…(Dünden devam) 
Evet, Osmanlı Devleti 1883 tarihinde yeni bir toprak kanunu çıkardı. Bu kanun ile daha önce çıkarılan toprak kanununa sınırlama getirilerek, Osmanlı Devleti’nin izni olmadan milliyetini değiştiren Yahudilere ve başka bir devletin vatandaşı olan Yahudilere toprak satılamaz, hükmü konuldu.  
Bu kanundan sonra Avrupa ve Amerikan vatandaşı olan Yahudiler, Filistin’de toprak satın alma haklarını kaybettiler. Fakat Osmanlı Yahudileri üzerinde böyle bir sınırlama yoktu. 
Osmanlı Yahudileri toprak alımı konusunda yabancı uyruklu Yahudilere yardım ettiler. Görünürde senetler, Osmanlı vatandaşı olan Yahudiler adına düzenlenirken gerçekte, mülkiyet yabancı uyruklu Yahudilere ait oluyordu. 
Bu şekilde kolonileştirme süreci devam etti. 1896’da Rothschild ve Baron Hirsch'in kurduğu Yahudi Kolonizasyon Birliği ve Siyon Aşıkları gibi kişi ve kuruluşların çalışmaları neticesinde Yahudilerin, Filistin’e göçü hızlandı.
1897 yılında Basel’de toplanan I. Siyonist kongresinde dünyadaki tüm Yahudilerin, Filistin’e getirilmesi ve Filistin topraklarında Yahudi devleti kurmak değil Yahudilere bir vatan oluşturma ile ilgili kararlar alınmış ve bu konuda Avusturyalı gazeteci Theodorl Herzl işin başına geçmiştir.
II. Abdülhamid ile iki defa bu konuda görüştüğü söylenen Herz, Osmanlı borçları karşılığında Filistin coğrafyasının kendilerine verilmesini isteğini ll. Abdülhamid ret etmiştir.
Ancak dönemin şartları II Abdülhamid’i, Yahudilerle antlaşmaya götürdü. 5 Şubat 1892’de II. Abdülhamid, Theodorl Herzl’i yeniden saraya çağırdı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun kapılarını Yahudilere açmaya hazır olduğunu söyledi. Ama bazı şartları vardı;
1- Gelecek olan Yahudiler, Osmanlı İmparatorluğuna gelmeden önce “Osmanlı uyruğunu” kabul edeceklerdi.
2-  Yahudi halkı nereye isterse oraya yerleşebilecekti fakat Filistin toprakları hariç.
Yahudiler bu şartları kabul ettikleri takdirde Yahudi bankerler, Osmanlı borçlarını yeniden yapılandıracaklar, bunun karşılığında ise madenlerin işletilme hakkına sahip olacaklardı. Mevcut madenler ve yeni maden ocakları Yahudiler tarafından işletilebilecekti. 
II. Abdülhamid’e göre Yahudi bankerlere borçlu olmak, büyük güçlere borçlu olmaktan kat be kat daha iyiydi. Yahudiler herhangi bir devletin koruması altında olmadığından ya da bir devletleri olmadığından, Yahudi bankerlere borçlu olmak, Osmanlı Devleti açısından bir tehdit oluşturamazdı.
Herzl’den sonra Yahudilerin başına geçen Wolfson, 1907 tarihinde yeni bir teklifle İstanbul’a geldi. Teklifi; Kudüs hariç 50.000 Yahudi aile Filistin’e yerleştirilmesiydi.  
Buna ilaveten göç eden Yahudiler, Osmanlı vatandaşlığını kabul edecek ve askeri görevlerini yerine getireceklerdi. Yerleşimlerin nerelere yapılacağına ise hükümet karar verecekti. Bunun karşılığında ise Osmanlı Devleti’ne 2 milyon Pound yardımda bulunacaklardı.
Görüldüğü üzere II. Abdülhamid, Filistin’de Yahudilere toprak satmadı iddiası yalan ve asılsızdır. Abdülhamid yabancı uyruklu Yahudilere toprak satmayacak ama onların, Filistin bölgesine yerleşmesine müsaade ederken Osmanlı uyruklu Yahudilere toprak satışı yapılacaktır.
Özetle, Yahudilileri koruma altına alan, her türlü hak veren ve Filistin coğrafyasına yerleştiren Osmanlı Devleti’dir.
Tarihi biraz okursak bugün fedailiğine soyunduğumuz kişi ve anlayışların neler yaptıkları ortaya çıkacaktır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100