HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 06 MAYIS 2021, PERŞEMBE

Ankara'da olmalıydınız, dediklerimi anlamanız için

04.09.2001 00:00:00
Kuvay-ı Milliye tam kadro Cumartesi akşamı Başkent Ankara'da idi. Tıpkı Kurtuluş Savaşı yıllarında, vatanın her tarafının düşman işgali altında olduğu o karanlık günlerde bir grup vatanperverin hem memleketin içinde bulunduğu namüsait durumu halka anlatmak, "kurtuluş" için nelerin yapılması gerektiğini istişare etmek, hem de vatanını seven herkesin bu gayrette, bu mücadelede yerini almasının şart olduğunu millete duyurmak için Ankara'da olduğu gibi.

Çok seçkin ve bir o nisbette çok kalabalık bir katılımın olması ile gerçekleşen Ankara buluşması, bir coşku seline dönüştü, üç saat boyunca.

Muhterem Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in önderliğinde Anadolu'yu karış karış gezen bu millî kahramanlar yaptıkları konuşmalarla ülkenin içinde bulunduğu durumu ortaya koydular.

Memleketin halini, bu hale nasıl düştüğünü ve bu durumdan çıkışı anlattılar, hem de delilleriyle.

Muhterem Haydar Baş Hocamın ifadesiyle öncelikle hastalığın teşhisini doğru yaptılar.

Ülkenin büyük bir hastalığa dücar olduğunu herkes kabul ediyor. Ama bize bu hastalığının ne olduğunu ve nasıl tedavi olacağını dert eden lazım.

Nikah şahitliği, kirvelik, karanlık örgütlerle flort, gün be gün yaşanan değişim, bazı özel elçilerle kapalı kapılar ardında görüşmelerden vakit bulup çözüm üretemeyenlar ne verecek bu ülkeye?

Hastanın hastalığını bilmeden onu tedaviye kalkışmak, bir tabip için ne ise, içine düştüğü halin sebebini doğru anlamadan bir ülkeyi kurtarmaya kalkışmak da odur.

Tabibe düşen öncelikle hastanın hangi hastalığa mübtela olduğunu tespittir.

İşinin ehli idareci gibi.

Hastasının teşhisini yapamayan bir tabip, deneme yanılma metodunu uygulamanın dışında başka yapacağı bir şeyi olamaz.

Tıpkı Üçlü Ahbap koalisyonu gibi.

Doktor hastasına şunu diyor; Bu ilacı bir hafta kullan, bir hafta sonra gel, bakalım hastalığın seyrinde bir değişiklik olacak mı?

Gidip kullanıyor ilacı hasta.

Netice; azalması gereken hastalık, daha da artıyor.

Doktor gayet pişkin bir halde; bu ilaç sana iyi gelmemiş anlaşılan, sen bir hafta da şu ilacı kullan. Bir de bunu deneyelim.

Bir hafta geçiyor, o güne kadar yürüyerek gelen hasta sedyeyle geliyor.

Doktor düşünceli, acaba niye böyle oldu? Oysa en iyi ilacı yazmıştım, en pahalısını. Hatta ünlü tıp dergileri bile bu ilacı çok tavsiye ediyorlardı.

Ve doktor vatandaşa, pardon, hastaya umutlar dağıtıyor. Tamam, tamam, şimdi buldum. Senin hastalığının tek ilacı budur.

Şimdi sen, git şu ilacı bir hafta kullan, hiç bir şeyin kalmayacak. Bankalar, memleketin kaymağını yeyenler, hortumcular, amaaan, pardon, hastabakıcılar, hemşireler, ilaç firmaları hastanın başucunda koro halinde şunu söylüyorlar; Derviş bey, pardon, doktor bey çok doğru söylüyor, bu ilaç size çok iyi gelecek. Bu ilacı başka kullananlar oldu, ölmediler, yaşıyorlar.

Bu ilaç Avrupa'dan ithal hem de.

En pahalı ilaç bu, şu anda dünyada.

Yutarken biraz acıyor, ama olsun, alışırsın.

Tam yutacağın anda başucunda biri sana, en sevdiğin şarkıyı çalsın, acıyı duymazsın bile.

Alıyor ilacı hasta ve evine dönüyor, aradan bir kaç saat geçmeden siren sesleri ve bir telaş, bir koşuşturma, ekonomi, devalüasyon, pardon hasta mide kanaması geçiriyor.

Doktor kilitlenmiş, pardon şaşkın.

Hasta can çekişirken, İMF, pardon, ilaç firmaları bu sefer doktorun başucunda: Bu hasta mutlaka senin tarif ettiğin gibi kullanmadı bu ilacı. Erken iyileşmek için bir yerine üç tane hap almıştır.

Sakın moralini bozma, sen işinin ehli olan tek adamsın.

Hatta sen olmasan Türkiye, pardon, hastaneler alternatifsiz kalır. Başka lider, pardon doktor mu var bu ülkede.

Hem sonra tak günahına, bu ülkede adam mı yok?

Ne demiş şair:

Bir ölür bin doğarız.

her engeli boğarız,

her çuvala sığarız.

İşte Türkiye'nin hali bu.

Bir farkla ki, amansız illete mübtela ülkenin, pardon, hastanın yanında Başbakan da, pardon, doktor da hasta.

Kuva-yı Milliye bunu dillendirdi, Ankara'nın o seçkin mekanında, iki binin üzerinde o seçkin katılımcıya.

Bu ülkede yapılacak ilk iş, hastalığı teşhisitir.

O teşhis yapıldı orada.

Sonra da tedavi sunuldu.

Teşhis doğru olunca tedavi de o nispette doğru olur.

Ve bütün bu gerçeklere en önemli ilave, hastalığı teşhis eden ve tedavi sunan son derece sağlıklı.

Devlet eski Bakanlarından Sayın Baki Tuğ'un ifadesiyle;

İddialı, ısrarlı ve kararlı Kuva-yı Milliye hareketi baş taçı edildi Ankaralılar tarafından.

Şu sözü duygulu anlar yaşattı sayın Tuğ'un:

"Sayın Prof Dr. Haydar Baş'ın bu iddialı, inançlı ve kararlı davasına aynen katılıyor ve O'nu baş tâcı ediyorum."

Ankara'daki tabloyu görmeliydiniz.

Son söz sayın Haydar Baş Hocamın olsun:

"Sayın Derviş'in geldiği kurum göz önünde bulundurulduğunda, sahip olduğu bilgi birikimi, bir ülkeyi nasıl kalkındırabiliriz değil, nasıl batırabiliriz şeklindedir."
 
Müslim Karabacak / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.