logo
23 HAZİRAN 2026

Alemleri seyr ve vuslatın basamağı: Mîrâc

13.10.2001 00:00:00
Prof. Dr. Haydar BAŞ

Alemlerin Efendisini bağrına basması gereken Mekke toplumu, kendilerine takdim edilen ilâhî lütfun henüz farkına varamamıştı. İçlerinden bir insanın seçilmiş ve sevilmiş olabileceğini akılları almıyordu. Onun faziletini inkâr da edemiyorlardı, ama nefisleri kabule de yanaşmıyordu. Gün geçtikçe insanların gönlüne taht kuran muhabbeti, kin, düşmanlık ve haset manevraları ile yok edilmeye çalışılıyordu. Eziyetlerin, boykotların ardı arkası kesilmiyor; mü'minleri davalarından döndürmek için her türlü yola başvuruluyordu. Boş yere çırpınışlardı bunlar; zira Allah, o peygamberi ve çevresindeki insanları seçmiş, kıyamete dek sürecek mukaddes bir davanın, İslâm'ın sarsılmaz temeltaşı olmalarını dilemiş ve sahiplenmişti. Gözleri perdeli cahiliye insanı bunu farkedememişti.

Yeni günler ağır ıstıraplar getirmiş, mü'minler çile kazanında pişmeye devam etmişti ve Allah Resulü, Taif halkına gitmiş, İslâm'ı anlatmış, fakat taşlanmıştı. Taif halkı, kendilerine Rablerinden bahseden, güzeller güzelinden haberler getiren bu kutlu elçiyi kan revan içinde bırakmıştı. Ancak meşakkatler, Allah elçisinin sevdasını daha da artırmıştı. Nitekim Taif dönüşü esnasında; "İlâhî! Kuvvetimin zaafa uğramasını, çaresiz kalışımı, halk nazarında hor görülüşümü sadece sana arz eder, ancak sana şikâyet ederim... İlâhî! Gazabına uğramayayım da çektiğim mihnetlere, belâlara aldırmam..." diyerek halini Rabbine arzetmişti. Ebu Talip ve Hz. Hatice'nin (ra) vefatlarını fırsat bilen müşrikler, zulümlerini katbekat artırmışlardı.

Böylesi bir ıstırap yaşanmış değildi! Hz. Allah, bu çilelerin ardına kâinatın en büyük ikramını gizlemişti. Kulunu katına çağıracak, ona en yüce âyetlerini gösterecek, onu da en ulvî bir âyeti olarak âlemlere takdim edecekti. Bu ilâhî ihsan, kutsal çilelerin ardına konmuştu.

Peygamberliğinin onikinci yılı... Allah, âlemlere Rahmet olarak gönderdiği Fahr-i Kâinat Efendimizi (sav) eşsiz bir ikrama davet eder. Bu ihsan, İslâm tarihi boyunca İsrâ ve Mi'rac olarak bilinir.

'İsra', gece yürümek, gece yolculuğu yapmak anlamına gelir. 'Mi'râc', ise yükseğe çıkış aracı demektir.

Peygamberimiz (sav), bir gece Mescid-i Haram'dan alınarak Mescid-i Aksa'ya kadar götürülüp, oradan göklere çıkarılmış, ilâhî âyetler kendisine gösterildikten sonra alındığı yere, yatağının bile sıcaklığının soğumadığı bir müddet içerisinde, tekrar geri getirilmiştir. Özel olarak Resûlullah'ın Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya olan yolculuğuna İsra, oradan Sema'ya uruc edişine Mi'râc adı verilir.

Efendimizin, uyanık ve beden-ruh beraberliği ile gerçekleşen Mi'rac mucizesini, bize bu çerçevede ulaştıran Ashab- Kiram'ın büyüklerini ve onların ardından gelen İslâm alimlerini zikretmek yerinde olur:

Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mesud, Ebu Said el-Hudri, Enes b. Malik, Cabir b. Abdillah, Huzeyfe b. Yeman, Ebu Hureyre, Malik b. Sa'saa, Said b. Müseyyeb, Katade, Dahhak, Said b. Cübeyr, İbn Şihab ez-Zührî, Hasan Basri, Mesruk, Mücahid, İkrime...

Kur'ân-ı Kerim'de bu mucize şöyle anlatılır: "Mümtaz kulunu, âyetlerimizden bazısını kendisine gösterelim diye bir gece Mescid-i Haram'dan alıp, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya kadar götüren Allah, her türlü noksanlıklardan münezzehtir, eksikliklerden uzaktır. Herşeyi işiten ve gören O'dur".

Mi'rac mucizesinin gerçekleşme seyrine geçmeden önce, bu âyet-i kerimenin işaret ettiği sırları vurgulamak uygun olur:

Onu, ona mânâsındaki "hu" zamirinde iki vecih, iki yön vardır. İlkine göre Mi'racın hikmeti, "Ona âyetlerimizden bazısını göstermek için", buyruğu gereğince, Hz. Peygambere Hakkın kudret ve azametini göstermektir. Diğer açıdan ise, "Onu, (alemlere rahmet olan Allah Resûlünü) âyetlerimizden olarak gösterelim için isra ettik" manası hakim olur ki, bu suretle Mi'racın hikmeti, Peygamberin (sav) kendisini bir âyet olarak kâinata takdim etmek olarak ortaya çıkar. Nitekim, İbn Atıyye vb. müfessirler bu manayı tercih etmişlerdir. Ayetin devamını ise, "hakikaten o kuldur, ancak kelâmımızı işiten ve o zâtımızı gören" tarzında manalandırmışlardır. Ancak ru'yet kudreti, bir Hak tecellisidir. O kudreti, kuldan veya akıldan görenler yanılır. Allah göstere ki, görüle.

Buharî ve Müslim'in rivayetlerine göre; Hz. Peygamber (sav), Mekke'de hane-i saadetlerinde (bazı rivayetlere göre amcası Ebu Talib'in kızı Ümmühani'nin evinde) iken veya Harem-i Şerif'te bulunurken Cebrail (as) gelmişler, mübarek kalplerini açmışlar, Zemzem ile yıkayarak içini hikmet ve iman nuru ile doldurmuşlardır. İnşirah-ı sadr olarak bilinen bu vakıa daha önce, çocukluk yıllarında da kutlu Nebî'ye uygulanmıştı. Hakikaten rabbanî güzelliklerin galebe çaldığı, beşerî tabiatın kudsiyet aleminin esrarına tâbi olduğu arınmış kalp, Hakk'ın muhatabı olur. Allah sevdiği ve seçtiği insanların kalplerini böylece arındırır, katına layık kılar. Nitekim, gönül sahiplerine Hak katından bir davet olan, "Ey arınmış, mutmain olan nefis! Rabbın senden razı ve sen de O'ndan razı olarak dön Rabbine!" hitabı, âyet-i kerime ile kıyamete dek ebedilik kazanmıştır.

