İnsanların kalabalıklar içerisinde yalnız kaldıkları bir zaman diliminden geçiyoruz. Oysaki mensubu bulunduğumuz İslam dini insana sahip çıkan, akrabayı, mazlumu, hastayı, yoksulu, dulu, yetimi, kimsesizi adaletle, ihsanla, hakkaniyetle, cömert bir şekilde korumayı emreden bir din.
Bu gerçeği de hoca efendiler her Cuma hutbelerde cemaate hatırlatıyor. "Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar. İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt veriyor."(Nahl, 90)
Şimdi bu ayet-i kerimede aslında biz Müslümanların nasıl bir ahlaka sahip olmamızı ve toplum içinde nasıl hareket etmemiz gerektiğinin koordinatları veriliyor, anlatılıyor, öğretiliyor.
Görüldüğü gibi Allah (c.c) adaleti emrediyor. Peki, Allah adaleti emredince acaba neyi kast ediyor? Aslında toplumdaki doğal olarak insanlardaki bütün sorunların temelinde de Allah (c.c) bizden nasıl bir adalet istediğini okumamıza rağmen bunu maslahatla kendi benci egomuza göre yorumlamamızdır.
Adalet; zulmün, haksızlığın zıddıdır. Adalet dediğimizde bir şeyi konulması gereken yere koymaktır. Her hak sahibine hakkını vermektir, ödemektir. Yukarıda verdiğimiz ayet-i kerimede anlaşılacağı gibi; herkese hak ettiği şeyi tam olarak ödemek, vermektir. Bu bir borç ise ilgili kimseye borcunu vermek ya da alacağını almaktır.
Ancak ayet-i kerimede bir de ihsan kavramını okuyoruz. Peki, ihsan denildiğinde ne anlamamız gerekiyor? İhsan kelimesi güzel yani hüsün kavramlarından türetilmiştir.
Genel olarak iyilik anlamına gelir. Aynı zamanda iyilikle iyilik yapmak manasını da içerir.
İslam öyle bir insan, öyle bir toplum inşa etmek istiyor ki; o toplumun ve insanın özü, temeli iyilik, adalet ve ihsandan oluşturulmaya çalışıyor.
Bu vadiye gelmişken ihsan ve adalet kavramlarını şöyle açıklayabiliriz; mesela bir kardeşimizin bir başkasına borcu olsun. Bu borcunu üstüne düşen, ödemesi gereken miktardan fazlasıyla ödemesi ihsandır.
Adalet ise dengini vermektir. Yani borcunuz neyse, kaç paraysa onu ödemektir.
İhsanda fazladan vermek yani dengin artısını vermek vardır. Ya da alması gerekenden daha azını almaktır. Burada özellikle emekçilerin daha çok gözetilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çok muhterem Prof. Dr. Haydar Baş hocamız buna çok riayet ederdi.
Onun hayatı zaten tamamen bir ihsan haliydi.
Bir seyahatinde arkadaşlarla beraber köfte satan bir ustamızın tezgâhının önünde dururlar ve arkadaşlar köfte siparişi verirler. Köftelerin ücretini ödemeye sıra gelince arkadaşlar "pazarlık yapmak sünnettir" ilkesinden hareketle bu ustamızla pazarlık yapmaya kalkışırlar. Hocam fark eder, olaya hemen müdahale eder. Arkadaşları ikaz eder: "Oğlum bu abimiz emeği ile şu tezgâhta az çok rızkını kazanıyor. Onunla pazarlık etmeyin. Pazarlığı o lüks mağazalarda, markalı ürün satan yerlerde alış veriş yaptığınız zaman yapın. Şimdi herkes yediği köftelerin ücretini fazlasıyla bu abimize ödesin" der ve ödeme fazlasıyla yapılır.
Arkadaşlar belki indirimli olarak o köfteleri yeseydi bu kadar mutlu ve huzurlu olmayacaklardı. Hocamın bu ikazıyla arkadaşların hem karnı hem de gönülleri huzurla doydu. Hocamın hayatında bunun gibi sayısız örnekler var. Bir kâmil insan ile birlikte olmanın insana kazandırdığı en önemli huy belki de ihsan halidir. Allah bu hali hal edinenlerden eylesin.
İhsan başkasına iyilik etmek bu iyiliği de güzel bir şekilde yapmaktır.
Hayata ve topluma ihsan aşısı yapıldığında insanlar arasında sevgi, saygı, karşılıklı güveni sağlanmış olur.
Ne de çok ihtiyacımız var bu anlayışa değil mi?
Kim mutlu olmaz ki alacağından fazlasının güzellikle verilmesinden veya vereceğinin ikram edilerek az alınmasından.
Böyle insanların yaşadığı bir toplum da tek şikâyet her halde yalnızca ölümden olur.
- Mustafa Kemal Atatürk bir Osmanlı paşasıydı / 01.04.2025
- Bayram, şeker ve ruhsuzluk / 29.03.2025
- Akıl mı aşk mı? İnsanı insan yapan nedir? / 25.03.2025
- Akıl ve inanç: Haritasız yolculuk olur mu? / 22.03.2025
- Ehlibeyt ve Ramazan: Oruç, sadece bir açlık mıdır? / 21.03.2025
- Boğaz kanla dolu, ama geçilmez! / 18.03.2025
- Unutulan hakikat, kaybolan insanlık / 16.03.2025
- İnsanın, insan-ı kâmil olduğu ay: Ramazan / 14.03.2025
- İstiklal’in sesi: Bir milletin ruhuna kazınan marş / 12.03.2025