İstanbul’u fethettiği için hakkında hadisler uydurulan ve ismi anılacağı zaman ‘cennet mekân Fatih’ denilerek övülen Fatih Sultan Mehmet’in annesi de Yavuz'un annesinden farklı değil. Üstelik 2. Mehmet'in sadece annesi konusunda yazılmamış; kendisinin Hıristiyan inancına olan hayranlığı da makalelere konu edilmiştir.
Mustafa Kemal için ‘anası babası belli değildir’ diyenlere göre; 2. Mehmet yani Fatih, İslam terbiyesinde yetişmiş mübarek bir ailenin şehzadesi idi.
Bakınız Fatih hakkında neler yazılmış:
Halil İnalcık, Fatih’in annesinin cariye ve Hıristiyan olduğunu yazar. (Emine Çaykara, Tarihçilerin Kutbu: Halil İnalcık kitabı, s.459). 
“Fatih’in, Patrik Gennadios’tan İncil’in yirmi bölümünün çevirisini yaptırdıktan sonra İslamiyet’ten şüphe duymaya ve içinde Hıristiyan dinine yönelik bir eğilim başladığı söylentilerinin yaygınlığı dikkat çekmektedir. Buna göre Fatih’in Hıristiyan annesi, o daha çocukken bu ilginin tohumlarını attığı, sultanın Pater Noster’i ezbere okuyabildiği, hatta gizlice İslam’ı reddedip Hıristiyanlığa geçmiş olduğu söylenmekteydi. Bu iddiaların Venedikli diplomatların raporlarında yer alması da dikkate değer bir durumdur.” (Franz Babinger, Fatih Sultan Mehmet ve Zamanı, İstanbul, s.86). 
“Aslında Fatih Hıristiyan devşirmelerden oluşan yönetim ve eğitim çevresinde Rumca ve Slavca konuşulan bir ortamda yetişmişti. Bu yüzden Rumca ve Slavca biliyordu. Bu ortam onun dünya görüşünü de çok etkilemişti. Mehmet çok küçük yaştayken etrafında toplanan, onu eğiten ve yol gösterenlerin başlıcaları devşirmeydi. Eğitmeni yani lalası Nişancı İbrahim b. Abdullah (devşirmelere genellikle bin Abdullah ismi verilirdi), Rumeli Beylerbeyi Şihabeddin Şahin ve sonradan kayınpederi olduğu Zağanos Paşa’nın hepsi Hıristiyanlıktan devşirmeydi.” (Halil İnalcık, II. Mehmed, İslam Ansiklopedisi, s.535).
İktisat tarihçisi Ömer Lütfi Barkan şu önemli tarihi tespiti yapar: “Bizanslı Rumlar ve diğer Balkan milletleri sadece isim ve din değiştirerek, tarih sahnesine yeni ırk ve millet olarak, üzerine yeni görevler alarak çıktılar. İslamî bir renk ve cila altında eski Bizans’ı ihya ve devam ettirdiler.” (Ömer Lütfi Barkan, Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler, İktisat Fakültesi Mecmuası, 1949-1950, s.525).
“2. Mehmet’in yani Fatih’in tarihçisi Bizanslı Kritovulos, Sultan’ın Rum danışmanları Thomasios Katabolenos, Kyritzes, 2. Mehmet tarafından atanan Patrik Gennadios, Bizans’ın devrik hanedanının üyeleri olan çeşitli Palaiologoslar, Osmanlı devlet üyeliğine katıldılar. Kâtipler arasında İtalya’ya kaçmadan önce Rumi Murat adını alan Harmanios ya da Filozof Amirutzes’in öz oğulları Aleksandros-İskender ve Basil-Mehmet Amirutzes anılabilir.” (Michel Belivet, Ortaçağ’da Türkler, s.181-182). 
“Fatih, İstanbul’un fethinden sonra kendisini Doğu Roma İmparatorluğu’nun meşru vârisi görmüş, Roma İmparatoru sıfatını benimsemiş, imparatorluğu (Bizans’ı) eski sınırlarında kurmak için seferlerini ve davranışlarını buna göre ayarlamıştır.” (Halil İnalcık, Osmanlı Tarihi Üzerinde Kamuoyunu İlgilendiren Bazı Sorular, Doğu-Batı Makaleler, s.182).
“Din değiştirmiş bir başvezir, Hıristiyan kalmış annesi, Hıristiyan kalmış kardeşi ile ilişkiler, Fatih’in etrafında din değiştirmeye bile gerek duymadan ona danışmanlık yapanları öğrendikçe Türk tarihçilerin üstünü örtmeye çalıştıkları gerçekler ortaya çıkmaktadır.” (Tokalak, Bizans Osmanlı Sentezi: Bizans Kültür Kurumlarının Osmanlı Üzerindeki Etkisi, s.241).
“Venedikli Fransisken rahibi Francesco Suriano’dan öğrendiğimize göre; Fatih aynı zamanda Bizans’tan kalmış Hıristiyanların önemli kutsal eşyalarını da topluyor, bunları özel odasında saklıyordu. Bunların içinde en önemlisi Meryem Ana’nın resmi olan ikona ve devamlı ateş yanan altın meşale idi. Fatih Venedikli ressam Gentile Bellini’yi bizzat bu odaya götürerek ona bu kutsal eşyaları göstermiş, hatta ondan, kucağında yeni doğmuş İsa’lı Meryem Ana resmini yapmasını istemişti.” (Tokalak, a.g.e., s.256).
Fatih'in kanunları, İslam esaslarını kabul etmiyordu.     
Ünlü tarihçi Gibbons, Fatih Kanunnamesi’nde “kuvvetli Bizans, mutedil Türk tesiri” olduğunu, Osmanlılar üzerinde Arap tesiri başlayıncaya kadar hukuk sahasında Bizans örf ve kanunlarının hüküm sürdüğünü belirtmektedir. Gibbons, daha İstanbul fethinden önce Bizans tesirinin başladığı kanaatindedir. (H.A. Gibbons, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu, s.56). 
Fatih Sultan Mehmet devlet gelirlerini artırmak için İslam şeriatına aykırı olmasına rağmen 1473’te eski Türk ailelerinin ve dinî grupların, şeyhlerin elindeki vakıf topraklarını devletleştirmişti. Bunlara özel mülkiyete ait topraklar da dâhildi. (Halil İnalcık, “How to Read Ashık Pashazade’s History” Essasy on Ottoman Empire, s.38).
“Şarap içene verilen ceza iki sopa yerine bir akçe alınmasını öneriyor, şeriat değerli mal çalanın elinin kesilmesi cezası verirken, Fatih kanunlarında sığır çalanın elinin kesilmemesi, bunun yerine malî durumuna göre en çok yüz akçe ceza verilmesi belirtilirken, yalnız at çalanın elinin kesilmesi cezası önerilirken bu cezanın da paraya çevrilme seçeneği açık bırakılıyordu. Fatih’in kanunlarında zina yapana şeriat yasasına aykırı olarak hiçbir fiziki ceza verilmiyor, zina yapana, evli ve zenginse bin akçe, parası azsa iki yüz akçe para cezası veriliyor, bu ceza mali durumuna göre kırk akçeye kadar düşüyordu.” (Ahmet Akgündüz, Osmanlı Hukukuna Giriş ve Fatih Devri Kanunnameleri, s.347).
2. Mehmet'in cenaze merasimi de İslami değerlerden farklı düzenlenmiştir:
“1936 tarihinde İngiltere’de yayınlanan The Times gazetesinde C.A.J. Armstrong imzalı bir makale yayınlanır. Bu yazı Fatih Sultan Mehmet’in cenaze törenini görüp yazan bir yabancının mektubudur. 12 Eylül 1481’de İstanbul’da Latince olarak yazılan mektup, Fatih’in vasiyetini açıklayarak cenaze töreninin nasıl yapıldığını bildirir. Mektupta verilen bilgiler, Müslüman geleneklerinden çok Hıristiyan geleneklerini çağrıştırır. Bu bilgilere göre, sarayda çalışan ve eğitim gören içoğlanları cenazenin önünde ağlayarak ve ellerinde mum tutarak yürümektedirler. Açıkça belirtilmese de Fatih’i taşıyan sandukanın üzerinde ya Fatih’in resmi ya da ufak bir heykelciği bulunmaktadır. Bunun üzerine de sultanın elbisesine benzer bir örtüyle sultanın sarığı konmuştur.” (A. Süheyl Ünver, İstanbul Risaleleri, İstanbul 1995, s.24-25).
Osmanlı padişahlarından Osman ve Orhan Bey’in dışındaki tüm sultanların anneleri Hıristiyan’dır. Diğer padişahların hanımları da Hıristiyan’dır.
Bunların mekânı cennet; soyu Şems-i Tebrizi’ye dayanan Zübeyde Hanım’ın ve soyu İmam Rıza’dan gelen Ali Rıza Efendi’nin oğulları Mustafa Kemal kâfir, öyle mi? Allah bu millete iz’an ve iman nasip eylesin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
M.Ali 2018-03-20 00:35:15