Bir gün Hz. Peygamber'e soruldu: "Şerh-i Sadr nasıl olur, ey Allah'ın Resulü?". Efendimiz; "İnsanın kalbine öyle bir nur gelir ki, o nur kalbini açar" buyururlar. Ashab-ı Kiram (ra); "Bunun alameti nedir?" diye tekrar bir soru yöneltirler. Resul-i Ekrem şöyle cevap verir: "Onun alâmeti, insanın şu aldatıcı dünyanın gösterişine kapılmayarak câvidani hayatı özlemesi, ölmeden önce ölüme hazırlanmasıdır".

Bu cümleden olarak kul, Hakk'ın nurunun dolduğu kalplere gönlünü açar, Hakk'ın seçtiği insanları dost edinebilirse ilâhî tecellilerin muhatabı olmaya başlar. Elçisinin kalbini Cebrail vasıtasıyla açan Hak Teâlâ, kullarının kalbini de dostları vasıtasıyla açar ve tecelli mahalli olarak seçer.

Allah Resûlünün kalbinin iman ve hikmet nuru ile doldurulmasından sonra Hâlık'a yolculuk başlar. Cebrail (as), Burak'ı hazır bulundurmaktadır. Katırla merkep arası, gemi vurulmuş ve eğerlenmiş bir hayvandır, Burak.

Burak, Allah Elçisini görünce şaha kalkar! Hz. Cebrail bunu itaatsizllik kabul ederek müdahale eder; "Kendine gel ey Burak! Yemin olsun ki, Haşir sabahına kadar Muhammed-Mustafa kadar şerefli bir insan senin sırtına ne binmiştir, ne binecektir", der. Rivayete göre Burak utanır, tatlı bir mahcubiyetle terler içinde kalır. Burak, maneviyat aleminden de gelmiş olsa, neticede bir hayvandır. Hayvanlar bile ona aşıktır. Bir hayvanın gösterdiği bu edep ve teslimiyete karşılık, Hakk'ın tecelligâhı olan insanın, edepte nasıl bir tavır takınması gerektiğini takdirlerinize bırakıyoruz.

Resûlullah, Burak'ın sırtında, Hz. Cebrail ise hayvanın yularını tutmaktadır. Nasipli bir hayvandır, Burak. Zira, peygamberi tanımak, onunla tanışmak ve ona inanmak bir nasiptir. Yıldırımdan hızlı yürüyüşü ile Allah Resulü, mü'minlerin ilk kıblegâhı olan Mescid-i Aksa'ya misafir edilir. Fahr-i Kâinatı bu aziz mekânda, Allah'ın Halili Hz. İbrahim, İsa Ruhullah, Musa Kelîmullah ve insanlığın atası âdem Safiyyullah Efendimiz gibi birçok peygamber karşılamışlardı. Kutlu Elçi, burada bir bayram şenliği içinde peygamber ve meleklere imam olarak iki rekât namaz kaldırmışlardı. Bugün, tahrif ettikleri dinlerinin saplantılarından kurtulamayan Yahudi dünyasının gerçek kimliğini bulması, ancak Hz. Peygamberin arkasında safa duran Hz. Musa'nın (as) Mi'rac esnasında vurguladığı manayı yakalamalarıyla, mümkün olur. Zira Hz. Musa, bir İslâm peygamberidir. Dolayısıyla, âlemlere rahmet olan Hz. Muhammed'in (sav) arkasında safa durmasıyla Yahudilere de güzel bir örnektir. Ancak, görmek için göz gerek.

Diğer yandan; hiçbir ırk ve renk ayırımı yapmadan şunu ifade edelim ki, Mescid-i Aksa mü'minlerin ilk kıblegâhı ve Mi'râcın ilk durağı olması münasebetiyle, bugün mü'minlerin elinde olmalıydı. Yahudi ırkından oldukları için değil, -yukarıda belirttiğimiz üzere- Hz. Muhammed (sav) gerçeğine ve davasına ters düştükleri için, Mescid-i Aksa'nın bu kavmin tahakkümü altında oluşu, bu muazzez davanın harîm-i ismetine saplanmış bir oktur.

Mescid-i Aksa'da Burak'ın görevi bitmiştir. Bundan sonraki yürüyüş, yine manevî bir vasıta ile olmuştur ki, buna Mi'rac denmektedir. "Şimdiye kadar ondan daha güzel birşey görmedim. Ölünüz, son nefesinde gözlerini ona diker", buyurmuşlardır.

Peygamberimiz (sav), Cebrail ile "yedi kat göğü geçmiş, bu seyir esnasında birinci kat semâda Hz. âdem, ikinci kat semâda Hz. İsa ve Yahya, üçüncü kat semâda Hz. İdris, beşinci kat semâda Hz. Harun, altıncı kat semâda Hz. Musa ve yedinci kat semâda Hz. İbrahim (as) ile mülakat etmişler, merhabalaşmışlardır.

Öyle bir fezâya çıkarıldı ki Allah Elçisi, orada kaderleri yazan kalemlerin cızırtılarını duyuyordu. Ve nihayet, Allah Resûlünün önüne Sidre-i Münteha sahası açıldı. Allah'tan başkasınca bilinmeyen makamlar gösterildi. Bu, son noktadır. Hiçbir varlık, o noktadan bir adım öteye geçemez. Belki de bu saha, varlıkların yaratılış sebebi olan Hz. Muhammed (sav) için halkedilmiş, sadece peygamberimiz için bir defaya mahsus olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla, bundan öteye geçmek Cebrail'in de haddi değildir. Cebrail (as); "Bu, Sidretü'l-Münteha'dır", der.

Sidre-i Münteha'dan öteye yolculuk Refref'le olmuştur. Esasen, zaman ve mekân kabuğunu delen sır da Refref'de gizlidir. Zira Refref, muhabbetullahtır. O, bu seyirdeki vasıtaların zübdesidir, vuslat aracıdır. Madde planında "yeşil bir perde"ye teşbih olunur. Dost, dostuna vasıl olurken yalnızdır artık; Zât, sıfat ve esmâ tecellilerine muhataptır. Kendi diliyle söylersek; "İbrahim'in (as) halilliğe, Musa'nın (as) kelâma, Muhammed'in (sav) ru'yet'e mazhar olmasına şaşıyor musunuz?!"

