Küresel siyasetin en kırılgan hatlarından biri olan ABD-İran ilişkileri, İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen tarihi ve bir o kadar da sancılı bir zirveye sahne oldu.
Pakistan ve Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen, yaklaşık 18 saat süren yoğun ve gerilimli ilk tur görüşmeleri dün tamamlandı.
Tarafların masadan "cesaret verici bir ilerleme" ve nihai bir anlaşmayı hedefleyen 60 günlük bir yol haritası ile kalkması diplomatik bir başarı gibi görünse de arka planda yaşananlar, sürecin ne denli pamuk ipliğine bağlı olduğunu gözler önüne seriyor.
ABD Başkanı Trump'ın müzakereler sürerken savurduğu sert tehditler karşısında İran heyetinin masayı terk etmesiyle sarsılan zirve, doğrudan diyalogdan arabulucular vasıtasıyla yürütülen dolaylı bir diplomasiye evrilerek tamamlanabildi.
Masadaki kazanımlar ve petrol yaptırımlarının esnetilmesi
Cenevre'deki müzakerelerin ilk turu sonunda Tahran'a dönen İran'ın üst düzey heyeti, özellikle ekonomik ve teknik kazanımlar konusunda somut adımlarla masadan ayrıldı.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Merkez Bankası Başkanı Abdulnasır Hemmati'nin açıklamalarına göre, taraflar arasında daha önce imzalanan İslamabad Mutabakatı çerçevesinde önemli maddelerde uzlaşı sağlandı.
Bu uzlaşının en somut ekonomik çıktısı, ABD Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi'nin (OFAC) İran'ın petrol, petrokimya ürünleri ve türevlerinin satışına yönelik yaptırımları geçici olarak askıya alacak bir muafiyet tanımayı kabul etmesi oldu.
Hemmati, petrol ihracatının zaten sürdüğünü ancak bu muafiyet sayesinde artık yaptırımların getirdiği ek maliyetler olmadan, daha rahat bir ekonomik hareket alanı bulunacağını belirtti.
Bunun yanı sıra, Katar bankalarında dondurulmuş olan İran varlıklarının serbest bırakılmasına yönelik mekanizmaların ele alınması ve deniz ablukasının kaldırılması, Tahran'ın masadaki öncelikli şartlarının karşılık bulmaya başladığını gösteriyor.
Buna karşılık Washington yönetimi de kendi stratejik hedefleri doğrultusunda önemli bir adım attı. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran'ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerini yeniden ülkeye davet etmeyi kabul ettiğini duyurdu.
Vance, müfettişlerin çok kısa bir süre içinde, hatta "bugün itibarıyla" göreve başlayabileceğini işaret ederek nükleer faaliyetlerin denetlenmesi ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarının azaltılması konusunda Washington'ın ısrarcı olduğunu hatırlattı.
Lübnan cephesi: Ateşkes mekanizması ve bölgesel egemenlik tartışmaları
Müzakerelerin en kritik ve hararetli başlıklarından birini şüphesiz Lübnan'daki çatışmalar oluşturdu.
İslamabad Mutabakatı'nın birinci maddesi uyarınca, Lübnan'daki ateşkesin uygulanmasını izlemek ve koordinasyonu sağlamak amacıyla tarafların ortak bir izleme mekanizması kurması kararlaştırıldı.
İran devlet medyasına göre, Tahran bu mekanizmaya resmi temsilci göndermeyi kabul etti.
Ancak sahadaki gerçekler diplomatik salonlardaki kadar yumuşak değil. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın, İsrail'in güney Lübnan'daki "güvenlik bölgesinden" çekilmeyeceğini açıklaması tansiyonu yüksek tutmaya devam ediyor.
Buna rağmen, Trump'ın İsrail'den "kısmi" bir çekilme talep ettiği, buna karşın İran ve Hizbullah'ın "tam çekilme" konusunda dayattığı belirtiliyor.
