Beyaz Saray'da gerçekleşen tarihi Erdoğan-Trump zirvesinden tam bir gün önce Donald Trump: 'Bundan bıktım, ilişkiler düzeyinde cüretkar bir adım atalım ve ihtiyacı olanı verelim'.
Tom Barrack: 'Tamam Sayın Başkan, neye ihtiyacı var?'
Donald Trump: 'Meşruiyet'.
Barrack, Trump'ın bu cevabının ardından konuşmasına: 'Çok akıllı biri. Mesele sınırlar, S-400 ya da F-16'lar değil. Mesele meşruiyet' dedi.
Sayın Erdoğan bu cümlelere sessiz kalırken, muhalefet, "Bir Türk cumhurbaşkanının meşruiyet kaynağı Washington değil, Türk milletidir" diyerek hem iktidarın sessizliğini hem de ABD'nin bu terbiyesizliğini eleştirdi.
10 Haziran'da Sayın Erdoğan: "Bugüne kadar bizim şahıslarla işimiz olmadı. Bundan sonra da olmayacak. Çünkü AK Parti hareketi olarak bizim mücadelemiz kişilerle değil, CHP'nin halk düşmanı, milli irade düşmanı ideolojisiyledir.
Bizim mücadelemiz, ellerine fırsat geçse Türkiye'yi tek parti karanlığına tekrar götürecek faşizm heveslileridir. Bizim mücadelemiz, batılı patronlarından aferin alabilmek için Türkiye'yi yurt dışına şikâyet eden mandacılardır' dedi.
Yorum yok!
G7
Fransa'nın ev sahipliğinde G7 zirvesi yapıldı. Zirveye üye ülkelerin (ABD, Fransa, İtalya, Almanya, İngiltere, Japonya, Kanada ve AB) yanında özel davetle:
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid el-Nahyan, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ve Hindistan: Başbakan Narendra Modi katıldı.
Ahmed Şara resmi olarak davet edildi. Mesai yoğunluğunu göstererek katılmadı.
Zirvede İran, Irak, Suriye, Filistin, Gazze, Lübnan, Hürmüz, Akdeniz, Kıbrıs, Karadeniz kısaca bizim coğrafyamız konuşuluyordu.
Ama Sayın Erdoğan davet edilmemişti. Demek ki G7 üyeleri manda ve mandacılık karşıtlarından hoşlanmıyor. Ne dersiniz?
Hiç unutmadım
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş anlatmıştı: "Ahmet Erimhan'ın da katıldığı bir toplantıda ABD'nin Büyükelçisi, bendenizi ziyaret etmek istedi.
Niye, beni ziyaret etsinler diye düşündüm? Sonra öğreniyorum ki, Türkiye'de siyasilerden istedikleri sonucu elde edemiyorlar, yeni bir tane av arıyorlar.
Baktılar bu hoca has bir adam, sakallı biri, bununla milleti ikna ederiz, bunu bir avlayalım! Ağı attılar, beni bekliyorlar.
Ben de arkadaşları topladım. Bakınız şu anda Türkiye'de bütün imkanlar bizim önümüze kondu, isteyen Başbakan olur, Bakan olur, Vekil olur, genel müdür olur, her şey olabilirsiniz. Bana derseniz, 'hocam, sen ne olacaksın'. Hiçbir şey olmayacağım.
Bendeniz, onları kabul bile etmedim. Ancak iki arkadaşımız Ankara'da, Büyükelçi ile 3 saatlik bir görüşme yaptılar, görüşme sonrasında Büyükelçi, 'Kapımız Haydar Baş Bey'e ardına kadar açıktır, bekliyoruz' dediler.
Siyasette hakikaten bir koltuk sahibi olma diye derdim olsaydı, bu büyük fırsatı kaçırmazdım…
Allah'a şükürler olsun ki, dünyaya bakarak ahretimi terk etmedim. Evvela bu konular önüme geldiğinde şunu hesap ederim: Bu adam, bana istediğimi verecek ama benden ne isteyecek? Onun cevabını verdikten sonra 'olur mu, olmaz mı' kararını veririm.
Dedim ki: Bu adamlar, bize bunu verirken;
1-Namusumuzu isteyecekler
2-Vatanımızı isteyecekler
3- Devletimizi isteyecekler
4- Dinimizi isteyecekler
5- Servetimizi isteyecekler…
Rahmetli hocalarım Baki Bektaş, Celal Mısır ve Ali Gedik ile istişare ettikten sonra dedim ki, dünyaya bir defa geldim. Ben bu teklife 'evet' diyemeyeceğim. Onlar da, 'biz de evet, diyemeyiz' diye cevap verdiler. Ben, ABD Büyükelçisi ile görüşme dahi yapmadım."
Merhum Baş Hocamız sadece ABD'nin isteklerine hatır, demekle kalmadı. Ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli ile ABD'nin elini, kolunu bağladı.
Hem içerden, hem de dışarıdan Baş Hocamıza bu duruşundan ötürü çok bedel ödetmek istediler.
Hakkında yüzlerce dava açtılar. Öncülük ettiği kurumları adeta ablukaya aldılar. Medya ve satılmış kalemler üzerinden iftiralar attılar.