'Kul'unun mi'racını Rabbimizden dinleyelim:

"Battığı zaman andolsun yıldıza ki, arkadaşınız (Muhammed -sav- ) sapmadı, azmadı da.

O, kendi arzularına göre de konuşmaz.

Onun (anlattıkları), kendine vahyedilenden başka birşey değildir.

Ona (müthiş kuvvetli melek olan Cebrail) öğretti.

Akıl ve görüşünde kâmil bir melektir. Hemen doğruluverdi.

Ve o, en yüce ufukta idi.

Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.

İki yay kadar, yahut daha yakın oldu.

O zaman 'Kul'una vahyedeceğini vahyetti.

Gözleriyle gördüğünü kalbi de yalanlamadı.

Gördükleri hakkında kendisiyle tartışacak mısınız şimdi?!

Andolsun onu, Sidretü'l-Münteha'nın yanında önceden bir kere daha görmüştü.

Cennetü'l-Me'va da onun yanındadır.

Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.

Gözü ne şaştı, ne de haddi aştı.

Andolsun ki; Rabbinin âyetlerinin en büyüklerinden olanlarını gördü".

Vuslat yolunun yolcusuna kimi kere güzellikler, cemal ve hikmet tecellileri gösterilir. Çilelere, azaplara da şahit olur bazen. Nitekim cehennem de gösterilmişti ona. Fakat, hiçbirine takılıp kalmadı. Zira, seyri Hakk'a olanın herşeyi ile Hakk'a yönelmesi, vuslat için şarttır. Cenâb-ı Hak, Habibini bu sebeple övdü. Herşeyi ile Rabbine yönelmişti o. Ne çarpıcı bir övgü!

"O dem ki, Sidre'yi bürüyen bürümüştü.

Göz ne şaştı, ne de haddi aştı".

Allah Resûlü, ümmetine hediyelerle döndü. Rabbimizden hediyeler... Dost meclisinde bizden de bahsedildi demek ki! âlemlerin Rabbi, biz kullarını; Alemlerin Efendisi biz ümmetini hiçbir zaman unutur muydu!

Rabbanî hediyelerin başlıcaları şunlardı:

* Bakara sûresinin son âyetleri.

* Beş vakit namaz.

* Muhammed (sav) ümmetinden Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayanların bağışlanacağı müjdesi.

Peygamberimiz Cennette

Resûlullah (sav), Cebrail (as) ile birlikte Cennetin kapısına vardılar. Cennetin duvarları gümüşten, inciden, yakut ve zümrüttendi. İnce, beyaz ve güzel 'Huri kızları'nın başlarında yakut taçlar vardı.

Cennet ehli istediğini yer, içerler. Nehirlerin kıyıları beyaz incidendir. Çakıl taşları, yakut ve zümrüttür. Daha sonra Resûlullah (sav), Allah'ın kendisi için yarattığı Kevser havuzunu gördü. Kevser; sütten beyaz, baldan tatlı, kardan soğuk, miskten güzel kokuludur.

Peygamber, kırmızı yâkuttan bir köşk gördü. Bu, Hz. Ebubekir'in köşküydü. Yeşil zümrütten bir köşk gördü. Bu, Hz. Ömer'in köşküydü. Yine büyük ve hoş olan iki köşk gördü. Bunlar da Hz. Osman ve Hz. Ali'nindiler.

Müşriklerin akılları almıyor

Allah Resûlü, Ümmühani Hatunun evine dönüp Mi'rac olayını anlatınca, Ümmühanî; "Bunu halka açma; onlar seni yalanlarlar ve üzerler" dedi. O da; "Allah'a yemin olsun ki, bunu onlara anlatacağım" diyerek, tebliğdeki kararlılığını gösterdiler.

Hemen, Kâbe'nin Hatim denilen yerine gitti ve müşriklere İsra hadisesini anlattı; şaşırdılar.

Bu yolculuğun, deve ile en az iki ay sürmesi gerektiğini söyleyerek inanmadılar. Gecenin kısa bir vaktinde böyle bir yolculuğun gerçekleşmiş olması onlara göre mümkün değildi. Müşrikler; "Delilin nedir?" diye sordular.

Ebu Cehil sokuldu; lâf almaya çalıştı. Sonra bütün avânesini toplayıp istihza ederek olayı Resulullah'tan tekrar anlatmasını istedi. Allah Resûlü anlatınca da kimse inanmadı.

Allah Resûlüne ilk anda inanan sadece Hz. Ebubekir (ra) oldu. Böylece "Sıddîk" ünvanını aldı. Şeksiz-şüphesiz tasdik eden bir insan olmanın verdiği güvenle, "Vallahi, ben onu, bundan daha uzak olanında, gece veya gündüzün herhangi bir saatinde kendisine semâdan haber geldiğini bana haber veriyor da ben herşeyimle tasdik ediyorum", dedi ve çevrelerini saran müşriklerin hafsalasını çatırdatmak için Allah Resulüne bazı sorular sordu. Çevredekiler de Beytülmakdis ile ilgili sorular yönelttiler. Bütün sorulara verilen cevapların doğru olduğunu gördüklerinde, şaşkınlıkları daha da arttı.

Kureyş müşrikleri, ticaret yapıp dönen kafileyi sordular. Allah Resulü, onları gördüğünü, hatta kaplarından su içtiğini haber verdi. Kervandaki çobanların sayısına varıncaya kadar verdiği bütün bilgilerin doğru olduğunu anladıklarında; "Bu, sadece bir sihirdir" demeye başladılar ve nefisleri imanlarına mani oldu.

Mi'rac hakkındaki birtakım soruların, bakış açılarına göre değiştiği muhakkaktır. Bu arada İslâm'ı, Batı kültürü standartlarına göre değerlendiren şarkiyatçıların Mi'rac mu'cizesini akıllarüstü karakterinden uzaklaştırmaya çalıştıkları bir gerçektir. Bu cümleden olarak, büyük çoğunluktaki ulema kadrosunca kabul görmüş ve Müslümanların mânâ dünyasında yerini almış Mi'rac mu'cizesinin zayıf rivayetler ve kavillerle bulandırılmaya çalışıldığı da esefle müşahede edilmektedir. Bu meyanda, Mi'racın keyfiyetine geçmeden önce, "Allah'ın mekânı var mı ki, Hz. Peygamber (sav) onunla görüşsün?" sualinin cevabını hülasa etmek uygun olur.

