kusura bakmayın" diyor ama, biz kusura bakacağız. Çünkü ortada kusur ötesi bir vahim durum var. Bugüne kadar bu ülkede başbakanlık yapan hiç kimse "benim görevim ülkemi pazarlamaktır" şeklinde feci bir ifade kullanmadı. Çünkü bu ülkenin vatandaşları iktidara getirdikleri şahsa "bu ülkeyi pazarla" diye oy vermiyorlar. Tam tersine "bu ülkenin pazarlanmasına mani ol" diye oy veriyorlar. Pazarlamacının yaptığı iş bellidir. Elinde bir mal vardır. Bu malın fiyatını, kalitesini, vadesini dili döndüğünce anlatarak, överek, "mal"ını karşı tarafa "satmak" ister. Yani pazarlamacı "satıcı"dır. Başbakan'ın, "yatırımların yapılmasını teminen ülkemi pazarlamakla mükellefim" itirafı, pazarlama tekniğinin "ülkeye" uyarlanması açısından bizi oldukça endişeye sevkediyor. Mal pazarlanır, tamam ama ülke mal değildir. Ülkeye yani vatana mal olarak bakarsanız, çok yanlış bir çıkmaza saplanırsınız. Bu pazarlama içine; "ülke topraklarını, gayr-ı menkulleri, turistik beldeleri, limanları, havaalanlarını, en güzide kamu yatırımların v.s." sokarak çok yanlış bir pazarlama stratejisi içine girmiş olursunuz. Sayın Başbakan'ın yapması gereken, bu ülkeyi pazarlamak değildir. Bu ülkede, insanımızın, kendi emeğimizin, kendi teknolojimizin, kendi sermayemizin gücüyle ürettiğimiz mamullerin pazarlanmasına baş koymaktır. Erdoğan deseydi ki, "ben bu ülkede daha çok fabrika, daha çok üretim, mal üretimi için seferberlik ilan ettim. Üretim... Üretim... Üretim... Ben ve bakanlar kurulu üyelerim, ürettiğimiz mamulleri bütün dünyaya pazarlamak için atağa kalkacağız..." işte o zaman Başbakan eli öpülesi bir iş yapmış olurdu. Ama Erdoğan böyle demiyor: "Yabancı yatırımlar için ülkemi adeta pazarlamakla mükellefim" diyor. TBMM'den 2004 yılında çıkan "yabancı yatırımı doğrudan teşvik" yasasından sonra "yabancı yatırım denen" şeyin nasıl Türkiye'de yüzbinlerce dönüm toprak satın aldığını, en güzide maden rezervlerimizi nasıl beş kuruş dahi vermeden ele geçirdiklerini çok iyi bildiğimizden, Erdoğan'ın "yabancı sermaye gelsin diye ülkeyi pazarlıyoruz"  şeklindeki acı ve tarihi itirafı bizi yürekten yaralıyor. Bu "değişim" denilen olgunun geldiği faciayı görmemize çok iyi yardımcı oluyor. Kaldı ki, Sayın Erdoğan, "Amerika da, Almanya da, Fransa da bizim gibi yapıyor" demekle gerçekleri yansıtmıyor. Çünkü o ülkeler, yılların birikimleri olan kamu yatırımlarını yabancı sermaye gelsin diye pazarlamıyor. Batı'da devlet, yabancı sermayenin ancak belli oranlarda girmesine izin verir, belli bir noktadan sonra "dur" der. Fransa'da yabancılara %20'den fazla hisse satışı yasaktır. İngiltere'de %10'dan fazla hisse satışı yabancılara yapılamaz. Yine Fransa'da, bünyelerinde 1.5 milyon işçi çalıştıran 2498 devlet şirketi vardır. Bu şirketlerin 17'si tarım, 345'i endüstri ve 2140'ı ticaret, ulaşım, finansman, sigorta ve hizmet sektöründe faaliyet göstermektedirler. Tarımda ONF, otomotivde Renault, havacılıkta Air france, Aeroport, demiryollarında SNCF, bankacılıkta GAN, AGF ve Banque de France, iletişimde La Poste, France Telecom, Radio France, France 2 ve 3 devlet şirketleridir (M. Aydoğan, Bitmeyen Oyun, sf.305). Başbakanın örnek verdiği Fransa, "kamu yatırımlarına, tarımdan Telekoma kadar, sonuna kadar sahip çıkmaktadır." Keza Almanya'da da durum aynıdır. Sadece Batı'daki kamu kuruluşları Alman hisse senetlerinin %7'sini elinde tutabilir. Alman Hava Yolları Lufthansa'nın %52'si devlete aittir. Aşağı Saksonya'da Volkswagen'in %20'si devletindir. Demiryolları (Bundesbahn) ile iletişimin (telekom) önemli bölümü devletindir. Alman Merkez Bankası piyasalara tam hakimdir.1991 yılında İtalyan Pirelli, Almanya'nın en büyük araba lastiği firması olan Continental A.G'yi almaya giriştiğinde, Alman devletinin engeliyle karşılaştı. Almanya'nın üst düzey sanayicileri bir araya gelerek bu satışa karşı çıktılar. Deutsche Bank karşı çıkışı örgütledi. Bir çok büyük Alman şirketi biraraya gelerek Continental A.G.'yi aldılar. Almanya kendi srtatejik şirketini pazarlatmadı. Devletin ekonomideki payı Almanya'da % 49, Fransa'da 54, pazarlanan Türkiye'de ise % 24'tür.Yani Erdoğan gibi "yabancı yatırımlar için ülkeyi pazarlamakla mükellef" bir başbakan ne Fransa'da, ne Almanya'da ne de başka bir yerde mevcutur.
 
Misafir Kalem (B) / diğer yazıları
Megadentist



Senteks
Panax nedir
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.