Ülkemizde yeraltına inen ‘ılımlı İslam’ diğer adıyla Dinlerarası Diyalog projesi bir başka İslam coğrafyasında yüksek sesle dillendirilmeye başlandı.
Bu bir savaştır. Haçlı dünyasının, İslam dünyasına karşı başlattığı manevi savaşın adıdır bu. Bu savaş yeni mi başlatıldı, diye soracak olursanız hayır, derim. Taa Faruk Sirhindilerden başlayan Said Nursilerden bugünlere kadar Müslümanları tevhit inancından kopararak, üç dinin de hak olduğuna inandırma, onların da cennete gideceklerine ikna etme, böylece kimliklerini yok etme sürecidir bu. 
Bu savaş sadece ülkemiz veya şimdilerde S. Arabistan’da yaşanmıyor. Topyekûn bütün İslam coğrafyasında.. Pakistan’dan Fas’a, Mısır’dan, İran’dan Türkmenistan’a kadar bütün İslam coğrafyasında yaşanıyor. 
Dinlerarası Diyalogun yumuşak ismi ile ‘ılımlı İslam’ projesinin mahiyet ve amacını Papa II. Jean Paul 1964 yılında açıklamış ve aynı hedef 1991 yılında tekrar güncellenmiştir. 
Papa II. Jean Paul’un 1991’de yayınlanan “Redemptoris Missio” (Kurtarıcı Misyon) isimli genelgesinde aynen şöyle deniyordu:
“Dinlerarası Diyalog, Kilise’nin bütün insanları Kilise’ye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır. Bu misyon aslında Mesih’i ve İncil’i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir. Tanrı, Mesih vasıtasıyla bütün insanları kendine çağırmakta, vahyinin ve sevgisinin mükemmelliğini onlarla paylaşmak istemektedir... Bu açıklamalar yapılırken, kurtuluşun Mesih’ten geldiği ve diyalogun evangelizasyon (misyon) dan ayrılmadığı gerçeği göz ardı edilmemiştir.” (Jean Paul II. Redemptoris Missio Roma: 1991)
Bu projenin yayılma ve işgal mantığını ise Fransa Katolik Enstitüsü profesörlerinden J. Danielou şöyle tariflendiriyor: 
“Hıristiyanlığın yayılması için bir yere kilise yapmak, kalıcı ve isabetli bir yol değildir. Orada asıl kalıcı olan Hıristiyanlığın, o toplumun kültürü içerisine nüfuz etmesidir. Yoksa Müslümanları vaftiz etmek için boş yere çalışıp durmayın. Onlara, Hıristiyan âdetlerini, bayramlarını, kültürünü ve ahlâkını aşılamaya çalışmak en avantajlı yoldur.” (Prof. Dr. Abdurrahman Küçük, Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri, Ank. 1996, s. 37)
Bu sürecin askeri ayağı olan BOP, malumunuz üzere 21. yüzyılın başlangıcı ile uygulamaya konuldu. Hedef neydi? Türkiye dâhil 22 İslam ülkesinin sınırlarının değiştirilmesi.
Geldiğimiz noktada sınırlar değişiyor mu, Müslümanlar katlediliyor mu? Katlediliyor. Vatanları talan ediliyor mu? Ediliyor. Müslümanlar yurtlarından çıkarılıyor mu? Çıkarılıyor.
Peki, Müslümanlardan ses çıkıyor mu? Hayır. Hani dinen kardeştik! Hani bir vücudun organları gibiydik! 
Demek ki, Müslümanlar tevhit inancından uzaklaştırılmış, kardeşlik hukuku unutturulmuş, kimi zalime destek verirken, kimi de zulme sessiz kalıyor. Haçlının ektiği nifak tohumları meyvelerini vermiş. Öyle değil mi?
Bir başka nokta ise ülkeleri, Haçlılar, Haçlı uşakları tarafından işgal edilen, yağmalanan Müslümanların, Haçlı ülkelerine göç edişidir. Çok acı bir tablo bu. 
Haçlı dünyası, Müslüman mültecileri ülkelerine sokmamak için ellerinden geleni yapıyor. Ama Avrupa’da yaşayan milyonlarca mülteci daha doğrusu Müslüman var ve bu sayı devamlı artıyor. 
Avrupa bu mültecilere nasıl bakıyor? 
Geçtiğimiz Ekim ayında Avrupa Birliği piskoposlar Konferansları Komisyonu (COMECE) ile Vatikan’ın işbirliğinde düzenlenen “Avrupa’yı yeniden düşünmek: AB’nin geleceğine Hıristiyan katkısı” başlıklı konferans düzenlendi. Toplantıya 350’yi aşkın yüksek düzeyde Avrupalı siyaset insanı ve din adamı ile çok sayıda akademisyen ve gazeteci katıldı. 
Toplantıda konuşma yapan Papa, “Avrupa’nın bir diyalog merkezi olması gerektiğini” söyledikten sonra bu diyalogdan amacın ne olduğunu da açıkladı;
“Örneğin; Avrupa’daki Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında ortak bir anlayışın geliştirilmesine Dinlerarası Diyalog ile katkıda bulunulması gerektiğini düşünüyorum… Siper kazma zamanı değil, birleşik ve uyumlu bir Avrupa için çalışma zamandır” dedi.
Bizlere düşen, Ilımlı İslam, Dinlerarası Diyalog, İbrahimi dinler, 3 hak din, Ehl-i kitap da iman üzeredir vs. cümlelerini kuran kişi ve anlayışlardan şeytan görmüş gibi kaçmak. Çünkü onlar şeytandan da tehlikelidir. 
Batı toplum ve kültürünü hem benliğimizden, hem ailemizden, hem de toplumumuzdan uzak tutmak, kendi inanç ve kültür değerlerimiz etrafında Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt’in şahıslarında canlandırdıkları mükemmel insan profilini hayata geçirmek, en azından bu gayrette olmaktır. Yoksa bu fırtına bizi, küfür limanlarına götürecektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
kerem alyanak 2017-11-10 18:29:29

sayın hocam, 09.11.2017 tarihli yazınızda bahsettiğiniz faruk sirhindi kimdir ve dinler arası diyalog'da ne rolü olmuştur. biraz aydınlatmanız ricasıyla. saygılar.

banner100