Cenab-ı Hakk'ın elbette mekânı yoktur. O, mekânın mekânı, zamanın da zamanıdır. Durum bu olunca, zamandan ve mekândan münezzeh olup, her an hazır ve nâzırdır. O halde, Cenâb-ı Vacibu'l-Vücud'suz bir mekân ve zaman da tahayyül edilemez. Ve O'na bir mekân da tahsis edilemez. Ancak Cenab-ı Hak, her yerde her zaman, dilediği şekilde tecelli eder, kendini müşahede ettirir. O'nun kendini dilediği mekânda müşahade ettirmesi, O'na mahsus bir mekânın olduğunu değil, yukarıda belirttiğimiz ölçülerde olduğu gibi, sadece o mekânda varlığını tecelli ile izhar etmesidir.

Meselâ, Hz. Musa'ya Tûr dağında, dağdan tecellisini göstermesi ve yine Mukaddes Vadi'de ağaçtan tecelli edip onunla konuşması, Cenab-ı Hakk'ın tecellisi için bir mekân seçmesi, O'na bir mekân tayin ve tahsis etmeğe sebep olmaz. Hal böyle olunca; Mi'rac'daki tecelli ile Fahr-i Kâinatın Cenab-ı Hak ile konuşmasında da Allah (cc) için bir mekân tahsisi sözkonusu değildir.

Mi'râc'ın keyfiyeti

Gecenin sadece bir bölümünde meydana gelen Mi'rac mu'cizesi, peygamberimiz uyanık bir halde iken bedenen ve ruhen gerçekleşmiştir. Ulemanın ekseriyeti bu görüştedir.

Çünkü Resûlullah (sav), Mi'racın sabahında Mi'racını haber verince, müşrikler hemen tekzibe kalkıştılar. Ve birbirlerine koştular. Yeni Müslüman olmuş bazı kimselerin kalbini çeldiler, irtidatına sebep oldular. Eğer rüya olmuş olsaydı, yani sadece ruhun mi'racı olmuş olsaydı hiç kimsenin itirazına hedef olmazdı. Çünkü rüyada herkes gezebilir ve uyanık iken havsala-i beşerin kabul etmeyeceği garibeler seyredebilir. Şu halde, Resûlullah'ın mi'racı uyanık halde cesediyle beraber vaki olmuştur ki, müşriklerin akılları yetmediğinden itiraz ve inkâra kalkışmışlardır.

Diğer taraftan; eğer Mi'rac rüya olsaydı, 'mucize' denmezdi. Hz. Peygamber'in diğer peygamberlere fazileti iki hususta özetlenir. Biri dünyada mi'rac ile, diğeri ise ahirette şefaat iledir. Zira nübüvvet, kitap ve şeriat diğer peygamberlere de verilmiştir. Mi'rac ve şefaat, sadece Hz. Peygamber'e mahsustur.

Hem; kâfirler, Beytü'l-Mukaddes'ten nişan sordular. Eğer rüyada vaki olsaydı, ondan nişan istemezlerdi. Neticede kâfirler, Mi'racı inkâr etmişlerdir. Bu, tarihî bir vakıadır. 'Rüyada gördüm' dese idi, kimse inkâr etmeye yeltenmezdi bile. Zira bunlar, rüyada mümkün olan şeylerdir.

İsrâ sûresindeki gerçekler

İsrâ sûresi baştan sona kadar, Mi'rac ve etrafındaki hadiseleri anlatmaktadır. Sûrenin kapsadığı başlıca esasları şöyle sıralayabiliriz:

a- Bu sûrede Peygamber Efendimiz, iki kıblenin peygamberi olarak vasıflandırılıyor. Yeryüzünde Allah (cc), İbrahimoğullarına iki mukaddes şehir ihsan etmişti: Mekke Hz. İsmail'e, Kudüs ise Hz. İshak'a. Hz. Peygamber'in hem Mekke'yi, hem de Kudüs'ü kıble edinip Mi'rac'da her ikisinde de namaz kılması, Mescid-i Aksa'da bütün peygamberlere imam olması, her iki mukaddes makamın bereketini kendisinde toplaması demektir.

İsrâ sûresinde Allah (cc), İsrailoğullarına iki defa fesad çıkarıp ceza göreceklerini bildirdiğini; son olarak Hz. Muhammed'e tâbi olmalarıyla tevbe kapısını açtığını buyurmaktadır. Hakikaten de, önce Buhtunnasr, sonra da Romalıların istilasıyla sürünen bu topluluk, Hz. Muhammed'e (sav) tâbi olmayarak da kendi sonlarını hazırlamışlardır. Bazı Arap kabile reisleri dahi, onların İslâm'a tâbi olacaklarından korkmuşlardı. Ne var ki onlar, önemli bir fırsatı tepmiş oldular.

Medine'de ve Hayber'de başları ezilince Yahudiler, tekrar perişan duruma düştüler ve küfürleri aşılmaz bir inada dönüştü. Zira, Allah'ın ikazına kulak tıkayıp kendilerine bildirilen akıbete kendi elleriyle düşmeleri, onları korkunç boyutta bir kin ve inada sevketti. Zilletin suçunu Allah'a yüklediler, acısını da insanlardan çıkarmak için asırlardır çalışıyorlar. Buğzları Allah'a; hasetleri ise Allah'ın ihsan ettiklerinedir.

b- Ayetler, müşriklere karşı son bir ihtar mânâsı da taşımaktadır. Artık, müşriklerin hücumlarına karşı iyilikle mukabele devri geçiyordu. Hicrete müsaade veriliyordu. Kur'ân'a inanmayan kâfirlerin akıbeti kötü olacaktı:

"Ve onlar ki ahirete inanmazlar, onlara elîm bir azap hazırladık... Biz, peygamber göndermedikçe azaba düçâr etmeyiz. Biz, bir beldeyi helâke maruz bırakmak istediğimiz zaman, oranın refah ve nimet içinde yüzenlerine emrimizi göndeririz; onlar da fıska dalarlar, azabı hak ederler. Biz de, onu altüst ederiz... Onlar, seni taciz ile az kaldı toprağından çıkaracaklardı. O takdirde, onlar da, senden sonra yerlerinde pek az bir zaman kalabilirlerdi. Senden önce gönderilen peygamberlerimiz hakkında takip ettiğimiz yol budur; bu yolumuzda hiç değişiklik göremezsin".

c- Mi'rac'da, İslâm dininin mihveri mesabesinde önemi haiz hükümler de teşri' kılınmıştır. İsrâ sûresinde beyan edilen ve insanlığın kurtuluş ve huzuru için yegane şartlar olan bu Rahmanî hükümler şunlardır:

1. Allah'a hiçbir surette şirk koşmayın.

2. Ebeveyne hürmet ve ihsan edin.

3. Akraba, yoksul ve yolda kalmışlara yardım edin.

4. İsraf etmekten ve cimrilik yapmaktan kaçının.

5. Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin.

6. Fuhuş ve zinaya yaklaşmayın.

7. Haksız yere kimseyi öldürmeyin.

8. Yetimlerin malına yaklaşmayın.

9. Ahdinize sadık kalın.

10. Ölçü ve tartıda doğruluğa dikkat edin.

11. Bilmediğiniz şeyin ardına düşmeyin.

12. Yeryüzünde kibir ve gururla yürümeyin.

Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor

Özel sektörde çalışan eğitim emekçileri ile mülakat mağduru öğretmenlerin taban maaş, iş güvencesi ve atama hakkı talebiyle Ankara'da başlattığı süresiz açlık grevi eylemi kararlılıkla devam ediyor. Polis müdahalelerine ve fenalaşan arkadaşlarına rağmen geri adım atmayan öğretmenler, Çalışma Bakanlığı ile randevu masası kurulana kadar Başkent'i terk etmeyeceklerini duyurdu

23.06.2026 14:50:00
Haber Merkezi
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası çatısı altında bir araya gelen eğitimciler ile mülakat mağdurlarının 14 Haziran'da Ankara'da başlattığı eylemler kapsamında yürütülen süresiz açlık grevi devam ediyor.

Sendika genel merkez binası önünde devam eden grev boyunca bazı öğretmenler kan şekerinin düşmesi ve halsizlik nedeniyle ambulansla hastaneye kaldırıldı. Tedavileri tamamlanan eğitimciler, "Hakkımızı almadan eve dönüş yok" diyerek grev alanına yeniden geri döndü.

Masada iki net talep var

Direnişteki öğretmenler, eylemlerinin temel çıkış noktasını oluşturan iki hayati konunun çözüme kavuşturulmasını istiyor.

2014 yılında kaldırılan taban maaş hakkının geri getirilmesini isteyen özel okul ve kurs öğretmenleri, kamudaki meslektaşlarıyla eşit ücret hakkı ve asgari ücrete mahkûm edilmeyecekleri yasal bir düzenleme talep ediyor.

2025 KPSS'de yüksek puan almalarına rağmen mülakat komisyonlarının kararları nedeniyle atama hakları ellerinden alınan 1611 öğretmenin haklarının iade edilmesi de isteniyor.

Görüşmeler tıkandı, Bakanlık önünde müdahale

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından kendilerine geçen yıl sözü verilen "Özel Okul Öğretmenlerinin Çalışma Hayatı" başlıklı toplantının, işveren derneklerinin ikna edilememesi gerekçesiyle bir yıldır ertelendiğini açıkladı.

Öğretmenlerin taleplerini iletmek ve muhatap bulabilmek amacıyla Çalışma Bakanlığı önüne yaptığı yürüyüş ve oturma eylemine ise emniyet güçleri sert müdahalede bulundu. Çıkan arbedede çok sayıda sendika üyesi ve destekçi eğitimci ters kelepçe yöntemiyle gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Ülke genelinden destek yağıyor

Ankara'daki açlık grevi sürerken eyleme destek sesleri dalga dalga büyüyor. Eğitim-Sen ve Eğitim-İş sendikalarının yanı sıra İzmir, İstanbul, Bursa ve Mersin gibi pek çok şehirde öğretmenler sokağa çıkarak Ankara'daki meslektaşlarına yönelik polis müdahalelerini protesto etti. Siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları da yayımladıkları mesajlarla öğretmenlerin insanca yaşam ücreti ve iş güvencesi taleplerinin derhal yasalaştırılması çağrısında bulunuyor.

Öte yandan bugün, muhalefet milletvekillerinin mülakat mağdurları ve özel sektör öğretmenlerinin sorunlarını görüşmek üzere TBMM Milli Eğitim Komisyonu'nu olağanüstü toplama talebi resmen reddedildi. Komisyon Başkanı Ayşen Gürcan, içtüzük gereği komisyonların önlerinde havale edilmiş bir kanun teklifi olmadan toplanamayacağını gerekçe göstererek talebi geri çevirdi.

Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu tarafından yapılan ortak deklarasyonda; mülakatların tamamen kaldırılacağı sözünün bizzat hükümet yetkilileri tarafından verildiği hatırlatıldı. Öğretmenler, "Söz tutmak bizim kültürümüzde namustur. Bizi 'Gidin, durulun' diyerek uyutamayacaksınız. Hakkımızı alana kadar Ankara'da sokaklarda kalmaya ve açlık grevine destek vermeye devam edeceğiz" mesajını yineledi.

Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez


 
Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor.
 

23.06.2026 14:36:00
MURAT ÇORBACI
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez

Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek, "Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor. Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor" dedi. Prof. Dr. Hayıroğlu, kalp çarpıntısında ihmale gelmez 8 sinyali anlattı.

Göğüs ağrısı

Kalp çarpıntısıyla birlikte göğüste baskı, sıkışma ya da ağrı hissedilmesi kalp-damar hastalıklarının habercisi olabiliyor. Özellikle ağrının kola, sırta veya çeneye yayılması riskli durumlara işaret edebiliyor.

Nefes darlığı

Çarpıntıyla birlikte nefes almakta zorlanılması, kalbin yeterince verimli çalışamadığını gösterebiliyor. Merdiven çıkarken ya da kısa yürüyüşlerde bile nefes nefese kalınması dikkat gerektiriyor.

Baş dönmesi ve bayılma hissi

Kalp ritmindeki bozukluklar beyne giden kan akışını etkileyebiliyor. Bu nedenle çarpıntıyla birlikte baş dönmesi, göz kararması ya da bayılma hissi yaşanması durumunda kardiyoloji uzmanına başvurmakta fayda var.

Soğuk terleme

Aniden başlayan yoğun terleme bazı kalp problemlerinde görülebiliyor. Özellikle çarpıntıyla birlikte gelişen soğuk terleme acil değerlendirme gerektirebiliyor.

Halsizlik ve aşırı yorgunluk

Kişinin kendini normalden çok daha yorgun hissetmesi, günlük aktivitelerde bile zorlanması kalbin düzensiz çalıştığını düşündürebiliyor. Bu nedenle herhangi bir aktivite olmadan ortaya çıkan halsizlik ve aşırı yorgunluk şikayetlerini ihmal etmemek gerekiyor.