Ama O, duruşundan zerre taviz vermedi. Hakikati söylemekten hiç mi hiç çekinmedi. Hep uyarıcı oldu. İktidarı da, muhalefeti de, milletimizi de emperyalist tehlikeye karşı uyardı. Kurtuluş yolunu gösterdi.
Ama dinlemediler. Neden? Çünkü o gemiye kendi istekleri ile binmiştiler. Lüks, şatafat, mal, makam hoş gelmişti. Ama bunun bir karşılığı vardı ve o karşılığı devlet ve millet olarak ödüyoruz. Ödemekle de bitecek gibi değil.
Merhum Baş Hocamı, ABD, AB hayranlarına, onlarsız olmaz, diyenlere 2010 yılında şu cevabı veriyordu;
"Deniliyor ki, 'Bizim hukukumuz onlarla iyi olması lazım'.
Ne yaptı ki iyi olacak?
Türkiye'nin hukukunun bir milletle, devlet iyi olması için, o milletin, devletin Türkiye coğrafyası üzerinde hesabı olmaması gerekir.
Bu coğrafyada gözü olmayacak ülke olacak. Bunlar kimlerdir? Hindistan, Tayland, Tayvan, Kore, vesairedir... Niye bunları sayıyorum. Bu adamların, bizim ülkemiz üzerinde şu ana kadar hesabı olduklarını duymadım. Siz duydunuz mu?
Peki, Avrupa'yı, ABD'yi duydunuz mu? Evet, duydunuz. Hem toplu halde, hem de teker teker hesapları var.
Beni iyi sömürsünler; hem milleti, hem vatanı bölsünler diye bu adamların kurduğu topluluğa gireceğim, dostum, diyeceğim, stratejik ortaklık yapacağım. Öyle mi?
Vallahi buna müsaade etmem. Sonra Avrupa, ABD kim oluyor? Nedir bunlar? Benim anlamadığım nokta bu! Hangi yönleri bizim üstümüzde?"
Tom Barrack: 'Tamam Sayın Başkan, neye ihtiyacı var?'
Donald Trump: 'Meşruiyet'.
Barrack, Trump'ın bu cevabının ardından konuşmasına: 'Çok akıllı biri. Mesele sınırlar, S-400 ya da F-16'lar değil. Mesele meşruiyet' dedi.
Sayın Erdoğan bu cümlelere sessiz kalırken, muhalefet, "Bir Türk cumhurbaşkanının meşruiyet kaynağı Washington değil, Türk milletidir" diyerek hem iktidarın sessizliğini hem de ABD'nin bu terbiyesizliğini eleştirdi.
10 Haziran'da Sayın Erdoğan: "Bugüne kadar bizim şahıslarla işimiz olmadı. Bundan sonra da olmayacak. Çünkü AK Parti hareketi olarak bizim mücadelemiz kişilerle değil, CHP'nin halk düşmanı, milli irade düşmanı ideolojisiyledir.
Bizim mücadelemiz, ellerine fırsat geçse Türkiye'yi tek parti karanlığına tekrar götürecek faşizm heveslileridir. Bizim mücadelemiz, batılı patronlarından aferin alabilmek için Türkiye'yi yurt dışına şikâyet eden mandacılardır' dedi.
Yorum yok!
G7
Fransa'nın ev sahipliğinde G7 zirvesi yapıldı. Zirveye üye ülkelerin (ABD, Fransa, İtalya, Almanya, İngiltere, Japonya, Kanada ve AB) yanında özel davetle:
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid el-Nahyan, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ve Hindistan: Başbakan Narendra Modi katıldı.
Ahmed Şara resmi olarak davet edildi. Mesai yoğunluğunu göstererek katılmadı.
Zirvede İran, Irak, Suriye, Filistin, Gazze, Lübnan, Hürmüz, Akdeniz, Kıbrıs, Karadeniz kısaca bizim coğrafyamız konuşuluyordu.
Ama Sayın Erdoğan davet edilmemişti. Demek ki G7 üyeleri manda ve mandacılık karşıtlarından hoşlanmıyor. Ne dersiniz?
Hiç unutmadım
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş anlatmıştı: "Ahmet Erimhan'ın da katıldığı bir toplantıda ABD'nin Büyükelçisi, bendenizi ziyaret etmek istedi.
Niye, beni ziyaret etsinler diye düşündüm? Sonra öğreniyorum ki, Türkiye'de siyasilerden istedikleri sonucu elde edemiyorlar, yeni bir tane av arıyorlar.
Baktılar bu hoca has bir adam, sakallı biri, bununla milleti ikna ederiz, bunu bir avlayalım! Ağı attılar, beni bekliyorlar.
Ben de arkadaşları topladım. Bakınız şu anda Türkiye'de bütün imkanlar bizim önümüze kondu, isteyen Başbakan olur, Bakan olur, Vekil olur, genel müdür olur, her şey olabilirsiniz. Bana derseniz, 'hocam, sen ne olacaksın'. Hiçbir şey olmayacağım.
Bendeniz, onları kabul bile etmedim. Ancak iki arkadaşımız Ankara'da, Büyükelçi ile 3 saatlik bir görüşme yaptılar, görüşme sonrasında Büyükelçi, 'Kapımız Haydar Baş Bey'e ardına kadar açıktır, bekliyoruz' dediler.
