Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Abdullah Bin Zayed, “Araplara ait değerli malları çaldığını, el yazması eserleri İstanbul’a kaçırdığını” iddia ederek Fahrettin Paşa’ya hırsız damgasını vurdu. Dedelerimizin hırsız olduğunu iddia etti.
Bu suçlama karşısında maalesef sözlü cevap vermenin haricinde bir şey yapamadık. Türk hükümeti, Fahrettin Paşa’nın ne büyük bir kahraman olduğunu, Mondros Mütarekesi’ne rağmen Medine’yi teslim etmediğini, şehri kahramanca savunduğunu, vurguladı, hepsi o kadar.
Oysa bir ülke sizi, sizin ecdadınızı hırsızlıkla suçluyorsa buna bir takım müeyyidelerle karşılık vermelisiniz. Abu Dabi’deki büyükelçimizi çoktan geri çekmeli, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Ankara Büyükelçisini dışişlerine çağırarak nota vermeli, bu ülke ile bazı ticari faaliyetleri askıya almalıydık.
Fahrettin Paşa, İngilizlerin ele geçirmek için yoğun çaba harcadığı Medine’yi 2 yıl 7 ay savundu. Bu süre zarfında askerleriyle birlikte çekirge yiyerek hayatta kaldı. 400 yıl can ve mal emniyetini sağladığımız Araplar, Türk askerini aç bıraktılar.
Bu şartlarda Medine-i Münevvere’yi savunan bir kahramana hırsız diyenler aslında kendi hırsızlıklarını gizliyorlar.
Geçtiğimiz mayıs ayında Trump’la buluşan ve kılıç dansı yapan Suudi Kralı Selman, Amerika’yla 350 milyar dolarlık anlaşma imzaladı. Suudiler, Amerika’dan silah ve mühimmat alacaklardı. 200 bin askere sahip bir ülkenin neredeyse Amerikan ordusunun (ABD’nin asker sayısı 1.5 milyon) yıllık askeri harcaması kadar bir silah bütçesiyle Amerika’ya ekonomik olarak teslim olması aslında bir ihanetti.
Fahrettin Paşa ve askerlerinin çekirge yiyerek savundukları kutsal toprakların bugünkü sakinleri, Suudi halkının bütün kaynaklarını Amerika’ya peşkeş çekerek, ülkeyi Amerika’ya teslim ettiklerini ve asıl hırsızlığın ne olduğunu tescilliyordu.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin Bakanı Zayed, elbette bu ihanet karşısında konuşamazdı.
Zira o kendi ülkesinde de bu nevi ihanetlere alkış tutuyordu.
Geçtiğimi ay, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) idi ve başkent Abu Dabi'de yapımı tamamlanan, aynı zamanda Paris'te de bulunan Louvre Müzesi'nin bir şubesinin açılışını yapmıştı.
Sömürünün boyutuna bakın ki, BAE, 30 yıl boyunca sadece Louvre ismini kullandığı için Fransa’ya 525 milyon dolar para ödemeyi kabul ediyordu.
Bitmedi.
Fransa’dan gelen eserlerin güvenliği için de ek olarak 750 milyon dolar ödeyecekti.
Yani bir müze için BAE’nin kasasından çıkacak para, 1 milyar 275 milyon dolar olacak!
Böylesine 'kerizi' bulan Fransa ne yapar?
Kerizin ensesine 'şappalak' diye vurur.
Vuruyor da zaten.
Ve asıl vahim nokta ise şu:
Sağına ve soluna Birleşik Arap Emirlikleri kralını, şeyhleri, prensleri, bakanları ve tabi dışişleri bakanı Bin Zayet’i alan Macron, Abu Dabi’deki müzenin açılışında yaptığı konuşmada, “Burası güzelliğin tapınağıdır” dedi ve ilave etti: “Bu müze, gericiliğe karşı mücadelede bir simgedir.”
Batı literatüründe “gericilik” İslam’a ve Müslümanlara karşı kullanılan bir kavramdır.
Onlara göre Müslümanlar topyekûn gericidir. Medeniyetin beşiği (!) Paris’ten, Abu Dabi’ye gelen pek muhterem medeniyet abidesi Macron Efendi, bir imza ile 1 milyar 275 milyon doları cebe indirdiği “Arapların Birleşik Arap Emirlikleri'nde”, o imzayı atan krallara, prenslere, şeyhlere 'sizi gidi gericiler' demeyi de ihmal etmeyip, onların pis ve onursuz sırıtmaları altında viskisini yudumladı.
Gerici diyerek yüzüne tükürdüğü zevatın arasında, Fahrettin Paşa’ya hırsız diyen BAE’li bakan Bin Zayed de vardı.
Ülkesinin milyar dolarlarını bir imza ile Fransa’ya peşkeş çeken bir Arap densizi, yüzüne karşı “gerici” diye tüküren Macron’nun tükürüğünü “çok şükür” diyerek silen Arap densizi, Fahrettin Paşa’ya hırsız demiş! 
Hırsızın da arsızın da kim olduğu ortada değil mi?
Son söz:
AKP çevrelerinin Fahrettin Paşa’ya sahip çıktığını görünce hatırlatalım istedik, Paşa’ya sahip çıkmayan kişi Vahdettin’di. O’nun teslim olması için aracılar, heyetler gönderdi. İngilizlere teslim olmasını rica etti.
Fahrettin Paşa, Vahdettin’e sonuna kadar direndi. Kendisine saldıran askerlerce zorla teslim alınıncaya kadar Medine’yi korudu.
Esir alınıp Malta’ya gönderildi. Esaretten kurtulup Türkiye’ye döndüğünde hemen Mustafa Kemal’in yanına koştu. Gazi, O’nu Afganistan’a elçi olarak tayin etti.
Yani, Vahdettin’in “sattığı” Fahrettin Paşa’ya Mustafa Kemal sahip çıkmıştı!
Hadi bakalım, siz de Gazi Paşa’ya sahip çıkın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Akçakoca 2017-12-26 21:40:47

Allah razı olsun eline yüreğine kalemine sağlık saygılar muharrem hocam.

Avatar
Mustafa sahin 2017-12-26 13:53:48

Btp kadrolarının tarih bilincine hayranım biz tarihi sizden öğreniyoruz insallah sizide susturmaya kalkmazlar bir milyon ajanın olduğu yerli işbirlikçilerin olduğu anadoluda hala siz varsanız Allah sizi koruyor demektir Allah btp kadrolarını korusun.

banner137