Nabzın düzensiz hissedilmesi

Kalbin bazen çok hızlı, bazen de düzensiz atıyormuş gibi hissedilmesi ritim bozukluklarının işareti olabiliyor. Prof. Dr. Hayıroğlu, özellikle sık tekrar eden düzensizliklerde kontrolün şart olduğunu belirtiyor.

Çarpıntının uzun sürmesi

Birkaç saniyelik kısa çarpıntılar çoğu zaman geçici nedenlerden kaynaklanabiliyor. Ancak dakikalarca süren ya da sık sık tekrarlayan çarpıntılar ileri inceleme gerektirebiliyor.

Dinlenirken ortaya çıkması

Egzersiz ya da heyecan olmadan, özellikle istirahat halinde gelişen çarpıntıların, bazı kalp ritim bozukluklarına işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Hayıroğlu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söylüyor.

Tedavisi kolaylaştı

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, günümüzde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kalp ritim bozukluklarına çok daha erken ve doğru şekilde tanı konulabildiğini belirtti.

6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren bir şirket yapılanması üzerinden sahte fatura ve hayali ihracat işlemlerinin yapıldığının tespit edilmesi üzerine düzenlenen operasyonda, 6 şirkete el konulduğunu, 10 şirkete kayyum atandığını, 27 zanlı hakkında adli işlem başlatıldığını bildirdi

23.06.2026 12:00:00
AA
6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı
6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı
Adalet Bakanı Akın Gürlek, NSosyal hesabından yaptığı açıklamada,  suç, kaçakçılık, vergi usulsüzlükleri ve kamu kurumlarını hedef alan nitelikli dolandırıcılıkla mücadeleyi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, İçişleri, Hazine ve Maliye, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlıklarıyla eş güdüm içinde kararlılıkla sürdürdüklerini vurguladı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, İstanbul Jandarma Komutanlığı, Vergi Denetim Kurulu, MASAK, Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü, EPDK ve TMSF ile koordineli şekilde önemli bir operasyon gerçekleştirdiklerini belirten Gürlek, şunları kaydetti:

"Soruşturma kapsamında, akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren bir şirket yapılanması üzerinden yıllık yaklaşık 350-400 bin ton LPG ithalatı gerçekleştirildiği, doğan ÖTV ve KDV yükümlülüklerinin sahte fatura organizasyonu ve hayali ihracat işlemleriyle bertaraf edilmeye çalışıldığı tespit edilmiştir. Bu kapsamda bu sabah İstanbul, Ankara, Bursa, Kırıkkale, Kırşehir, Mardin, Konya, Hatay ve Niğde illerinde eş zamanlı operasyon düzenlenmiş, toplam 6 şirkete el konulmuş, 10 şirkete kayyum atanmış, 27 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmıştır. Devletimizin vergi güvenliğini, ekonomik düzenini ve kamu kaynaklarını hedef alan hiçbir organize yapıya müsamaha göstermeyeceğiz. Suçtan elde edilen gelirlerin izini sürecek, sahte fatura ve hayali ihracat düzenekleriyle kamu zararına sebep olan yapılara karşı hukuki süreçleri kararlılıkla işleteceğiz."

Gürlek, soruşturma ve operasyon sürecinde görev alan kurum ve kamu görevlilerine teşekkür etti.

Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son


 
Adalar Belediyesinde rüşvet karşılığı ruhsat iddialarına ilişkin gözaltına alınan 35 şüpheli tutuklandı. Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat da tutuklanan isismler arasında yer alıyor. 

23.06.2026 10:42:00
AA
 Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son
 Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son

İstanbul'un Adalar Belediyesinde sit alanı statüsündeki yerlere rüşvet karşılığı ruhsat verilip usulsüzlük yapıldığı iddiasına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınan 42 zanlıdan, Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 35'i tutuklandı. Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen 39 şüpheliden Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 35'inin tutuklanmasına, 4'ünün ise adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına karar verildi.

Ne olmuştu?

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Adalar Belediye Başkanı Akpolat, Belediye Başkan Yardımcıları Hüseyin Yılmaz ve Fırat Durak'la ilgili birim amirleri ve personelinin doğal ve arkeolojik sit alanı statüsünde bulunan Adalar bölgesinde usulsüz yerlere rüşvet karşılığı ruhsat verdikleri belirtilmişti.

Dosyaya yansıyan delillere göre, belediye yetkilileri ile iş sahiplerinin rüşvet konusunda pazarlık yaptıkları, rüşvete konu paranın belediye yetkililerine veya belediye yetkilileriyle irtibatlı kişilere elden tesliminin sağlandığının anlaşıldığı aktarılan açıklamada, bu aşamada tespit edilen 40 eylemde 47 şüphelinin suça karıştığının tespit edildiği ifade edilmişti.

Delillerin ele geçirilmesi ve şüphelilerin yakalanması amacıyla 19 Haziran'da İstanbul ve 3 ilde 90 adrese eş zamanlı yapılan operasyonda, Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 42 şüpheli gözaltına alınmıştı. Öte yandan, eski Adalar Meclis Üyesi olan müteahhit M.Ö'nün ikametinde yapılan aramada bulunan 258 bin dolar ve 13 bileziğe el konulmuştu.


Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı

Ankara'da seyir halindeki Berşan Yücel idaresindeki 06 FFA 414 plakalı otomobil, akaryakıt istasyonunun önünde park halindeki 04 AAV 432 plakalı kamyona çarptı. Feci kazada 4 kişi hayatını kaybetti

23.06.2026 10:30:00
Haber Merkezi
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Ankara'nın Polatlı ilçesinde otomobilin kamyona çarpması sonucu 4 kişi hayatını kaybetti.  

Kaza, Polatlı ilçesi İstiklal Mahallesi Borsa Yolu üzerinde meydana geldi.

Seyir halindeki bir otomobil henüz bilinmeyen bir nedenle önünde bulunan kamyona çarptı. Çarpmanın etkisiyle otomobil hurdaya dönerken, araçta bulunan 4 kişiden Hasan Devran Kart (20), Berşan Yücel (24) ve Şükran Yanok (21) olay yerinde hayatını kaybetti. Kazada ağır yaralanan 1 kişi ise olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı.

Araçtan ağır yaralı halde çıkarılan Raziye Yanok (21) ise kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve hayatını kaybetti.

İhbar üzerine bölgeye sağlık, polis ve itfaiye ekipleri sevk edilirken ekipler olay yerinde güvenlik önlemleri aldı. Hayatını kaybedenlerin cenazeleri yapılan incelemelerin ardından morga kaldırıldı.