Allah sizden razı olsun. Her okuduğumda yeni şeyler öğreniyoruz. Allah sizleri başımızdan eksik etmesin.

Avatar
Hasret 2018-03-20 01:32:26

Mükemmel bir yazı olmuş, tebrikler...

Avatar
İcmal Genci 2018-03-20 00:45:45

Yüzyıllardır süregelen büyük oyunu bozan büyük adam!

Avatar
Ayşe Sarı 2018-03-20 12:09:54

Tarihçi geçinenlerin dahi dillendirmeye cesaret edemedigi gerçekleri yine siz gün yüzüne çıkardınız.Umarım halkimiz bu gerçeklerle yüzleşebilir. Tebrik ve teşekkürlerimle

Avatar
Kenan 2018-03-20 11:26:41

Bilgilendirici bir yazı olmuş teşekkürler hocam

Avatar
Cemal 2018-03-20 12:07:13

Yunan gelseydi, amerka olmadan olmaz diyen hacli ruhuna sahip kisilerin pesine gidenler yanmis atese. Hakikati Gercekleri söyleme sirasi Sizin Hocam. Sagolun var olun.

Avatar
GAVECO 2018-03-20 09:13:44

Daha ne gerçeklerle karşılaştırmak bizi Sayın Prof. Dr. Haydar Baş Hocam. Bekliyoruz İnşaAllah.

Avatar
Hacer 2018-03-20 12:37:34

Amiinnnn insaAllah Sayin Hocam
Allah razi olsun yine çok guzel bir yazi olmus