Ebu Hanife, İmam Cafer’in huzurunda -2-
İmam tekrar sorar: Şu, ‘Kıyamet günü nimetlerden dolayı kesin olarak sorgulanacaksınız’ ayetini, ‘Allah, halkı lezzetli yemekler ve yazın içtikleri serin sulardan dolayı sorgulayacaktır’ şeklinde yorumladığını duydum
10.02.2026 00:10:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





İmam tekrar sorar: Şu, 'Kıyamet günü nimetlerden dolayı kesin olarak sorgulanacaksınız' ayetini, 'Allah, halkı lezzetli yemekler ve yazın içtikleri serin sulardan dolayı sorgulayacaktır' şeklinde yorumladığını duydum.
Ebu Hanife, "Evet, doğrudur, bu ayeti böyle yorumladım" dedi.
İmam buyurdu ki: "Eğer bir kimse seni evine davet eder, sana lezzetli yemekler ve serin su ikram eder de sonra bu ikramından dolayı sana minnet koyarsa böyle bir kişi hakkında ne dersin?"
Ebu Hanife, "Cimridir derim" dedi.
İmam, "Acaba Allah cimri midir ki, kıyamet günü bize verdiği yemeklerden dolayı bizi sorgulasın?"
Ebu Hanife sordu: "O halde, Kur'an-ı Kerim'de buyurulan insanların sorgulanacakları nimetlerden maksat nedir?"
İmam dedi ki: "Biz Peygamber ailesinin dostluğu, sevgisi nimetidir."
İmam şöyle devam eder: Kölesi olan bir adam düşün. Adam evlenir. Kölesi de aynı gece evlenir. Aynı gece eşleriyle birlikte olurlar. Sonra yolculuğa çıkarlar. Eşleri aynı evde kalır.
Bu sırda eşleri aynı gece doğum yapar ve her biri bir erkek çocuk dünyaya getirir. Derken ev üzerlerine yıkılır. Kadınların ikisi de ölür. Fakat çocuk¬lar sağ kurtulur. Sana göre bu çocukların hangisi efendi, hangisi köledir, hangisi vâris, hangisi mirastır?"
Ebu Hanife bir kez daha acizliğini itiraf eder: "Ben sadece hadleri bilirim" der.
İmam bir başka soru yöneltir: "Kör bir adam sağlam bir adamın gözünü çıkarsa ve bir adamın elini kesse buna hadleri ne şekilde uygulamak gerekir?"
Ebu Hanife, "Ben nebilerin gönderilmesini bilen bir âlimim" der.
O zaman İmam Câfer-i Sâdık şöyle buyurur: "Şu halde, Yüce Allah'ın, Musa ve Harun'u firavuna gönderirken buyurduğu, 'Belki düşünür veya korkar' sözünü açıklar mısın? Sana göre 'lealle/ belki' edatı şüphe ifade eder, değil mi?"
Ebu Hanife, "Evet" der.
İmam, "Allah da, 'belki' dediğinde şüphe mi ifade eder?"
Ebu Hanife, " bilmiyorum" diye cevap verir.
İmam sözlerini şöyle sürdürür: "Allah'ın Kitabı'na göre fetva verdiğini iddia ediyorsun, ama sen bu Kitaba vâris kılınanlardan biri değilsin.
Kıyas yöntemini benimsediğini ileri sürüyorsun. Bilmen gerekir ki, kıyas uygulayan ilk kimse İblis'tir.
Allah'ın dini kıyas üzerine bina edilemez. Sonra kişisel görüş sahibi olduğunu beyan ediyorsun. Oysa ancak Resulûllah'ın kişisel görüşle hareket etmesi isabetlidir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: 'Onlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmet."
Ama böyle bir ifadeyi başkası için kullanmamıştır. Sen hadleri bildiğini söylüyorsun, fakat şu anda evinde misafir olduğun kişi hadleri senden daha iyi bilmektedir. Sen peygamberlerin gönderilişleri hakkında bilgi sahibi olduğunu söylüyorsun.
Ama Son Peygamber, peygamberlerin gönderilişlerini senden daha iyi bilir. Eğer, 'Resulûllah'ın oğlunun evine gitti de ona hiçbir şey sormadı' demeselerdi, sana herhangi bir şey sormayacaktım. Şimdi kıyas et, eğer kıyas yapabiliyorsan!"
Bunun üzerine Ebu Hanife şöyle der: "Bu günden sonra bir daha Allah'ın dini hakkında kişisel görüş (rey) ve kıyas esasında görüş belirtmeyeceğim."
