Global Firepower (GFP) adlı araştırma kuruluşu “en çok petrol sahibi ülkeler”in 2017 sıralamasını yayınladı. Raporda, en fazla petrol sahibi olan ülke 300 milyar varille Venezuela olurken, 269 milyar varille Suudi Arabistan ikinci, 171 milyar varille Kanada üçüncü, 157,8 milyar varille İran dördüncü, 143 milyar varille Irak beşinci sırada yer aldı.
Rusya 80 milyar varille sekizinci sırada yer alırken, ABD 36,5 milyar varille onbirinci sırada, Çin ise 25 milyar varille onüçüncü sırada yer aldı.
Tüm komşularında petrol fışkıran, hatta İran ve Irak gibi komşuları dördüncü, beşinci sırada yer alan Türkiye ise 300 milyon varille ellinci sırada yer aldı.
Peki, gerçekler böyle mi? Türkiye’nin 3 katrilyon dolar maden zenginliğine sahip olduğunu ifade eden ve de petrol olarak da en zengin kaynaklara sahip olduğunu belirten Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş mı haklı; yoksa önceleri “Türkiye’de petrol yok” diyen sonraları ise “Az var ama Lozan’a göre çıkartamıyoruz” iddiasında olan bugünün iktidarında oturanlar mı?
1990 yılı Ekim ayında yayınlanan Amerikan ve Sovyet uzay raporlarına göre, Türkiye, “petrol denizi üzerinde olan bir ülke” olarak belirtilmiştir.
TPAO Genel Müdürlüğü görevinde bulunan ve Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı da yapan Dr. İhsan Topaloğlu, 9 Aralık 2004 tarihinde yaptığı açıklamada “Türkiye bir petrol denizinin üstünde” demiştir.
Türkiye’de 20 yıl Shell Petrol Şirketi’nin Genel Müdürlüğü’nü yapan Anthony Hages, “Petrol ile ilgilenen ABD şirketleri bilirler ki, Türkiye petrol okyanusu üzerinde oturmaktadır” demiştir. Dikkat ediniz deniz demiyor, okyanus diyor.
Amerikan Uzay Araştırma Merkezi (NASA) raporunda, “Türkiye petrol denizi üzerinde yüzen ülke” olarak belirtilmiş ve Karadeniz, Van Gölü çevresi, Tuz Gölü ve çevresi, Güneydoğu Anadolu, Adıyaman, Gaziantep, Adana, Siirt ve Hakkâri yörelerinde bulunan zengin petrol yataklarına dikkat çekilmiştir.
1989 ile 1990 yılları arasında Rusya Başbakan Yardımcısı olan Lev Voronin, “Uzay çalışmaları, uzaydan çekilen yeraltı haritaları, Türkiye’nin petrol zengini olduğunu ortaya koydu” demiştir.
Aktardığımız raporlar resmidir, yapılan açıklamalar o dönemlerde Batılı medya ve basın organlarında yer almıştır. Yani her konuda olduğu gibi petrol konusunda da Prof. Dr. Baş haklı çıkmıştır. Söylemleriyle petrol gerçeğini gizlemeye çalışan siyasilerimiz ise hemen hemen her konuda olduğu gibi hem aldanmıştır, hem de yanlış bilgi vererek milleti yanıltmıştır. Gelelim, “Lozan Antlaşmasına göre petrol çıkaramıyoruz” yalanına…
Türkiye’de ilk petrol, Batman’ın Raman Dağı’nda bulunmuştur ve ilk petrol kuyusu 1948 yılında hizmete açılmıştır. Tüpraş Batman Rafinerisi 1953 yılında hizmete girmiştir. Yani bu tarihten sonra Türkiye hem petrol çıkarmıştır hem de rafinerisinde bu petrolü işlemiştir. Lozan’a göre bir kısıtlama ya da bir yasak olsa Türkiye böyle bir adım hiç atabilir miydi?
