Batı, etkisini önce ekonomik alanda, ardından siyasi ve diğer alanlarda hissettirdi. Bu gelişme, daha sonra iyice kuvvetlendi ve yaygınlık kazandı. Tabiri caizse Batı, tüm dünyayı etkisi altına aldı.
Batı’ya karşı ortaya çıkan hareketler de, aynı hiyerarşiyi takip etti, yani ilkönce ekonomik alanda itirazlar, karşı duruş ve görüşler baş gösterdi.  Daha doğrusu Batı’nın ekonomik cenderesini kırmak ve sömürüye son vermek, öncelikli hedef olarak seçilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları da aynı yöntemi benimsemişlerdi. Şöyle ki, siyasi sistemin nasıl olacağı tam şekillenmemişken, İzmir İktisat Kongresi toplanmış ve ekonomiye dair her şey –ekonomi modeli dâhil- tartışılmıştır.
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında ekonomi modeli konusunda ağırlık kazanan görüş, Türkiye’nin kendi şartlara uygun bir model oluşturması olmuştur. Daha yerinde bir deyişle kapitalist ve sosyalist ekonomi modellerine itibar edilmemiştir. Bu, çok doğru bir tespitti. Çünkü ekonomi, milletlerin milli değerlerinden bağımsız ele alınabilecek bir alan değildir.
Gazi Mustafa Kemal’e müşavirlik yapan Ahmet Hamdi Başar, ona sunulmak üzere ekonomi hakkında bir rapor hazırladı. Söz konusu raporda şu görüşlere yer verildi: “Türkiye, Batının ne kapitalist, ne de sosyalist modellerine uygun bir rejim içinde kalkınabilir. Eğer Batı’yı taklide kalkarsak, ondan daha çabuk ve şiddetli bir buhran içine düşeriz. Türkiye, kendine özgür bir yol bulmaya mecburdur.”
Ahmet Hamdi Başar’a göre Türkiye, hem kapitalist, hem sosyalist olmayan yeni bir ekonomi modeli kurabilir. Böyle bir model kurulduğunda yalnız geri kamış ülkeler değil, ileri kapitalist ülkeler de, bu yeni modeli kabul edebilirler ve öncülük şerefi de Türkiye’ye ait olur. 
Ne yazık ki, şu veya bu nedenlerden dolayı Ahmet Hamdi Başar’ın söyledikleri, Atatürk’ün ölümünden sonra unutulmuş ve rafa kaldırılmıştır. 
Türkiye, yeni bir siyasi sisteme geçmiş, ancak Cumhuriyetin ilk yıllarındaki gibi ekonomik modele öncelik vermemiştir. Hâlbuki ekonomik model aynı kaldıktan sonra, siyasi sistemin değişmesi, beklenen sonucu asla veremez. 
İddiaya göre, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, kendimize özgü milli bir sistem olarak tasarlanmıştır. Bu iddiayı doğru kabul edenlere şu gerçeği hatırlatmak isteriz: Ekonomide millilik ve yerlilik yoksa hiçbir alanda millilik ve yerlilik olmaz. 
Cumhuriyetin kurucuları bu gerçeği çok iyi bildiklerinden ekonomik hayatın millileştirilmesi ve yerlileştirilmesi için yoğun gayret sarf etmişlerdir. Bu amaçla İstanbul’da Milli Türk Ticaret Birliği, Milli Amele Birliği ve Milli Esnaf Birliği adları altında birlikler kurmuşlardır.
Bütün bu ilmi, fikri ve fiili çalışmalar, toparlanmış, süzülmüş, düzene sokulmuş ve günümüze uyarlanmış, ‘Milli Ekonomi Modeli’ adı altında milletimize sunulmuştur. Ne hazindir ki, bu modelden milletimizden daha çok yabancılar faydalanmasını bilmişlerdir. Türkiye’yi idare edenler ise, hâlâ eskimiş, pörsümüş, başarısızlıkları kesinleşmiş ekonomi modellerinden medet ummaktadırlar. Bu, büyük bir talihsizlik ve nasipsizliktir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.