Dinler tarihine ve düşünce tarihine baktığımız zaman Peygamberlerin, düşünürlerin, filozofların genellikle şehirlerde çalışma yaptıklarını görüyoruz. Peygamberlerin ve düşünürlerin düşüncelerini, fikirlerini inançlarını kabul ettirmek, yaymak için şehirlerde bulunduklarını ve yaşadıkları bir gerçektir. Çünkü şehir insanı gerek yaşam biçimi ile gerekse kültürü ile yeniliklere yeni düşüncelere daha açık olduğunu söyleyebiliriz.
Şehir kavramı Arapça Medine kavramıyla aynı anlama gelmektedir. Medine kavramı hem semantik hem de ontolojik olarak dinle bağlantılıdır. Türkçemizde uygarlık anlamında kullanılan medeniyet kelimesi de Medine kavramından geliyor.
Fikirlerin, düşüncelerin tabii ki dinlerin ortaya çıkabilmeleri için, tutuna bilmeleri için şehirde yaşayan bir insan tipine ihtiyacı var. Dinlerin ve fikirlerin hedef kitlesi genellikle şehir insanları olmuştur. Medeniyetlerinde şehir merkezli olduğunu söylemeliyiz. Tabii burada badiye de (Kırsalda, çölde, dağda, ovada yaşayan) yaşayan insanların dinin ve düşüncelerin çok yüksek gayelerine tutulmaları oldukça zor, bunun pek çok sebepleri var.
Mesela yaşam biçimleri, hayat koşullarının zorluğu. Köyde yaşayan bir insanı düşünelim, güneşin doğuşu ile sabahın ilk ışıkları ile beraber evinden çıkıyor. Bağına, bahçesine gidiyor ve güneş batıncaya kadar çalışıyor. Evine geldiği zaman ki yorgun, bitkin halini düşünebiliyor musunuz? Bu hali yaşayan bilir.
Köyde, kırsalda, çölde yaşayan insanların yaşam koşullarının zorluğundan dolayı olsa gerek ki, dinlerin ilk geldiği yerler Medine yani şehirler olmuştur. Mekke de bir meddineydi yani şehirdi. Şehirlerin şöyle özellikleri var; ticaretin merkezi olması, farklı insanlarla etkileşimin, kültürel alış verişin olması.
Şehirlerin limanlara yakın kurulması nedeniyle deniz yoluyla farklı ülkelere, şehirlere gitmenin, gelmenin kolay olması. Eski dönemlerde köleliğin yaygın olması nedeniyle güç, kuvvet ve emek gerektiren işlerin kölelere yaptırılması, şehirde yaşayan insanların boş vakitlerinin olması. Tabii ki badiyede yaşayan insanlarda Allah'ın kulları, onların da Allah'ın emirlerine ve yasaklarına ihtiyaçları var ama burada anlatmak istediğimiz fikirlerin ve tabii ki dinlerin yüksek fikirlerinin yerleşmesi noktasında şehirlerin ortamlarının daha uygun olduğu. Özellikle dinlerin hedef kitlesi dinin yaşanması, uygulanması için uygun ortamlar şehirlerdir, yani Medine'dir.
Şehirlerin değişken, dinamik özelliğinden dolayı, insanlar, şehirlerde daha sosyal, hemcinsleriyle muaşeret içinde yaşama imkânı bulmaktadırlar. İnsanın sosyal bir varlık olduğunu biliyoruz. Dinde insanın diğer insanlarla ilişkilerini düzenleyen diğer varlıklarla nasıl ilişki kurması gerektiğini öğreten ilahi yasalar bütünüdür.
Din bize neleri öğretiyor? Kendimizle, kendimiz dışındaki insanlarla, diğer canlılar ve varlıklarla, tabii ki Allah ile nasıl bir ilişki içerisinde olmamız gerektiğini öğretir. Din insanlara ilişki biçimlerini, nasıl ilişkiler kurması gerektiğini anlatır. Din öncelikle Allah ile dikey bir ilişki kurmamızı sağlar. Dikey ilişkinin bir de yatay yansıması var. İnsanın insanla ilişkisi, kendisiyle, nefsi ile olan ilişkisi ve diğer varlıklarla olan ilişkisi.
Bu ilişkiler sunmuş olduğu imkân ve yapısından dolayı en iyi, en verimli olarak şehirlerde gerçekleşiyor. Bu sebepten olacak ki Farabi "El Medinetü'l Fazıla" adlı eserinde şehirlerin erdemin en iyi yaşatılabileceği yerler olarak yazmaktadır. Fakat günümüzde şehirlerden bir kopuş, büyük bir kaçış var. Sorgulamamız gereken bu. İçinde geçtiğimiz pandemi sürecinin, ekonomik zorluklar, hayat pahalılığının bunda büyük bir etkisi var. Günümüzde insanlar şehirlerde ayakta kalmak için büyük bir mücadele veriyor. Fakat meselenin daha derinlerde olduğunu belirtmemiz gerekiyor. (devam edecek…)
- Mustafa Kemal Atatürk bir Osmanlı paşasıydı / 01.04.2025
- Bayram, şeker ve ruhsuzluk / 29.03.2025
- Akıl mı aşk mı? İnsanı insan yapan nedir? / 25.03.2025
- Akıl ve inanç: Haritasız yolculuk olur mu? / 22.03.2025
- Ehlibeyt ve Ramazan: Oruç, sadece bir açlık mıdır? / 21.03.2025
- Boğaz kanla dolu, ama geçilmez! / 18.03.2025
- Unutulan hakikat, kaybolan insanlık / 16.03.2025
- İnsanın, insan-ı kâmil olduğu ay: Ramazan / 14.03.2025
- İstiklal’in sesi: Bir milletin ruhuna kazınan marş / 12.03.2025

























































