İsrail'in muhafızı, ABD'nin emir eri Ürdün Kralı ülkemize geldi. Görüştüler, konuştular. Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde devletin yönetim merkezi olarak kullanılan Dolmabahçe Sarayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a Ürdün Kralı 2. Abdullah tarafından "Hüseyin Bin Ali Nişanı" takdim edildi.
Sayın Erdoğan 'Hadi oradan' çekmişti
Hüseyin Bin Ali'ye gelmeden önce geçtiğimiz Kasım ayında AKP Grup Toplantısı'nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kurduğu cümleleri bir hatırlatayım:
"Bize on yıllar boyunca aynı masalı anlattılar. Bugün de aynı masalı ısıtıp ısıtıp önümüze getiriyorlar. Neymiş 'Araplar bizi sırtımızdan vurdu' Hadi oradan.
Biz, Selçuklu'nun torunlarıyız, Osmanlı'nın torunlarıyız. Biz yıkmak için değil gönüller yapmak için oralardayız."
Arkadan vuran o nişanın sahibi idi
Murat Bardakçı 30 Mayıs 2004 tarihli Hürriyet'teki yazısına şöyle başlıyordu:
"Anadolu Ajansı'nın hafta başında geçtiği bir haber, gazetelerde oldukça küçük şekilde yer aldı: Filistinli lider Yaser Arafat 'Mescid-i Aksa'yı Türkiye'nin korumasını' istemiş, Filistinli Bakan Salim Tamari de 'Osmanlı Türk'ünün kıymetini bilemedik. İhanetin bedelini ödemeye devam ediyoruz' demişti.
Aynı sözleri bundan tam 73 yıl önce bir başka Arap lider, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Arap Yarımadası ile Ortadoğu'nun elimizden çıkmasıyla neticelenen Arap isyanını başlatan Şerif Hüseyin de etmiş ve 1931 Mayıs'ında sürgünde yaşadığı Amman'da ölüm döşeğindeyken 'Osmanlı'ya kılıç çekmemeliydim. İhanetimin bedelini ödüyorum' diye itirafta bulunmuştu. 73 yıl arayla aynı aylarda yapılan bu itiraflar, bana hiç de tesadüfmüş gibi gelmiyor…
Bizim, 'Şerif Hüseyin' dediğimiz Hüseyin bin Ali, 1856'da Mekke'de doğdu. Sultan Abdülhamid'in iktidarı sırasında Arap bağımsızlığı hevesine düştüğü fark edilince İstanbul'dan ayrılması yasaklandı. Senelerce evinden dışarıya adım atamadı ama Abdülhamid'i deviren İttihatçılar akıl almaz bir iş yapıp Hüseyin'i, Mekke'ye 'Emir' tayin ettiler…
Derken Birinci Dünya Savaşı patladı ve Hüseyin'in İngilizlerle çok önceden başlayan teması semeresini verdi, kendisini 'Hicaz Kralı' ilán etti ve zamanın hükümdarı Sultan Reşad'ın ilán ettiği cihada karşı iki ayrı cihat bildirisiyle cevap verdi.
26 Haziran 1916 tarihli ilk bildirisi '...Türkler dinden çıktılar. İslam'ın kanunlarını ve geleneklerini ihlal ediyorlar. Artık Allah'ın emirlerine uymuyor, emredilenin aksini yapıyor, biz Arapların asırlardır devam edegelen adetlerine saygı göstermiyorlar' diye başlıyor, 'Arapların, Türk idaresine karşı cihada girişmeleri farzdır...' sözleriyle bitiyordu.
10 Eylül 1916'daki ikinci bildirisinde ise '...İslam dünyasındaki bütün kardeşlerimi bu yıkıcı, bozguncu, aptal ve alçak kişilere (yani, biz Türklere) itaat etmemeye çağırıyorum. Allah'a itaat etmeyenlere itaat edilmez!' diyordu…
İngilizlerin meşhur casusu Lawrens'in, Arap kabilelere dağıttığı altınlar, Arap dünyasına İstanbul'daki Sultan-Halife'nin ilan ettiği cihattan daha cazip geldi ve Şerif Hüseyin'in başlattığı isyanla sadece Arap Yarımadası'nı ve Ortadoğu'yu değil, on binlerce askerimizi de geri gelmemecesine oralarda bıraktık…
Şimdi, bütün bunları yazdığım için her zamanki málum teranelerle 'Araplar isyan değil, bağımsızlık hareketi içerisindeydiler. Üstelik Filistin'de Türkler'e karşı savaşmamışlardı' diyecek olanlara peşinen söyleyeyim: Oturun ve en azından Allenby'nin hatıralarını okuyun!