Dev petrol şirketleri özellikle Körfez Krizi’nden sonra Türkiye’nin petrollerine çullanmışlardır. Exon Mobil, Shell, Esso, ARCO, Transatlantic Petrolium gibi, ağırlıklı ABD ve İngiliz olan küresel şirketler Türkiye’de petrol sondajlarına başlamışlardır. AKP iktidarında devlete yüzde 2 pay bırakan Petrol Yasası çıktıktan sonra bu sondaj faaliyetleri daha da hızlanmıştır. Bugün Türkiye’nin birçok yerinde, 5000’e yakın petrol kuyusunun faliyette olduğu belirtilmektedir, ifade edilmektedir.
Bugüne kadar Türkiye’de yeterli petrolün olmadığı iddia edildi, resmi raporlar bunu yalanladı; sonra “petrol var ama kalitesiz ve en az 4-5 bin metre yerin altında, çıkarmaya değmez” denildi ama ortaya çıkan gerçekler bunun da yalan olduğunu açıkça ortaya koydu. 
Nerede, ne zaman, ne kadar derinlikte, hangi değerde olduğunu da ifade ederek rakamlarla bu gerçeği önünüze koyalım:
Batman-Mağrip: 2014, 2633 metre, 26-30 graviteli
Batman-Kozluk: Ocak 2014, 2856 metre, 33,4 graviteli
Şırnak-Silopi: Ocak 2014, 2900 metre, yüksek graviteli
Siirt-Eruh: Aralık 2013, 2552 metre, 42,3 graviteli
Adıyaman: Kasım 2013, 26,5 graviteli
Batman-Kozluk: Eylül 2013, 2856 metre, 34 graviteli
Şırnak-Silopi: Nisan 2013, 2920 metre, 22 graviteli
Batman-Kozluk: Nisan 2013, 2950 metre, yüksek graviteli
Siirt-Kurtalan: Ocak 2013, 2000 metre, 33 graviteli
Mardin/Siirt/Batman-Mava Dağı: Aralık 2012, 1800 metre, 28 graviteli
Batman-Kozluk: Kasım 2012, 2850 metre, yüksek graviteli
Batman-Kozluk: Mayıs 2012, yüksek graviteli
Adıyaman: Nisan 2012, 1560 metre, 25 graviteli
Diyarbakır-Ergani: Şubat 2012, 2760 metre, yüksek graviteli
Adıyaman: Kasım 2011, 1420 metre, orta kaliteli
Diyarbakır-Çınar: Mart 2011, 1500 metre, 22 graviteli
Diyarbakır-Ergani: Mayıs 2010, 700-2126 metre arası, 36 graviteli
Konya-Ereğli/Niğde-Bor: Ekim 2010, bu havzada MTA 8 milyar ton şeyl (petrol türetebilen kaya) potansiyel kaynak rezervi buldu.
Manisa-Alaşehir: Temmuz 2010, 1843, 30 graviteli
Diyarbakır-Ergani: Temmuz 2010, 1713 metre
Diyarbakır-Hani: Temmuz 2010, 1800 metre, 35 graviteli
Diyarbakır-Ergani: Mayıs 2010, 1405 metre, 28 graviteli
Adıyaman: Mayıs 2009, 1584 metre
Adıyaman-Şambayat: Ekim 2011
Diyarbakır-Bismil: Nisan 2008, 2400 metre, 34 graviteli
Dikkat ederseniz, çoğu 30 gravitenin üzerinde yani çok çok kaliteli petrollerimiz var ve maalesef derin uykuda olduğumuz için hepsi Amerikalı’ya, İngiliz’e akıp gidiyor.
Ondan sonra Prof. Dr. Baş, dünyaca ünlü Milli Ekonomi Modeli’ne dayanarak 5000 TL asgari ücret, 2500 TL ev hanımlarına vereceğim dediğinde, “kaynak nerede?” diye soruyorsunuz. Sayın Baş’a bunu soracağınıza, bu millete ait zengin petrol ve diğer değerli maden kaynaklarını ABD’liye, İngiliz’e peşkeş çeken siyasilerinize, “kimin malını, kime veriyorsunuz?” diye sorsanıza… 
Akıllı olmak bunu gerektirir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.