Siyasette hakikaten bir koltuk sahibi olma diye derdim olsaydı, bu büyük fırsatı kaçırmazdım…
Allah'a şükürler olsun ki, dünyaya bakarak ahretimi terk etmedim. Evvela bu konular önüme geldiğinde şunu hesap ederim: Bu adam, bana istediğimi verecek ama benden ne isteyecek? Onun cevabını verdikten sonra 'olur mu, olmaz mı' kararını veririm.
Dedim ki: Bu adamlar, bize bunu verirken;
1-Namusumuzu isteyecekler
2-Vatanımızı isteyecekler
3- Devletimizi isteyecekler
4- Dinimizi isteyecekler
5- Servetimizi isteyecekler…
Rahmetli hocalarım Baki Bektaş, Celal Mısır ve Ali Gedik ile istişare ettikten sonra dedim ki, dünyaya bir defa geldim. Ben bu teklife 'evet' diyemeyeceğim. Onlar da, 'biz de evet, diyemeyiz' diye cevap verdiler. Ben, ABD Büyükelçisi ile görüşme dahi yapmadım."
Merhum Baş Hocamız sadece ABD'nin isteklerine hatır, demekle kalmadı. Ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli ile ABD'nin elini, kolunu bağladı.
Hem içerden, hem de dışarıdan Baş Hocamıza bu duruşundan ötürü çok bedel ödetmek istediler.
Hakkında yüzlerce dava açtılar. Öncülük ettiği kurumları adeta ablukaya aldılar. Medya ve satılmış kalemler üzerinden iftiralar attılar.
Ama O, duruşundan zerre taviz vermedi. Hakikati söylemekten hiç mi hiç çekinmedi. Hep uyarıcı oldu. İktidarı da, muhalefeti de, milletimizi de emperyalist tehlikeye karşı uyardı. Kurtuluş yolunu gösterdi.
Ama dinlemediler. Neden? Çünkü o gemiye kendi istekleri ile binmiştiler. Lüks, şatafat, mal, makam hoş gelmişti. Ama bunun bir karşılığı vardı ve o karşılığı devlet ve millet olarak ödüyoruz. Ödemekle de bitecek gibi değil.
Merhum Baş Hocamı, ABD, AB hayranlarına, onlarsız olmaz, diyenlere 2010 yılında şu cevabı veriyordu;
"Deniliyor ki, 'Bizim hukukumuz onlarla iyi olması lazım'.
Ne yaptı ki iyi olacak?
Türkiye'nin hukukunun bir milletle, devlet iyi olması için, o milletin, devletin Türkiye coğrafyası üzerinde hesabı olmaması gerekir.
Bu coğrafyada gözü olmayacak ülke olacak. Bunlar kimlerdir? Hindistan, Tayland, Tayvan, Kore, vesairedir... Niye bunları sayıyorum. Bu adamların, bizim ülkemiz üzerinde şu ana kadar hesabı olduklarını duymadım. Siz duydunuz mu?
Peki, Avrupa'yı, ABD'yi duydunuz mu? Evet, duydunuz. Hem toplu halde, hem de teker teker hesapları var.
Beni iyi sömürsünler; hem milleti, hem vatanı bölsünler diye bu adamların kurduğu topluluğa gireceğim, dostum, diyeceğim, stratejik ortaklık yapacağım. Öyle mi?
Vallahi buna müsaade etmem. Sonra Avrupa, ABD kim oluyor? Nedir bunlar? Benim anlamadığım nokta bu! Hangi yönleri bizim üstümüzde?"
Akın Aydın / diğer yazıları
- G7 zirvesi ve Mandacılar / 22.06.2026
- Maarif modeli ve yeni anayasa / 21.06.2026
- BOP genişliyor mu? / 19.06.2026
- Kudüs, Şam ve Bursa / 18.06.2026
- Bu savaş bitmez, ta ki! / 17.06.2026
- Fakir değiliz, fakir bırakıldık / 15.06.2026
- ‘Alo adalet’ ve Arz-ı Mevut / 14.06.2026
- Dünya kupasında insanlık aşağılanıyor / 12.06.2026
- Devlet Bahçeli ile Bay Kemal’in üst aklı aynı / 11.06.2026
- Hükümet, kendini de inkar ediyor / 10.06.2026
- Maarif modeli ve yeni anayasa / 21.06.2026
- BOP genişliyor mu? / 19.06.2026
- Kudüs, Şam ve Bursa / 18.06.2026
- Bu savaş bitmez, ta ki! / 17.06.2026
- Fakir değiliz, fakir bırakıldık / 15.06.2026
- ‘Alo adalet’ ve Arz-ı Mevut / 14.06.2026
- Dünya kupasında insanlık aşağılanıyor / 12.06.2026
- Devlet Bahçeli ile Bay Kemal’in üst aklı aynı / 11.06.2026
- Hükümet, kendini de inkar ediyor / 10.06.2026

























