Filistin'de bugünlerde yaşanan insanlık dramının daha derin boyutunu anlamak isteyenlere de bir kitap tavsiye edeyim: Osmanlı hükümdarı Beşinci Murad'ın soyundan gelen çok önemli bir Fransız gazetecinin, Kenize Murad'ın son çıkan kitabını, 'Toprağımızın Kokusu'nu... (https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/murat-bardakci/73-yil-sonra-ayni-gunlerde-yine-ayni-ihanet-itiraflari-229523)
İslâm Ansiklopedisi'nden
"Hicaz Emîri Şerif Hüseyin'in oğludur. Mekke'de doğdu. Daha sonra İstanbul'a gitti ve tahsilini orada tamamladı.
1908'den sonra Osmanlı Meclis-i Meb'ûsanı'nda Hicaz temsilcisi olarak bulundu. Hicaz'a gittiği bir sırada Mısır'a uğrayarak burada İngiltere'nin Mısır başkonsolosu Lord Kitchner ve Ronald Storrs ile I. Dünya Savaşı öncesinde bazı gizli görüşmeler yaptı.
Osmanlılara karşı ayaklanan milliyetçi Arapların davasını destekleyen Reşid Rızâ'nın Kahire'de kurduğu Arap Birliği Cemiyeti'ne üye oldu.
Osmanlılara karşı hazırladıkları ayaklanma hareketinde babası Şerif Hüseyin ile İngilizler arasında aracılık yaptı. 10 Haziran 1916'da Mekke'de ayaklanmanın başlaması üzerine o da harekete katıldı ve bir daha İstanbul'a dönmedi. 8 Mart 1920'de Şam'da toplanan Irak Kongresi'nde onun Irak kralı, kardeşi Faysal'ın da Suriye kralı olması kararlaştırıldı.
Fakat Suriye kralı ilân edilen kardeşi Faysal'ı Fransızlar'ın Şam'dan çıkarmaları üzerine Irak krallığına Faysal getirilince, Abdullah da İngiliz mandası altındaki Filistin'den ayrı tutulan Şarkî Ürdün'de kurulmasına karar verilen Milli Arap Hükümeti'nin başına emîr olarak getirildi…
İngiltere 22 Mayıs 1946'da Şarkî Ürdün'ü müstakil bir devlet olarak tanıyınca Abdullah Ürdün Hâşimî Kralı unvanı ile yeni kurulan devletin başına geçti…
Abdullah b. Hüseyin, babası Şerif Hüseyin'in başlattığı harekette dış temasları ve bilhassa İngilizlerle olan görüşmeleri idare etmiştir. Bu faaliyetlerini Müẕekkirâtî adlı hâtıratında bütün ayrıntılarıyla anlatmıştır."
Ya!
Suudi Arabistan'ın kurucusu Abdülaziz el Suud'un 'Vücudumda, Türklerin lehine bir damla kan olsa onu dışarı atarım' sözlerini de unutmayın.
Sayın Erdoğan 'Hadi oradan' çekmişti
Hüseyin Bin Ali'ye gelmeden önce geçtiğimiz Kasım ayında AKP Grup Toplantısı'nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kurduğu cümleleri bir hatırlatayım:
"Bize on yıllar boyunca aynı masalı anlattılar. Bugün de aynı masalı ısıtıp ısıtıp önümüze getiriyorlar. Neymiş 'Araplar bizi sırtımızdan vurdu' Hadi oradan.
Biz, Selçuklu'nun torunlarıyız, Osmanlı'nın torunlarıyız. Biz yıkmak için değil gönüller yapmak için oralardayız."
