115 sene öncedir…

Alman imparatoru 2. Wilhelm Osmanlıyı ziyaret için İstanbul’a gelir ve halifeyle görüşür. Ardından Kudüs’e gider, orada ayinle Kudüs’ün en büyük kilisesini açar. Sonrasında Şam’a geçer. Emevi Camii'nde Selâhaddin Eyyubî'nin mezarını ziyaret eder ve meşhur nutkunu verir: "Burada bütün zamanların en kahraman askeri Sultan Selâhaddin'in mezarı önündeyim. Majesteleri Sultan Abdülhamid'e misafirperverliğinden dolayı teşekkür borçluyum. Gerek Majeste Sultan, gerekse Halifesi olduğu dünyanın her tarafındaki 300 milyon Müslüman bilsinler ki, Alman imparatoru onların en iyi dostudur."

Bu ziyaret İslam dünyasında geniş yankı bulur. Gezi sırasında Alman İmparatorunun, Müslüman olduğuna, hatta gizlice Hacca giderek Hacı olduğuna inanılır. Bir dönem Alman Kayserine “Hacı Wilhelm” bile denilir.

96 sene öncedir…

1. Dünya savaşı yıllarıdır. Mısır İngilizlerce işgal edilmiştir. Ülkede direnişi kırmak ve padişahın cihat fetvasını etkisiz hale getirmek büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla psikolojik propaganda yöntemleri kullanılarak İslam’ın koruyuculuğunun Türklere bırakılmaması gerektiği işlenir.  Halka İngiltere’nin himayesindeki 300 milyon Müslümanın özgürce yaşadığı, hatta İngilizlerin topluca Müslüman olmaya hazırlandığı söylentisi yayılır. İşgalci General Allenbi’nin ise aslında Müslüman olduğu ve gerçek adının ahir zamanda gelmesi beklenen “El-Nebi” olduğu anlatılır.

Aynı Mısır daha önce de Napolyon Bonapart tarafından işgale uğramıştır. 1798’de İskenderiye limanına ordusunu indiren Napolyon ilk yazılı açıklamasına “Besmele” ile başlamıştır. Mısır halkından kendisiyle ilgili söylenen İslam düşmanı yalanlarına inanmamasını, tersine Türklerden daha çok Allah’a inandığını, Kur’an-ı Kerim ve Peygamber’e büyük saygısı olduğunu açıklamıştır. Halk arasında adının “Ali Napolyon” olarak anılmasını isteyen Bonapart Mısır’da Cuma namazlarına da katılmıştır.

“Hacı Wilhelm”ler, “El-Nebi”ler ya da “Ali Napolyon”lar Müslümanlar tarafından gerektiği kadar sahiplenilmemiştir. Ama sömürge durumunda olan Müslümanlar ciddi bedeller ödemişlerdir. Savaşmak için Senegalli Müslümanları İstanbul’a Fransızlar; Hintli Müslümanları Kut’ul Amare’ye İngilizler getirmişlerdir. “Türkler Protestan oldu” propagandasıyla gelen Senegalli Müslümanlar İstanbul’da camileri görünce, ezanları duyunca intihar etmişlerdir. 

Batılılar İslam Dünyasında dönemsel etkiler değil, kalıcı hareketler peşindedirler. Yılan sürekli gömlek değiştirmektedir. Hindistan’da Sir Seyyid Ahmet Han ile “Kadıyanilik; Arabistan’da Muhammed Abdulvehhab ile “Vahhabilik”, Mısır’da Efgani-Abduh-Reşit Rıza ile “dinde reform”  hareketlerinin temelleri atılmıştır.

Kürsülerde görünen Abduh’tur, Efganidir, Seyyid Ahmet’tir ama konuşan aslında İngilizlerdir.

Ülkemizde ise Said-i Kürdi ile başlayan ehli kitapla ittifak yapma fikri; günümüze “Dinlerarası Diyalog” olarak taşınmıştır. Diyalogçu çevreler yıllarca “Yahudi, Hıristiyan, Müslüman; hepimiz aynı Allah’a inanıyoruz” temasını işlemişlerdir. İslam’da yeri olmamasına rağmen, Papazlar “dindar ruhaniler” olarak etiketlenerek cennetle müjdelenmiştir. Malum gruplar ta Kenya’dan soyağacını bulup Obama’yı İslam Dünyasına “Hüseyin Obama” olarak sunmakta sakınca görmemişlerdir. “Seccadeyi serdiğin yer vatanındır” anlayışı ile Türk vatandaşlığını değil dünya vatandaşlığını saf Müslümanlara empoze etmişlerdir.

Şimdi ise vatansız bir hayat onları beklemektedir!

Zaten Vatikan’ın Dinlerarası Diyalog projesinin bir parçası olduğunu itiraf eden, Irak işgaliyle ilgili kendisinden görüş isteyen Amerikalılara “Müslümanların vatanından def olun!” demeyip daha çok özgürlük verin diyen, Mavi Marmara ile ilgili olarak “Otoriteye (İsrail’e) karşı gelmeyin!” ihtarını yapan “Amerikan Mehdi”sine(!) Allah’ın izzet vermesi mümkün müdür?

Kısaca; “15 Temmuz” tarihsel ve dinsel bir arka plana sahiptir, bunu görmeden hakikati kavramak mümkün değildir. İslam dünyası yüzyıllardır hak ile bâtılı ayırt edecek ferasete sahip, yolu Ehl-i Beyt’e varan bilge kişileri değil de kargaları kılavuz edindikçe maalesef yaşadığı kader değişmeyecektir.

Üzücü olan ise otuz yıldır “Hz. Ali’ye varmayan yol yol değildir!” diyen, Ehl-i Beyt’ten aldığı güç ile hem aldatana, hem aldanana Hakkı haykıran Prof. Dr. Haydar Baş’ı ve kadrosunu kimsenin gerektiği gibi anlayamamasıdır...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100