Ortadoğu’da sular yeniden ısınıyor. Gerçi “Ne zaman ısınmadı ki?” diyeceksiniz haklı olarak! Ortadoğu’da sular her zaman sıcak ve dalgalıdır. Suların duru zamanı pek olmaz.
Tam da Suriye’de yıllar süren kanlı iç savaşta sona doğru gelinirken, şimdi de yeni bir savaşın tetikçiliği yapılıyor: Suudi Arabistan-İran savaşı.
Bu savaşın Türkiye ile Zerrab davası ile FETÖ başı Gülen ile bir alakası var mı acaba? 
Ne demek mi istiyorum?
Açayım:
Olaylar öyle ani gelişti ki;
Bir anda Yemen’den, İran destekli Husilerin bulunduğu bölgeden Suudi Arabistan’ın başkentine balistik füzeler yağıyor. Suudi rejimi büyük panik içinde İran’ı suçluyor. Hizbullah’ı da, hem Husilerin yanında yer almakla hem de Suudi muhalif gençleri eğitmekle itham ediyor. Lübnan’ın müstafi başbakanı Hariri’yi adeta elinde esir tutuyor.
Suudi Arabistan rejimi, balistik füzelerin Husilere İran tarafından verildiğini iddia ediyor bunun “savaş ilanı olduğunu” söylüyor.
Suudi Arabistan Körfez Bakanı Tamer El Sabhan, El Arabiya televizyonuna yaptığı açıklamada Lübnan’ı da suçluyor ve “Hizbullah’ın Suudi Arabistan’a yönelik tutumu sebebiyle Lübnan’ı savaş ilan eden bir ülke olarak göreceğiz” diyor.
Suudi rejimi arkasına ABD’yi ve İsrail’i alarak, İran ve Lübnan ittifakına karşı bir saldırı planı yapıyor.
Jerusalem Post Gazetesi'nde yer alan bir yazıda eski Savunma Bakanı Moshe Ya'alon şöyle diyor: "İsrail ile Sünni Arap ülkeleri, İran'ın nükleer tehdidine karşı birleşmelidir. İsrail ve Suudi Arabistan yeni müttefikler olmalıdır.”
Yani Ortadoğu’da ABD desteli Sünni cephe, İsrail’i de yanlarına alarak İran’a karşı adım adım son plana doğru gidiyor.
Gelelim bu meselenin Türkiye’yi Zerrab davasını, FETÖ’nün başı ilgilendiren boyutuna.
ABD, Ortadoğu’da oluşturduğu Sünni cephenin İsrail’le birlikte İran’a saldırısını planlıyorsa bu ittifakın içinde Türkiye’nin olmasını mutlaka ister.
Türkiye, gerek Zerrab davasında Türkiye’ye yönelik ağır suçlamaların bertaraf edilmesi, gerek FETÖ’nün başı Gülen’in iadesi için ABD’yle bir takım pazarlıklar yapıyor.
Bu pazarlıklar esnasında ABD’nin Türkiye’den “verin bizim papazı” ya da “tutuklu elçilik görevlilerimizi bırakın” gibi küçük şeyler isteyeceğini (ya da istediğini) sanmıyorum.
Türkiye’yi, yıllarca dost ve kardeş olarak bildiğimiz Suriye’ye karşı bir anda düşman yaptıran ABD’nin, şu sıralar çok iyi ilişkiler içinde olduğumuz ve Suriye’de barış için Astana sürecinde ortak hareket ettiğimiz bir düzlemde ‘aynı düşmanlaştırma taktiğini’ İran’a yönelik olarak da deneyebileceğine dair kuşkum var. 
ABD “Zaten Suudi rejimi ile de ortak bir İslam ordusu kurdunuz, haydi bakalım yeni ordunuzla İran’a karşı sefere çıkın! İsrail de size destek verecek. Karşılığında alın Zerrab’ı, FETÖ başını” dedi mi acaba diye kuşku duyuyorum.
Bazılarınız buna komplo teorisi diyebilir.
Zaten Ortadoğu komploların, entrikaların, ayak oyunlarının beşiği değil mi?
Türkiye’nin, yaşadığı bunca tecrübeden sonra bu ‘pis plana’ razı geleceğine ihtimal vermek istemiyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100