Arkadan vuran o nişanın sahibi idi
Murat Bardakçı 30 Mayıs 2004 tarihli Hürriyet'teki yazısına şöyle başlıyordu:
"Anadolu Ajansı'nın hafta başında geçtiği bir haber, gazetelerde oldukça küçük şekilde yer aldı: Filistinli lider Yaser Arafat 'Mescid-i Aksa'yı Türkiye'nin korumasını' istemiş, Filistinli Bakan Salim Tamari de 'Osmanlı Türk'ünün kıymetini bilemedik. İhanetin bedelini ödemeye devam ediyoruz' demişti.
Aynı sözleri bundan tam 73 yıl önce bir başka Arap lider, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Arap Yarımadası ile Ortadoğu'nun elimizden çıkmasıyla neticelenen Arap isyanını başlatan Şerif Hüseyin de etmiş ve 1931 Mayıs'ında sürgünde yaşadığı Amman'da ölüm döşeğindeyken 'Osmanlı'ya kılıç çekmemeliydim. İhanetimin bedelini ödüyorum' diye itirafta bulunmuştu. 73 yıl arayla aynı aylarda yapılan bu itiraflar, bana hiç de tesadüfmüş gibi gelmiyor…
Bizim, 'Şerif Hüseyin' dediğimiz Hüseyin bin Ali, 1856'da Mekke'de doğdu. Sultan Abdülhamid'in iktidarı sırasında Arap bağımsızlığı hevesine düştüğü fark edilince İstanbul'dan ayrılması yasaklandı. Senelerce evinden dışarıya adım atamadı ama Abdülhamid'i deviren İttihatçılar akıl almaz bir iş yapıp Hüseyin'i, Mekke'ye 'Emir' tayin ettiler…
Derken Birinci Dünya Savaşı patladı ve Hüseyin'in İngilizlerle çok önceden başlayan teması semeresini verdi, kendisini 'Hicaz Kralı' ilán etti ve zamanın hükümdarı Sultan Reşad'ın ilán ettiği cihada karşı iki ayrı cihat bildirisiyle cevap verdi.
26 Haziran 1916 tarihli ilk bildirisi '...Türkler dinden çıktılar. İslam'ın kanunlarını ve geleneklerini ihlal ediyorlar. Artık Allah'ın emirlerine uymuyor, emredilenin aksini yapıyor, biz Arapların asırlardır devam edegelen adetlerine saygı göstermiyorlar' diye başlıyor, 'Arapların, Türk idaresine karşı cihada girişmeleri farzdır...' sözleriyle bitiyordu.
10 Eylül 1916'daki ikinci bildirisinde ise '...İslam dünyasındaki bütün kardeşlerimi bu yıkıcı, bozguncu, aptal ve alçak kişilere (yani, biz Türklere) itaat etmemeye çağırıyorum. Allah'a itaat etmeyenlere itaat edilmez!' diyordu…
İngilizlerin meşhur casusu Lawrens'in, Arap kabilelere dağıttığı altınlar, Arap dünyasına İstanbul'daki Sultan-Halife'nin ilan ettiği cihattan daha cazip geldi ve Şerif Hüseyin'in başlattığı isyanla sadece Arap Yarımadası'nı ve Ortadoğu'yu değil, on binlerce askerimizi de geri gelmemecesine oralarda bıraktık…
Şimdi, bütün bunları yazdığım için her zamanki málum teranelerle 'Araplar isyan değil, bağımsızlık hareketi içerisindeydiler. Üstelik Filistin'de Türkler'e karşı savaşmamışlardı' diyecek olanlara peşinen söyleyeyim: Oturun ve en azından Allenby'nin hatıralarını okuyun!
Filistin'de bugünlerde yaşanan insanlık dramının daha derin boyutunu anlamak isteyenlere de bir kitap tavsiye edeyim: Osmanlı hükümdarı Beşinci Murad'ın soyundan gelen çok önemli bir Fransız gazetecinin, Kenize Murad'ın son çıkan kitabını, 'Toprağımızın Kokusu'nu... (https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/murat-bardakci/73-yil-sonra-ayni-gunlerde-yine-ayni-ihanet-itiraflari-229523)
İslâm Ansiklopedisi'nden
"Hicaz Emîri Şerif Hüseyin'in oğludur. Mekke'de doğdu. Daha sonra İstanbul'a gitti ve tahsilini orada tamamladı.