Kaza anı güvenlik kamerasına da yansıdı.

Öğretmenler direniyor, iktidar kulak tıkıyor!

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyeleri ile mülakat mağduru eğitimcilerin Ankara’da başlattığı açlık grevi eylemi 8. gününe girdi

22.06.2026 21:30:00
Haber Merkezi
Öğretmenler direniyor, iktidar kulak tıkıyor!
Öğretmenler direniyor, iktidar kulak tıkıyor!
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyeleri ile mülakat mağduru eğitimcilerin Ankara'da başlattığı açlık grevi eylemi 8. gününe girdi.

15 Haziran'dan bu yana taban maaş, güvenceli çalışma hakları ve mülakatların kaldırılması talebiyle direnen öğretmenler, sağlık sorunlarına ve polis müdahalelerine rağmen eylemlerini kararlılıkla sürdürüyor.

Öğretmenlerin Hayati Mücadelesinde 8. Gün: Sağlık Durumları Kritik, Direniş Sürüyor

Ankara'da Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası genel merkezi önünde nöbet tutan öğretmenlerin açlık grevi eylemi birinci haftasını geride bırakarak 8. gününe ulaştı.

Günlerdir yalnızca su, şeker ve B12 vitaminiyle beslenen eğitimcilerin sağlık durumları giderek kritik bir aşamaya evriliyor. Süreç içerisinde ciddi sağlık sorunları yaşayan bazı öğretmenlerin hastaneye kaldırıldığı öğrenildi.

Talepler Net: "Taban Maaş ve Güvenceli Çalışma"



Özel kurumlarda çalışan ve ataması yapılmayan öğretmenler, yaşam standartlarının iyileştirilmesi ve mesleki onurlarının korunması için şu temel talepleri öne sürüyor:

Özel sektördeki eğitim emekçileri için taban maaş uygulamasının yeniden yasal koruma altına alınması.

Atamalarda adaletsizliğe yol açtığı belirtilen mülakat sisteminin son bulması ve verilen sözlerin tutulması.
Kısa süreli sözleşme dayatmalarına son verilmesi ve eksiksiz sigorta primi yatırılması.

Baskı ve Engellemelere Rağmen Geri Adım Yok

Eylemin başından bu yana öğretmenler pek çok kez emniyet güçlerinin sert müdahaleleriyle karşı karşıya kaldı. Geçtiğimiz günlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde açıklama yapmak isteyen 9 öğretmen gözaltına alınmış ve saatler sonra serbest bırakılmıştı.

Son olarak Ankara Kızılay'daki Madenci Anıtı'na yürümek isteyen eğitimcilerin önü polis barikatlarıyla kesildi ve öğretmenler biber gazlı müdahaleye maruz kaldı. İstanbul Taksim'de TÖZOK önünde destek eylemi yapan öğretmenlere de müdahale edilerek gözaltılar gerçekleştirildi.

Siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin ve sendikaların ziyaret ederek destek verdiği öğretmenler, "Milli Eğitim Komisyonu Toplansın" çağrısını yineleyerek talepleri karşılanana kadar Ankara'daki nöbet alanını terk etmeyeceklerini vurguluyor.

Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, CHP'den istifa etti. Koç, ilçedeki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın pankartlarını indirmişti

Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, CHP'den istifa etti. Koç, ilçedeki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın pankartlarını indirmişti. Haymana Belediyesi'nden yapılan açıklamada, gerekli izinler alınmadan asıldığı gerekçesiyle pankartların indirildiği belirtilmişti

22.06.2026 14:02:00 / Güncelleme: 22.06.2026 14:10:39
Haber Merkezi
 Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, CHP'den istifa etti. Koç, ilçedeki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın pankartlarını indirmişti
 Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, CHP'den istifa etti. Koç, ilçedeki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın pankartlarını indirmişti
Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, CHP'den istifa etti. Koç, ilçedeki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın pankartlarını indirmişti. Haymana Belediyesi'nden yapılan açıklamada, gerekli izinler alınmadan asıldığı gerekçesiyle pankartların indirildiği belirtilmişti.

Koç, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'u 17 Haziran'da bakanlık binasında ziyaret etmişti.

Mahkeme kararıyla CHP genel başkanlığından uzaklaştırılan Özgür Özel, Ankara'daki Ulus Hali'nde vatandaşlarla bir araya geldiği etkinlikte, Levent Koç'un AKP'ye katılacağı iddiasının sorulması üzerine "dedikodu" demişti.

Ankara'da Kalecik, Gölbaşı ve Nallıhan belediye başkanlarının da AKP'ye geçeceği öne sürüldü. Bu başkanlar arasında yalnızca Kalecik Belediye Başkanı Satılmış Karakoç, söz konusu iddiayı yalanlamıştı.

Mattia Ahmet Minguzzi'nin ailesine tehdit mesajları gönderen sanığa 7 yıl 20 gün hapis cezası

Kadıköy'de uğradığı bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybeden Mattia Ahmet Minguzzi'nin ailesine yönelik tehdit içerikli mesajlar gönderen ve paylaşımlar yapan sanık, 3 farklı suçtan 7 yıl 20 gün hapis cezasına çarptırıldı

22.06.2026 13:55:00 / Güncelleme: 22.06.2026 13:58:11
İHA
Mattia Ahmet Minguzzi'nin ailesine tehdit mesajları gönderen sanığa 7 yıl 20 gün hapis cezası
Mattia Ahmet Minguzzi'nin ailesine tehdit mesajları gönderen sanığa 7 yıl 20 gün hapis cezası
Kadıköy'de uğradığı bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybeden 15 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi'nin ailesine yönelik tehdit içerikli mesajlar gönderen ve paylaşımlar yaptığı iddia edilen Furkan Ay'ın (19) yargılandığı davanın karar duruşması görüldü. Bakırköy 13. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya tutuksuz sanık Furkan Ay katılmazken, tarafların avukatları hazır bulundu. Müşteki sıfatındaki Minguzzi ailesi ise duruşmaya katılmadı.

7 yıl 20 gün hapis cezası

Alınan savunma ve beyanların ardından kararını açıklayan mahkeme, sanık Furkan Ay'ın, 'birden fazla kişiyle tehdit', 'kişinin hatırasına hakaret' ile 'kişisel verileri hukuka aykırı şekilde ele geçirme veya yayma' suçlarında toplamda 7 yıl 20 gün hapis cezasına çarptırılmasına, 'suçu ve suçluyu övme' suçundan ise beraatına hükmetti.

İddianameden:

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianamede, Yasemin Akıncılar Minguzzi 'müşteki', Furkan Ay ise 'şüpheli' sıfatıyla yer aldı.

