Ülkemizde ve coğrafyamızda mezhepsel ve etnik ayrımcılığın körüklendiği, Şii-Sünni çatışması, Alevi-Sünni çatışması, Türk-Kürt çatışması çıkartılmak istendiği bugünlerde herkesin kullandığı dile ve üsluba dikkat etmesi lazım.

En başta da TRT gibi devlet kuruluşlarının…

Esasen bu çatışma senaryoları sadece bugüne ait değil elbette, 1700’lü yıllardan bu yana İngilizlerin ektiği fitne tohumlarının ürünleri…

Ama bugünlerde bu fitnelerle İslam dünyası birbiriyle, kendi içinde çatıştırılmak isteniyor; Türk milleti kendi içinde çatıştırılmak isteniyor ve her şeyden önemlisi Ortadoğu coğrafyasındaki İslam ülkeleri çatıştırılmak isteniyor ve de bu ülkelerin oluşturduğu bloklar arası bir çatışmaya dönüştürülmek isteniyor.

Amaç belli; Ortadoğu’yu ABD’ye vatan yapmak, Arz-ı Mevut projesi yani Büyük İsrail Devleti projesini hayata geçirmek, bu hedeflere ulaşabilmek için Şii-Sünni, Türk-Kürt fark etmez tüm İslam dünyasının kendi kendisini imha etmesini sağlamak…

Bu tür bölme, parçalama, çatışma planlarının, küresel menfur senaryoların yoğunlaştığı ülkemizde, nefret söylemleri en çok bu senaryo sahiplerini memnun etmektedir.

Nefret söylemlerinin nelere yol açtığını son zamanlarda yaşadığımız terör eylemlerinden, suikastlardan anlamış olmamız gerekiyor.

Ülkemiz üzerinde oynanan oyunlara, terör saldırılarına karşı Türk milletinin tek bilek, tek yürek olması gerekirken, birlik ve beraberlik vurgusu yapılması gerekirken, Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar ve diğer yetkililerimiz sık sık “nefret söylemlerini bırakın” çağrısı yapmalarına rağmen, milletin vergileriyle ayakta duran, bir devlet kuruluşu olması hasebiyle örnek olması gereken TRT’nin, programlarında buna dikkat etmemesi oldukça manidar…

Bahsettiğimiz program 21 Aralık 2016 tarihinde canlı olarak yayınlanan “Pelin Çift ile Gündem Ötesi”; program konukları Necdet Çağıl ve Fatih Çıtlak…

Programın konuları, “Ortadoğu’nun İnanç Denkleminde Suriye, İsrail ve İran’ın Yeri”, “İslam Dünyası Neden Parçalara Ayrıldı”, “Şiiler Neye İnanıyor”…

Programda, Ortadoğu’da yaşanan sıcak gelişmelerden yola çıkarak, birilerinin yaptığı yanlışları bahane olarak göstererek, Şiiliği reddetme, İslam dışı gösterme gayretleri vardı.

Halbuki, olması gereken “Şii-Sünni Müslüman’dır, kardeştir” tezinin işlenmesiydi.

Üstelik konunun, Şiiliği bilmeyen, kulaktan dolma bilgilere sahip, kendilerini Ehl-i Sünnet olarak ifade etmelerine rağmen, Ehl-i Sünnet kaynaklarından da bihaber konuklarla işlenmesi de oldukça dikkat çekici…

Konuklar ne Gadir-i Hum hadisesini, ne Maide suresi 67. ve 3. ayetlerin sebeb-i nüzulünü, ne velayeti, ne de imameti gerçek olarak biliyor.

Şiiliği de Hz. Ali’yi ilah kabul eden Gulat akımı, ya da sapık düşüncelere sahip olan Mutezile, Cebriye gibi sapık akımlarla özdeşleştiriyorlar.

Halbuki, Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt” eseri ve 14 ciltlik Ehl-i Beyt Külliyatı’nı bir kez ellerine alıp inceleseler, bu sapık akımlarla en çok mücadele edenlerin Hz. Ali’nin şiası olan Ehl-i Beyt ekolü olduğunu kaynaklarıyla görecekler.

Yine bu eserleri okusalar, Gadir-i Hum hadisinin İmam Ali’nin hilafet ilanıyla alakalı olduğunu, Maide Suresi 67. ayetin ve de 3. ayetin Gadir-i Hum hadisesiyle alakalı olduğunu ve bu konuda en az 222 Ehl-i Sünnet kaynağı olduğunu açıkça görecekler.

Yine bu eserleri okuduklarında, Gadir-i Hum’da ilan edilen velayetin, hilafet ve idareci anlamına geldiğini, sadece bir dostluk ilanı olmadığını, İmam Gazali’nin, İbn-i Abbas’ın, Celalettin Suyuti’nin, müfessir Alusi’nin, müfessir Vahidi’nin, Fahri Razi’nin, Ahmed b. Hanbel’in, İmam Nesai’nin, Tirmizi’nin nakilleriyle ve ifadeleriyle görecekler.

Ehl-i Beyt imamlarının seçilmişliği, sevilmişliği, tertemiz olmaları, özel bir ilim sahibi olmaları Şiilerin uydurduğu şeyler değil, Kur’an ayetlerinde Allah’ın buyurduğu, Peygamberimizin en temel Sünni kaynaklarda da nakledilen hadislerinde ifade ettiği hakikatlerdir.

Günümüzde ya da geçmişte birilerinin maksatlı olarak yaptığı yanlışları Şiilere mal ederek Şii düşmanlığını körüklemek, nefret söylemi kullanmak bir Müslüman’a asla yakışmaz.

Buhari’de ve Müslim’de Enes b. Malik’ten rivayet edilen bir hadisi şerifte Allah Resulü (s.a.v.), “Allah, La ilahe illallah Muhammedür Rasulüllah’a samimi bir kalple şahitlik eden herkese cehennem ateşini haram kılar” buyurmaktadır.

Durum buyken, Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed’in O’nun kulu ve resulü olduğuna, Kur’an’ın hak olduğuna, kıblesinin Kabe olduğuna iman eden, ikrar eden Şii ve Alevi kardeşlerimizi din dışıymış gibi göstermek, küresel aktörlerin bölme ve parçalama senaryolarına hizmet etmekten başka bir işe yaramaz.

Özellikle, Ortadoğu barışı için Türkiye-Rusya-İran mutabakatı adımının atıldığı bugünlerde, bu tür nefret dili, birlik ve beraberliğe değil, yangına körüklemeye hizmet eder.

Prof. Dr. Baş’ın önemle ifade ettiği gibi, “Tevhidin merkezi Ehl-i Beyt’tir”, ortak paydamız Ehl-i Beyt’tir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
elif 2016-12-28 09:04:57

Ağzınıza sağlık hepiniz sağolun varolun

banner100