1908'den sonra Osmanlı Meclis-i Meb'ûsanı'nda Hicaz temsilcisi olarak bulundu. Hicaz'a gittiği bir sırada Mısır'a uğrayarak burada İngiltere'nin Mısır başkonsolosu Lord Kitchner ve Ronald Storrs ile I. Dünya Savaşı öncesinde bazı gizli görüşmeler yaptı.
Osmanlılara karşı ayaklanan milliyetçi Arapların davasını destekleyen Reşid Rızâ'nın Kahire'de kurduğu Arap Birliği Cemiyeti'ne üye oldu.
Osmanlılara karşı hazırladıkları ayaklanma hareketinde babası Şerif Hüseyin ile İngilizler arasında aracılık yaptı. 10 Haziran 1916'da Mekke'de ayaklanmanın başlaması üzerine o da harekete katıldı ve bir daha İstanbul'a dönmedi. 8 Mart 1920'de Şam'da toplanan Irak Kongresi'nde onun Irak kralı, kardeşi Faysal'ın da Suriye kralı olması kararlaştırıldı.
Fakat Suriye kralı ilân edilen kardeşi Faysal'ı Fransızlar'ın Şam'dan çıkarmaları üzerine Irak krallığına Faysal getirilince, Abdullah da İngiliz mandası altındaki Filistin'den ayrı tutulan Şarkî Ürdün'de kurulmasına karar verilen Milli Arap Hükümeti'nin başına emîr olarak getirildi…
İngiltere 22 Mayıs 1946'da Şarkî Ürdün'ü müstakil bir devlet olarak tanıyınca Abdullah Ürdün Hâşimî Kralı unvanı ile yeni kurulan devletin başına geçti…
Abdullah b. Hüseyin, babası Şerif Hüseyin'in başlattığı harekette dış temasları ve bilhassa İngilizlerle olan görüşmeleri idare etmiştir. Bu faaliyetlerini Müẕekkirâtî adlı hâtıratında bütün ayrıntılarıyla anlatmıştır."
Ya!
Suudi Arabistan'ın kurucusu Abdülaziz el Suud'un 'Vücudumda, Türklerin lehine bir damla kan olsa onu dışarı atarım' sözlerini de unutmayın.
Akın Aydın / diğer yazıları
- İran Kürdistan’ı (!) ve ülkemizdeki komisyon / 24.02.2026
- Ürdün Kral’ın, Erdoğan’a verdiği nişan / 23.02.2026
- Bilal Erdoğan ve kayıp çocuklar / 22.02.2026
- Esad-SDG-İmralı üçgeni / 21.02.2026
- Tevhitten, marifetten, sabırdan, dayanışmadan hormonlara kadar oruç / 20.02.2026
- Bu Ramazan’da orucu değil imanı bozan şeyleri sorun / 19.02.2026
- İman var ise amel de vardır, iman gerçek ise amel geçerlidir / 18.02.2026
- AKP-MHP-DEM-CHP: Sadece isimleri farklı / 16.02.2026
- Bakan değiştirmekle bu iş olmaz / 15.02.2026
- AKP neden satıyor? / 14.02.2026
- Ürdün Kral’ın, Erdoğan’a verdiği nişan / 23.02.2026
- Bilal Erdoğan ve kayıp çocuklar / 22.02.2026
- Esad-SDG-İmralı üçgeni / 21.02.2026
- Tevhitten, marifetten, sabırdan, dayanışmadan hormonlara kadar oruç / 20.02.2026
- Bu Ramazan’da orucu değil imanı bozan şeyleri sorun / 19.02.2026
- İman var ise amel de vardır, iman gerçek ise amel geçerlidir / 18.02.2026
- AKP-MHP-DEM-CHP: Sadece isimleri farklı / 16.02.2026
- Bakan değiştirmekle bu iş olmaz / 15.02.2026
- AKP neden satıyor? / 14.02.2026



























































