Hükümet için 2010 yılına kadar dış politikada her şey gülistandı. ABD ile kadim dosttular. Rusya ile anlaşmalar peş peşe yapılıyordu. Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Hollanda, Avusturya gibi Avrupa ülkeleri ile bir sıkıntı yoktu. AB süreci tam tıkır işliyordu.
Mısır, Tunus, S. Arabistan, Yemen, Suriye, Katar, Kuveyt, BAE gibi Ortadoğu ülkeleri ile de dostane görüşmeler, sevgi, kardeşlik, iş birliği mesajları yayınlanıyordu.
İç politikada da tablo benzerdi. Her şey istenildiği gibi gidiyordu. Ergenekon ve Balyoz süreçleri ile adeta Türkiye’nin düşmanını bulduk ve hak ettiği cezaları verdik mesajları yayınlanıyor. 
Partiler arasında bildik tartışmalar yaşanıyor, hükümet istediği her kanunu çıkarıyor, seçim ve referandumlarda istediği sonucu alıyordu. 
Ekonomideki rakamlarda hükümetin istediği şekilde gelişiyordu. Negatif gerçekleşen rakamlara iyi bir kılıflar bulunup pozitife çevriliyordu. 
2010 yılında sonra rüzgarlar ters esmeye başladı. Özellikle hükümetin Suriye duruşu, Türkiye ile İran ve Rusya’nın arasına girdi. Yaşanan süreci biliyorsunuz ve şimdi İblid konusunda her an Rusya ve İran ile karşı karşıya gelebiliriz. 
ABD ile de ipler kopmuş gibi gözüküyor. İsrail, 10 yıl sonra tekrar düşman ilan edildi. AB ülkelerinin tamamı ile birden fazla konularda sıkıntı yaşıyoruz. Yunanistan, adalarımıza bayrak çekti. Mısır, Tunus, Arap Emirlikleri gibi ülkelerin tamamı ile ipler koptu. Kısaca yalnızlaştık. 
Hükümet çok gayretli çalışmasına rağmen ekonomideki açıklara bulduğu kılıfları vatandaşa kabul ettirmekte zorlanıyor. Devlet ve milletin borcu artı FETÖ restleşmesi, 17-25 Aralık süreci, yolsuzluk iddiaları ve dünya kamuoyu önünde açılan davalar hükümeti zorluyor. 
Hükümet bu iki açığı iç politikada yaptığı söylem, hedef gösterme, dünü karalama, dünden bugüne ve 15 Temmuz’da güncellenen mağduriyet senaryoları hatta biz de hata yaptık, söylemleri ile kapatmaya, milletten alkış almaya çalışıyor. 
Mesela en çok alkış alan konuların bazıları şöyle; Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Kemal Kılıçtaroğlu, CHP, CHP’li belediyeler, yerli ve milli kavramları üzerinden gelen ve gideni eleştirme.
Diğer taraftan kitaplardan hazırlanmış mükemmel insan, liderlik vasıfları madde madde dillendirilip, ben böyleyim, diye de özelleştirilerek milletin gözünde sanal bir kahraman yaratma çabası da var.
Laf ile peynir gemisi yürümez ama Türkiye herhalde gemi olmadığı için yürütülüyor. Ama nereye kadar? Hükümet bir yerlerden medet mi bekliyor? Veya ne yapmaya çalışıyor? 
Geçenlerde şöyle bir hikaye okudum. Hükümetin halini anlatan cinstendi;  “Sultanın biri, iki adamı ölüme mahkum etmiştir. Mahkumlardan birisi, Sultanın atını ne kadar düşkün olduğunu ve sevdiğini bildiği için Sultana, hayatını bağışlarsa, bir yıl içinde ata uçmayı öğretebileceğini söylemiş. 
Kendini dünyadaki tek uçan ata binerken hayal eden Sultan, bu teklifi kabul etmiş.
Diğer mahkum inanmayan gözlerle arkadaşına bakmış ve ‘atların uçamayacağını biliyorsun. Nasıl olup da böyle delice bir fikirle attın ortaya? Yalnızca kaçınılmazı geciktiriyorsun o kadar.’ Demiş.
Ata uçmayı öğretirim, diyen mahkum cevap vermiş; Bu teklifimle kendime dört şans veriyorum; Birincisi: Sultan bu yıl ölebilir. İkincisi: Ben ölebilirim. Üçüncüsü: At ölebilir. Dördüncüsü.  Belki ata uçmayı öğretebilirim.”
Hükümetin hemen her konudaki açıklamaları hep yarına dönük. Haliyle aklıma kendine şans mı arıyor, sorusu geliyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.