"Yakında sizin ve oğlunuzun tabutunun yanında olacağım. Mezarının adresini biliyoruz. Emanetleri doldurduk, hazırda bekleyin"

Hazırlanan iddianamede, Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen sanal devriye faaliyeti kapsamında, aile bireylerinin tehdit mesajları raporuna yer verildi. Mesajlarda, "Sevmezsiniz ama iyi tanırsınız, Berat abim. Yakında beni de iyi tanıyacaksınız. Adım Ademcan. Bursa Yıldırım'dayım. Yakında sizin ve oğlunuzun tabutunun yanında olacağım. Mezarının adresini biliyoruz. Emanetleri doldurduk, hazırda bekleyin. Ademcan ismini iyi hatırlayın, eceliniz yanımda" şeklinde mesaj attığı, hayatını kaybeden Ahmet Minguzzi'ye küfür ettikleri aktarıldı.

Müşteki Yasemin Minguzzi'nin cep telefonuna Nisan 2025'te şüpheli Furkan Ay tarafından soruşturmaya konu mesajları atıldığı, şüphelinin suçtan kurtulmaya yönelik ifade verdiği, şüphelinin müştekinin kişisel verilerini hukuka aykırı şekilde ele geçirerek, mesajları attığı aktarıldı.

13 yıla kadar hapis cezası talebi

İddianamede, Furkan Ay hakkında 'kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirmek veya yaymak', 'birden fazla kişi ile birlikte tehdit' ile 'kişinin hatırasına hakaret' suçlarından 4 yıl 3 aydan 13 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi.

Erhan Karaal'in kaçırılmasına ilişkin 12 kişi adliyeye sevk edildi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin yürütülen soruşturmada gözaltına alınan 12 kişi adliyeye sevk edildi

22.06.2026 12:45:00
İhlas Haber Ajansı
Erhan Karaal'in kaçırılmasına ilişkin 12 kişi adliyeye sevk edildi
Erhan Karaal'in kaçırılmasına ilişkin 12 kişi adliyeye sevk edildi
İBB Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal, 17 Haziran'da İstanbul'un Maltepe ilçesindeki evinin çevresinde kimliği belirsiz kişiler tarafından zorla bir araca bindirilerek kaçırılmıştı.

Olayın ardından İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çok yönlü soruşturma başlatılmıştı. Karaal'ın fidye için kaçırıldığı iddia edilen olaya ilişkin başlatılan çalışmalarda toplam 2'si kadın 12 kişi gözaltına alınmıştı. Olayda kullanılan aracın plakasının kopyalandığı öne sürülen soruşturmada, Tuzla'da bir inşaat alanında bulunan Karaal'ın rehin alınması ile irtibatı olduğu iddia edilen 12 kişi, ifadeleri alınmak üzere İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Gasp Büro Amirliğine getirilmişti.

Darbedildiği belirtilen Karaal'ın kaldırıldığı hastanede tedavisi sürerken, soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 kişi emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından Anadolu Adliyesi'ne sevk edildi.

AKP, 12. Yargı Paketi'ni TBMM Başkanlığına sundu

AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan 4. Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında hazırlanan ve kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen kanun teklifinin TBMM Başkanlığına sunulduğunu açıkladı

 

22.06.2026 12:30:00 / Güncelleme: 22.06.2026 14:40:36
Anadolu Ajansı
AKP, 12. Yargı Paketi'ni TBMM Başkanlığına sundu
AKP, 12. Yargı Paketi'ni TBMM Başkanlığına sundu

AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan 4. Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında hazırlanan ve kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen kanun teklifinin TBMM Başkanlığına sunulduğunu açıkladı.

AK Parti Grup Başkanvekili Akbaşoğlu, Ankara Milletvekili Murat Alparslan ve İstanbul Milletvekili Nurettin Alan'la Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 30 maddeden oluştuğunu belirtti.

Hak arama hürriyetinin etkin şekilde kullanılmasının, güçlü devletin en sarsılmaz yapı taşları arasında yer aldığını ifade eden Akbaşoğlu, 2002'den itibaren reform iradesini sürdürdüklerini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan 4. Yargı Reformu Strateji Belgesi'yle "Türkiye Yüzyılı Adaletin Yüzyılı Vizyonu"nun ilan edildiğini aktaran Akbaşoğlu, teklifin, yargılamaların makul sürede tamamlanmasını, yargıya güvenin üst seviyeye çıkarılmasını hedeflediğini belirtti.

Akbaşoğlu, vatandaşların alacağına daha zahmetsiz ulaşması amacıyla icra takibi başlatılmadan önce idareye yazılı başvuru yapılmasının ve hesap numarasının bildirilmesinin zorunlu hale getirileceğini söyledi.

Mirasçılar arası öncelikle satışta düzenlemeye gidileceğini bildiren Akbaşoğlu, şöyle konuştu:

"Ortaklığın satış suretiyle giderilmesi davalarında suistimalleri ortadan kaldırıyoruz. Miras yoluyla intikal eden taşınmazların satış sürecinde birinci açık artırmanın malik olan mirasçılar arasında yapılmasını hüküm altına alıyoruz. İdari yargıda yargılamaların gecikmemesi ve mahkemelerin iş yükünün hafifletilmesi için önemli adım atıyoruz: İdare mahkemelerinde tek hakimle çözümlenecek davaların kapsamını genişletiyoruz. Öğrenciler ve kamu görevlilerine ilişkin belirli uyuşmazlıklar artık tek hakim tarafından süratle karara bağlanacak. Hakimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulmasını açıkça disiplin yaptırımına bağlıyoruz."

Akbaşoğlu, idari yargıda dosyaların usul nedenlerle mahkemeler arasında gidip gelerek davaların uzaması sorunu çözecek yeni düzenlemeler getirileceğini dile getirdi.

İlk derece mahkemelerinin verdiği kararlarda sadece görevsiz ve yetkisiz olunduğu gerekçesiyle Yargıtay'ın bozma kararı veremeyeceğinin hüküm altına alınacağını, belirsiz alacak davasının yürürlükten kaldırılacağını belirten Akbaşoğlu, "Duruşmalar arasındaki sürenin kural olarak 3 aydan fazla olamayacağını yeni bir düzenleme olarak getiriyoruz. Ses ve görüntü nakli yoluyla duruşmalara katılımın kapsamını genişletiyor, ön inceleme duruşmalarının da ses ve görüntü nakli yoluyla icra edilmesini teklif ediyoruz." ifadelerini kullandı. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.