İsrail ordusunun mavi hattan kısmen çekilerek bazı pilot bölgelerde sorumluluğu Lübnan ordusuna devretme hazırlığı yaptığı yönündeki iddialar, sahadaki askeri varlığın azaltılması operasyonunun başladığına işaret ediyor.
Tasnim haber ajansının aktardığı "İsrail çekilmezse İran müzakereleri durduracak" resti ise Tahran'ın bu konudaki kırmızı çizgisini netleştiriyor.
Madalyonun diğer yüzünde ise Lübnan'ın kendi egemenlik hakları yer alıyor.
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn; ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Beyaz Saray danışmanı Jared Kushner ve Katar Başbakanı Şeyh Muhammed ile yürüttüğü telefon diplomasisinin ardından net bir duruş sergiledi.
Avn, savaşı bitirecek her türlü yardıma açık olduklarını ancak yardım ile iç işlerine müdahaleyi birbirinden ayırdıklarını vurgulayarak, "Biz egemen bir ülkeyiz ve bizim adımıza hiç kimse müzakere yürütemez" diyerek mezhepsel yapılar yerine devlet otoritesinin esas alınması gerektiğini hatırlattı.
Buradaki problem ise, Lübnan hükümetinin ABD ve İsrail ile uyumlu hareket etmesi. Eğer Lübnan Hizbullah'ının direnişi olmasaydı, bugün Lübnan'ın tamamı İsrail'in işgali altında olurdu.
Lübnan Cumhurbaşkanı'nın İsrail'in saldırılarından çok, bu saldırılara karşı duran Hizbullah'ı ve de ABD ile barış anlaşmasına Lübnan'da çatışmaları durdurma şartı koyan İran'a karşı eleştirilerde bulunması oldukça dikkat çekici.
ABD'nin ajandasında, İsrail'in korkulu rüyası olan Hizbullah'ın Lübnan hükümeti ve ordusuyla baskılanması projesi var.
Tehditlerin gölgesinde masayı terk etme resti ve gelecek stratejileri
Cenevre Görüşmeleri'ne damgasını vuran asıl olay, Trump'ın Fox News ekranlarından savurduğu "Hürmüz'ü kapatırlarsa İran'ı yok ederiz" şeklindeki sert tehdidi oldu.
Bu açıklamanın ardından İran Müzakere Heyeti Başkanı Muhammed Bakır Galibaf liderliğindeki heyet, onurlu bir duruş sergileyerek salonu terk etti.
ABD heyeti ve arabulucularda şok etkisi yaratan bu protesto, diplomatik bir krize yol açsa da İran'ın tavizsiz duruşunu pekiştirdi.
Galibaf, Trump'ın tehditlerine karşı "Biz Amerikalıların tehditlerini dikkate almıyoruz, silahlı kuvvetlerimiz farklı şekilde karşılık vermeye hazır" diyerek rest çekti.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da sürecin başından beri bir santim bile taviz vermediklerini, boyun eğmeyeceklerini vurguladı.
Benzer şekilde Dini Lider Danışmanı Muhsin Rızai, bölgedeki her türlü Amerikan provokasyonundan Washington'ın sorumlu tutulacağını ilan etti.
Üst düzey heyetlerin Tahran'a dönmesiyle birlikte İsviçre'deki diplomatik süreç, Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi başkanlığındaki teknik ekibin yürüteceği alt çalışma gruplarına devredildi.
İran, sahada elde ettiği pozisyonu masada korumaya çalışırken, Washington ve İsrail'in bu 60 günlük süreyi bir "zaman kazanma ve güç toplama" stratejisi olarak kullanma ihtimali oldukça yüksek.
Özellikle İsrail'in süreci sabote etme girişimlerine ve ABD'nin cayma politikalarına karşı Tahran'ın son derece temkinli ve uyanık olması gereken, diplomasi tarihinin en zorlu virajlarından birine girilmiş durumda.
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026
- Büyük zafer hayali kuran Trump, İran duvarına tosladı / 14.06.2026
























































