Nisan ayı baharı haber veren tebessümler dağıttığı kadar Birinci Dünya Savaşında en önemli zaferlerden birini Irak’ta İngilizlere karşı kazandığımız ay olması dolayısıyla ayrı bir bahar tadı verir.
Maskeler Düştü adlı son kitabımda bu konuda önemli bilgiler aktarmıştım:
İngiltere’nin Irak harekâtı ‘D Seferî Kuvveti’ adı verilen birlikler tarafından gerçekleştiriliyordu. Bu birlikler savaştan önce Hindistan’da hazırlıklarını tamamlıyor, savaşın başlamasıyla birlikte bölgeye sevk ediliyordu. İngiliz “D Seferi Harekâtı” hızla kuzeye ve kuzeybatıya doğru gelişti. İngilizler, Selman Pak Savaşı’nda yenilene kadar da başarıyla ilerlediler. Kut’ta, Osmanlı ordusu tarafından kuşatılan İngilizlerle, 29 Nisan 1916 gününe kadar yirmiden fazla savaşa girildi.
İngilizler Irak’ın derinliklerine doğru ilerleyip Bağdat’a yaklaşmaya başladıklarında, Selman Pak Savaşı’nda yenildiler ve geri çekilmeye başladılar. Bu çekilme sonucunda 7 Aralık 1915 günü Kut civarında Osmanlı ordusu ile yeniden karşı karşıya geldiler. İngiliz kuvvetlerine General Charles V. F. Townshend kumanda ediyordu. Türklerle çarpışan bu kuvvetlere de ‘Townshend Tümeni’ adı veriliyordu.
Kut civarındaki çarpışmalar 10-13 Aralık günleri de devam etti. 
Türk ordusu, İngilizleri kuşatma altına aldı. 6 Ocak günü kuşatma kuvvetleri komutanlığına getirilen Enver Paşa’nın amcasının oğlu Albay Halil Kut, önce yardıma gelecek İngiliz birliklerini engelleyici önlemleri aldı. Yardım için gelen İngiliz ordusu bu kuşatmayı yaramadı. General Townshend ve emrindekiler inatla direnmelerine rağmen acı son kısa zamanda karşılarına çıktı. Yardıma gelen ve Osmanlı kuşatmasını yaramayan İngiliz generallerinden Aylmar, 25 Nisan’da “artık umut kalmadığını, teslim olmasından başka bir çaresi olmadığını” General Townshend’a bildirdi.
174 gün süren kuşatma, 28 Nisan 1916’da İngiliz ordusunun teslim olmasıyla sonuçlandı. Bu süre zarfında İngilizler 1000 ölü, 7000 yaralı ve 731 de vefat (tifo, skopit, açlık)  nedeniyle insan kaybına uğramış,  5 general, 3000 İngiliz, 7000 Hintli ve 3300 sivil silahları ile birlikte teslim olmuştu.
Teslim olan generallerden Townshend’in Osmanlı tarihindeki gizli ve önemli rolü çoğu kişi tarafından bilinmez.
Esir İngiliz’e, esir olan Osmanlı!
Esir alınıp İstanbul’a getirilen Townshend, Büyükada’ya yerleştirilir. Osmanlı başkentinde emrine verilen hizmetçilerle büyük bir ferah içinde yaşayan İngiliz general, imparatorluğun son günlerindeki siyasi, askeri ve diplomatik gelişmeleri yakından takip eder. Osmanlı siyasi ve askeri bürokrasisi Townshend’i sık sık ziyaret eder, “değerli bilgilerine!” başvurular.
Bu süreçte de Osmanlı idarecileri itilaf devletleriyle yapılacak anlaşma için “esirden yardım ve merhamet dilenme” noktasına gelecekler, Mondros Mütarekesi’nin hangi çerçevede imzalanması gerektiği hususunu “İngiliz Esir Townshend’e” soracaklardı!
Townshend bu konuyu hatıratında şöyle anlatacaktır:
“3 Ekim 1918’de beni telgrafla öğle yemeğine davet eden Mısırlı Aziz Paşa’nın Tarabya’daki köşküne gittim. Yemek arasında meseleyi (İngilizlerle anlaşma meselesi, M.B.) tartışırken gerekli yardımı yapabilmek için bu konuda tam bir özgürlük isteyeceğimi Aziz Paşa’ya söyledim. Gerek Osmanlı Avrupa’sı ve gerekse Türkiye Avrupa’sında toprak iltihak etmemek için İngilizlerden vaat alabileceğimi umduğumu fakat Türkiye’nin Çanakkale’yi açmaları ve İstanbul’un serbest bir liman durumuna getirilmesinin gerektiğini anlattım. Ayrıca Hicaz’ın İngiltere’nin sorumluluğuna verilmesi gerektiğini söyledim.
Bahriye Nezareti’ne atanan, bir arkadaş gibi iyi tanıdığım Rauf Bey’e 15 Ekim’de bir mektup yazarak esaretim sırasında gördüğüm hoş ve şerefli muameleye karşılık olarak, İngiltere ile görüşmelere girişildiği takdirde Osmanlı hükümetine yardım etmeye hazır olduğumu bildirdim.
Bu mektubum Bahriye Nazırı Rauf Bey’in iyi bir dostu olan ve başlangıçta kendisini bana tanıttıran Tevfik Bey tarafından götürüldü.
16 Mart gecesi Tevfik Bey, Mareşal İzzet Paşa’nın tebligatıyla birlikte İstanbul’dan döndü. İzzet Paşa, ertesi gün 2.30’dan sonra beni Bâb-ı Âli’de bekliyordu. Bunun üzerine Tevfik Beyle birlikte İstanbul’a gittim. Beni Büyükada’dan İstanbul’a götüren istimbotun kamarasındayken cep defterime önermekte olduğum şartları kaydetmiştim:
1- Çanakkale ve Karadeniz Boğazlarının İngiliz donanmasına açılması.
2- Irak ve Suriye’de otonomi yönetimi kurulması.
3- Aynı şartların Kafkasya’da uygulanması.
4- Avrupa’daki Türk sınırlarının Londra Anlaşması’nda belirlenerek düzeltildiği gibi kalması.
5- İngiliz ve Hint savaş esirlerinin derhal serbest bırakılması.”  (Maskeler Düştü, Muharrem Bayraktar, sf.23-29)”
Yani sevgili okurlar savaş meydanında hezimete uğrattığımız ve esir adlığımız bir İngiliz generalin yanına gidip, diz çöken Osmanlı bürokrasisi Mondros Anlaşması’nda hangi maddelerin olması gerektiğini bu İngiliz esirin kaleminden dilenerek belirlediler.
Osmanlının dağılması da böylece hızlanmış oldu.
Batının önünde sürekli eğilenlere bir Nisan hatırlatması!
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100