İletişim araçlarının artması, iletişimi etkili bir hale getirmiştir. Artık her isteyen fikrini ve mesajını, istediği şekilde karşı tarafa çok kolay iletebiliyor. İletişim teknolojisinin gelişmesi, iletişimin önündeki tüm engelleri kaldırdı. Engel koymaya çalışanlar başaramıyor, zira engeller rahatlıkla aşılabiliyor. 
İletişim araçlarının artması yanında, iletişim teknikleri de geliştirildi. Öyle ki, iletişim bilimselleştirildi, üniversitelerde, onun eğitim ve öğretimini veren bölümler oluşturuldu. Bu gelişim ve değişime rağmen, mitinglerle iletişim kurmayı, mesaj vermeyi denemek, eski bir alışkanlığın eseri olsa gerektir.  
İletişimin geldiği seviyeyi doğru ve yerinde değerlendiren ülkeler, eskisi gibi seçim mitingleri yapmıyorlar. Mitingleri alabildiğine azaltmışlar, birkaç eğlence ağırlıklı mitinge indirmişlerdir.
Ülkemizde ise mitingler hâlâ eski önemini ve özelliğini koruyor. Yeni Türkiye’den söz eden iktidar, her nedense miting konusunda bir yeniliğe adım atmamıştır. O da, her gün bir veya birkaç il ve ilçede mitingler düzenliyor.
Dahası, o mitingleri televizyon kanallarında canlı olarak yayınlattırıyor. Aşağı-yukarı aynı konuşmalar ve görüntülerle sürdürülen mitingler, seçmenlere tekrar tekrar izlettiriliyor. 
İyi de, bunca masraf, emek ve zahmet verilerek yapılan bu mitinglerin, seçmen üzerinde bir etkisi oluyor mu? Şöyle de sorabiliriz: Mitinglerle seçmenin oyu değiştirilebiliyor mu? 
Ne yazık ki, bu konuda yapılmış bir araştırma bulunmamaktadır. Ancak genel kanaat şudur: Mitingler, seçmeni etkilemiyor, oyunun değişmesine neden olmuyor. Öyleyse, bıktırıcı ve yorucu mitingler niçin yapılıyor? 
Bu sorunun bir tek cevabı gövde gösterisi olabilir. Gönül isterdi ki buna gerek duyulmadan daha etkili olan iletişim araçları kullanılsın ve seçmenlerle karşılıklı iletişim sağlansın. Karşılıklı iletişim, katılımcı demokrasinin de en önemli unsurudur.
Mitingler seçmenin oyunu değiştirmiyor, ama partizanlığı arttırıyor. Partizanlık ise milleti birbirine düşman eden ve devleti de yıpratan sosyal bir hastalıktır. Milletimizi bu hastalıktan korumak, siyasi partilerin görevidir. 
Maalesef, bazı siyasi partilerimiz partizanlığı arttırmayı bir başarı kabul ediyorlar. Partizanlığın en tipik görüntüsü, “ne olursa olsun, bizim partiden olsun” anlayışıdır. Bu anlayış, devleti yıkan bir anlayıştır. Çünkü devlette esas olan liyakattir. 
Aslında siyasetçiler, kendilerinden ve partilerinden önce, liyakati ve iyiliği iktidar yapmak için siyaset yapmalıdırlar. Böyle yapılan siyaset, devlet ve millet için faydalı olur. Aksi ise bölücülüğe, bozgunculuğa, yıkıcılığa ve ahlaki yozlaşmaya yol açar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.