İmam şu karşılığı verdi: "Bu mümkün değil. Çünkü liderlik sevdası senden öncekilerin yakasını bırakmadığı gibi, senin de yakanı bırakmayacaktır." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Cafer eserinden)
Ebu Hanife, "Evet, doğrudur, bu ayeti böyle yorumladım" dedi.
İmam buyurdu ki: "Eğer bir kimse seni evine davet eder, sana lezzetli yemekler ve serin su ikram eder de sonra bu ikramından dolayı sana minnet koyarsa böyle bir kişi hakkında ne dersin?"
Ebu Hanife, "Cimridir derim" dedi.
İmam, "Acaba Allah cimri midir ki, kıyamet günü bize verdiği yemeklerden dolayı bizi sorgulasın?"
Ebu Hanife sordu: "O halde, Kur'an-ı Kerim'de buyurulan insanların sorgulanacakları nimetlerden maksat nedir?"
İmam dedi ki: "Biz Peygamber ailesinin dostluğu, sevgisi nimetidir."
İmam şöyle devam eder: Kölesi olan bir adam düşün. Adam evlenir. Kölesi de aynı gece evlenir. Aynı gece eşleriyle birlikte olurlar. Sonra yolculuğa çıkarlar. Eşleri aynı evde kalır.
Bu sırda eşleri aynı gece doğum yapar ve her biri bir erkek çocuk dünyaya getirir. Derken ev üzerlerine yıkılır. Kadınların ikisi de ölür. Fakat çocuk¬lar sağ kurtulur. Sana göre bu çocukların hangisi efendi, hangisi köledir, hangisi vâris, hangisi mirastır?"
Ebu Hanife bir kez daha acizliğini itiraf eder: "Ben sadece hadleri bilirim" der.
İmam bir başka soru yöneltir: "Kör bir adam sağlam bir adamın gözünü çıkarsa ve bir adamın elini kesse buna hadleri ne şekilde uygulamak gerekir?"
Ebu Hanife, "Ben nebilerin gönderilmesini bilen bir âlimim" der.
O zaman İmam Câfer-i Sâdık şöyle buyurur: "Şu halde, Yüce Allah'ın, Musa ve Harun'u firavuna gönderirken buyurduğu, 'Belki düşünür veya korkar' sözünü açıklar mısın? Sana göre 'lealle/ belki' edatı şüphe ifade eder, değil mi?"
Ebu Hanife, "Evet" der.
İmam, "Allah da, 'belki' dediğinde şüphe mi ifade eder?"
Ebu Hanife, " bilmiyorum" diye cevap verir.
İmam sözlerini şöyle sürdürür: "Allah'ın Kitabı'na göre fetva verdiğini iddia ediyorsun, ama sen bu Kitaba vâris kılınanlardan biri değilsin.
Kıyas yöntemini benimsediğini ileri sürüyorsun. Bilmen gerekir ki, kıyas uygulayan ilk kimse İblis'tir.
Allah'ın dini kıyas üzerine bina edilemez. Sonra kişisel görüş sahibi olduğunu beyan ediyorsun. Oysa ancak Resulûllah'ın kişisel görüşle hareket etmesi isabetlidir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: 'Onlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmet."
Ama böyle bir ifadeyi başkası için kullanmamıştır. Sen hadleri bildiğini söylüyorsun, fakat şu anda evinde misafir olduğun kişi hadleri senden daha iyi bilmektedir. Sen peygamberlerin gönderilişleri hakkında bilgi sahibi olduğunu söylüyorsun.
Ama Son Peygamber, peygamberlerin gönderilişlerini senden daha iyi bilir. Eğer, 'Resulûllah'ın oğlunun evine gitti de ona hiçbir şey sormadı' demeselerdi, sana herhangi bir şey sormayacaktım. Şimdi kıyas et, eğer kıyas yapabiliyorsan!"
Bunun üzerine Ebu Hanife şöyle der: "Bu günden sonra bir daha Allah'ın dini hakkında kişisel görüş (rey) ve kıyas esasında görüş belirtmeyeceğim."
İmam şu karşılığı verdi: "Bu mümkün değil. Çünkü liderlik sevdası senden öncekilerin yakasını bırakmadığı gibi, senin de yakanı bırakmayacaktır." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Cafer eserinden)




















































































