Sahip olunan değerler ne kadar zor elde edilirse o kadar kıymetlidir. Biz de millet olarak bağımsızlığımızı pek çok şehit vererek, kanımızla hak ettik.

Batının güçlü ittifakı ve tekniğine karşı, maddeten büyük yokluklar içinde girdiğimiz Kurtuluş Savaşından, insan üstü mücadelelerle galip çıktık. Bağımsızlığımızı elde ettik. Kendimize, rengini şehitlerin kanından alan bir bayrak yaptık. Egemenlik hakkını ise asıl sahibi olan millete verdik.

Bu durum Anayasa ile maddeleştirildi ve devrinden söz edilemeyeceği de vurgulandı.

Bugün ise, o günlerimizden daha bir asır bile geçmemişken, elde edilenlerin bir Birliğe, hem de bizi savaş meydanlarında yenemeyenlerin kurduğu bir Birliğe devrinden söz edilmektedir. Yani şehit kanıyla alınan bağımsızlık, kendi ellerimizle hiç zorlanmalarına, savaşmalarına hatta müdahalelerine bile gerek kalmadan verilmeye uğraşılıyor.

Türkiye?yi, Asya?yı Hıristiyanlaştırmanın anahtarı ve bir İncil ülkesi olarak gören Hıristiyan Batı, yüzyıllardır oynadığı senary~|~oda sona çok yaklaşmıştır.

1820?de Osmanlı İmparatorluğu topraklarına ilk ayak basan ABD?li misyonerlere Amerika?nın ünlü misyoner örgütü ABCFM?nin talimat mektubunda Türkiye hakkında şöyle denilmekteydi: ?Bu mukaddes ve vaad edilmiş topraklar silahsız bir Haçlı seferiyle geri alınacaktır.?

AB?ye girme sevdasına geldiğimiz nokta, 1800?lerde belirlenen hedeflerine ne kadar yaklaştıklarını gösteriyor. Bizi silahsız bir Haçlı seferiyle ele geçirmek üzereler.

Çünkü egemenliğin Birliğe devri demek bağımsız bir ülke olmaktan vazgeçerek, Birliğin bir eyaleti konumuna gelmek demektir. Onların bayrağı altında, onların belirlediği hayat standartlarında yaşamayı, kültürlerini, medeniyetlerini bunların oluşumunda temel harç olan Hıristiyanlığı kabul etmek demektir.

Bu gerçekler, Birliğe yetki devri için referandumla izni alınacak millete anlatılmamaktır.

Egemenliğin Türk Milletinin iradesinden alınarak Birliğe devrine hiç bir mani görmeyen çevreler, gerekçe olarak da diğer üye devletleri göstermektedirler. Oysa Devletimiz ve Türk Milleti diğer üye devletlerden çok farklı bir konumdadır. Çünkü, egemenliğin millete ait olduğu ikinci bir üye devlet yoktur. Bir çoğu krallıkla yönetilen devletler için kraldan alınan yetkilerin Birliğe devri çok önemli değildir. Esas önemlisi Türk Milleti Müslüman?dır, diğer milletler tarih boyunca aranılan Hıristiyan birliğini resmen bir devlet olarak oluşturmaktadırlar. Müslüman olan bir milletin burada kendi diniyle yer alması söz konusu olamaz. Kendi kültürü, kimliği, medeniyeti ile de alınması söz konusu değildir.

Türkiye?den alınması karşılığı istenen reformlar bu değerlerimizi bir bir yok etmektedir.

Amaçlarının bizi aralarına almak değil, Türk kimliğini yok etmek, bu topraklardan varlığımızı silmek olduğunu unutmayalım.

Büyük Türk Milleti, egemenlik hakkı kendi elindeyken asla böyle bir şeye müsaade etmez. Gerçekler milletimize hakkıyla anlatılsa, AB tuzağına da düşürülemez.

Bu yüzden Anayasa?nın 6. maddesinde yapılan değişiklik teklifiyle, egemenlik hakkı sınırlandırılarak, adeta bir oyuna getirilmek istenmektedir. Eğer gerçekleşirse meşakkatlerle elde edilen bağımsızlık bir cümle ile elimizden çıkacaktır.

Yapılan değişiklik teklifi şöyledir:

Anayasanın 6. maddesinin son fıkrasına ?Ulusal üstü yetkileri bulunan kuruluşlara üyeliği gerektiren uluslararası antlaşma hükümleri saklıdır? ibaresi eklendi.

Maddenin baş tarafında ?Egemenlik hakkı kayıtsız şartsız milletindir. Türk milleti egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır? demektedir.

?... hükmü saklıdır? şeklinde koyulacak ibare ise, millet iradesinin kullanılması değil, bu yetkinin tahdit edilmesidir.

Meclis 6. maddeye göre milletin egemenlik hakkını kullandığı organlardan birisidir. Oysa, yukarıdaki ibareyle millete ait olan bu egemenlik konusunda, meclis milletin hakkını sınırlandırmakta yani tahdit etmektedir.

Milletin verdiği yetkiyi kullanmak yerine gasp etmektedir. Meclis, bu hakkı alma yetkisine sahip değildir.

Bu durum 6. maddenin ruhuna aykırıdır.

İbare Anayasanın 5. maddesine de aykırıdır. 5. maddede devletin temel amaç ve görevleri zikredilirken en başta ?Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü korumak? ibaresi yer almaktadır.

Bunu TBMM?ne uygularsak, milletin egemenliğini ve bütünlüğünü korumak ve kollamak için yetkilidir.

Kabul edilmesi düşünülen ibaredeki, ?hükmü saklıdır?ın anlamı ise, korumak ve kollamak değil, tam tersine egemenliğin devredilmesinde yetkili bir konuma gelmektir. Bu ise koruma ve kollamanın ruhuna aykırıdır.

6. maddenin devamında, ?hiç bir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz dendiğine göre, Meclisin millet egemenliğini devre yönelik bu ibareyi kabulü Anayasaya usul ve esas açısından aykırıdır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100