Türkiye’nin yaşadığı bunca sorunu ve kuşatılmışlığı sadece kumpasla izah etmeye kalkmak inandırıcı mı? Hadi iç kamuoyunu kandırdık diyelim dışarıya karşı inandırıcı olabiliyor muyuz? Amerika bize kumpas kurdu, Zerrab bize kumpas kurdu, Avrupa bize kumpas kurdu,  Almanya kumpas kurdu, Hollanda kumpas kurdu, Barzani kumpas kurdu, FETÖ kumpas kurdu, PYD kumpas kurdu, küresel güçler kumpas kurdu, para babaları kumpas kurdu...
Başımıza gelen her belayı, ‘kumpas diyerek, iftira atılıyor diyerek, çamur at izi kalsın diyerek, operasyon’ diyerek geçiştirmek yerine ortada bir hastalık ve hata varsa bunu teşhis ve tedavi yöntemlerini devreye sokmak “devlet aklının” alması gereken en önemli tedbirdi.
İşte karşımızda Türkiye’yi derinden etkilemesi, ekonomiye büyük darbe vurması muhtemel Zerrab davası var ama biz somut ve akılcı tedbirler almak yerine ‘kumpasla yatıp kumpasla kalkıyoruz.’
Adamlar “100 milyar dolarlık cezadan bahsediyor” kumpas diye bağırıp duruyoruz. Tamam da, kardeşim bu kumpasa niye izin verdin?
Niye görmedin?
Niye göz yumdun?
Niye tedbir almadın?
Devlet makamları “kumpas, kumpas!” diye bağırma yeri değil devlete karşı kurulan kumpasları önleme yeridir.
Nasıl oluyor da bazen bir cemaatin, bazen bir devletin, bazen bir kara para aklama mekanizmasının kumpasına anında düşüveriyoruz?
Nasıl oluyor da bu kadar köklü ve güçlü bir devlet geleneğine sahip olan Türk devleti herkes tarafından bu kadar rahatça kandırılacak, kumpasa gelecek bir pozisyona düşebiliyor?
Burada, bizi kandıran ve kumpas kuran kadar ‘kandırılan ve kumpasa düşürülenin’ suçu yok mu?
Burnundan kıl aldırmayan bir dış politika uygulayarak, yapılan bütün uyarıları dinlemeyerek, BOP tuzağına düşüp, Suriye’de perişan olduk.
Şimdi kandırıldık diyorsunuz, Soçi’de barış dileniyorsunuz.
Yıllarca Gülen cemaati konusunda yapılan hiç bir uyarıyı dinlemeyerek, şimdi devlet imkânlarıyla doğan bir terör örgütü tarafından kandırıldığını haykırıyor devlet erbabı.
Avrupa Birliği’nin “vizesiz giriş konusunda, mülteci anlaşması konusunda” bizi kandırdığını” söyleyip verip veriştiriyorsunuz.
Ve işte Zerrab davası.
Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, hükümet üyeleri koro halinde ‘kumpas’ diye haykırıyor ama yıllardan beri ortada bir uluslararası suçlama olduğu ve Türkiye’nin buna karşı iç hukuku da işleterek tedbirler alması gerektiğini söyleyenlere de zerre kadar kulak verilmedi.
Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, muhalif bir isim olmasına rağmen Zerrab davasının  ’milli sonuçları olacağının’ duyarlılığı ve bir hukuk adamı hassasiyetiyle ne yapılması gerektiğinin altını çiziyor ve şöyle diyor:
“Türkiye'nin, 'Zarrab kendini kurtarmak için sağa sola iftira atıyor' demesi, içeride üst akıl diye tutabilir. Bunun bedelini hepimiz ödeyeceğiz. Devlet aklının hâkim olması gerektiğini söylüyorum. Araya derhal mesafe konulmalıdır. Hatta 'Siz yargılayın sonra biz de yargılayalım bu namussuzu' demek lazım. 'Bunun bağlantılı olduğu kimse, onların da delillerini bulalım. Biz de temizlenmek istiyoruz. Biz de mutlaka bu yargılamayı yapmak zorundayız' demek lazım. Yeniden yargılama açmamız anlamında bu önemli." (Metin Feyzioğlu, Yeni Çağ, 29 Ekim 2017)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hazin hal 2017-12-01 20:32:53

Türkiye kurtuluş savaşında bile bu hale düşmemişti.

banner122

banner121